Gazetecilik mesleğinin duayeni merhum Saruhan Ayber’le bir sohbetimizde “Oğlum” demişti, “Atatürk’ün, Karacabey Ovası’nda 100 bin dönüm arazisi vardı. Akıbetine dair hiçbir bilgi çıkmadı gazetelerde. Bir araştırsana bakalım ne oldu, kime devredildi o büyük çiftlik”?!.

Allah Allah!

Tam 100 bin dönüm toprak…

Bu gün parası olan adam alamaz!

Osmanlı, hatta Bizans döneminden gelen Karacabey Harası bile 80 bin dönüm civarında.

Hem Mustafa Kemal niye gelip de şahsına buralardan toprak alsın ki?

Gerek mal varlığını edinmesinde, gerekse bu menkul ve gayrı menkullerin CHP’ye ve Hazine’ye devrinde henüz yanıtlanmamış pek çok soru işareti var sevgili okur.

Kimse tam olarak ne olduğunu bilmiyor.

“Atatürk’ün el yazısıyla kaleme aldığı vasiyetname” denilen tek sayfalık evrak, sadece “Çankaya’daki gayrı menkulleriyle, sahip olduğu tüm nukut (para) ve hisse senetlerini” kapsar ve ölümünün ardından mahkemeye onaylatılarak yürürlüğe sokulur:

Peki, Mustafa Kemal’in sahibi olduğu diğer mülkleri ne olacaktır?

İşte onlara dair dair imzalanmış bir belgeli vasiyet yoktur ortada.

Sadece İsmet İnönü’ye, Karadeniz’den çekilen ve ancak “niyet” ifade edilen bir telgraf vardır.

Fakat soru işaretleri ve tartışmalar başka bir noktada, “imza” hususunda da sürer.

Şimdi Mustafa Kemal’in ömrü boyunca kullandığı, kendi el yazısyla kaleme aldığı tüm imzaları paylaşıyorum sizinle.

Gördükten sonra çıkın yukarı, bir daha bakın; “Kendi el yazısıyla yazdı” denilen evraktakine uyuyor mu?

Bizlere Atatürk’ün, Selanik’te pembe boyalı bir evde doğduğunu, büyürken karga kovaladığını filan öğrettiler okulda.

Oysa O’nun doğduğu evin her yıl binlerce insanın adeta tavaf ettiği o ev olmadığını yıllar sonra öğrenecektik ki, pek çok insan hala bilmez!

Nitekim ne Makbule öz kardeşiydi, ne de Ali Rıza Bey kendi babası.

Hadi bunlar bir yana da 1920’den sonra yaşadığı dönem boyunca Türkiye’nin en zengin insanı olduğunu, tapuda üzerine kayıtlı arazilerle muazzam bir servetin üstünde oturduğunu da çok sonra bilecektik.

Hadi Çankaya’daki gayrı menkulleri, paralarını ve hisse senetlerini CHP’ye bağışladı diyelim…

CHP’nin de İş Bankası’ndaki hisse ve paraların gelirini TDK ve TTK’na aktardığını varsayalım…

Peki sevgili okur, eski CHP’li Dış İşleri Bakanı İsmail Cem’in, 1979 yılında yayımladığı “Türkiye’de Geri Kalmışlığının Tarihi” isimli kitabında yazılan Mustafa Kemal’in şahsına ait diğer mal varlığı ne oldu dersin?

Kendisinin de tam olarak bilmediği bu serveti ölümüne yakın, en yakın adamı Hasan Rıza Soyak listeliyor.

Okullarda öğretilmeyen bu liste hayli uzun:

“582 dönüm çeşitli meyve bahçeleri, çeşitlerde 650 bin fidan, 400 dönüm Amerikan asma fidanlığı, burada 560 bin kök bağ çubuğu, 220 dönüm bağ, burada 88 bin adet bağ çubuğu vardır, 370 dönüm çeşitli sebze yetiştirmeye elverişli bahçe, 220 dönüm 6 bin 600 ağaçlı zeytinlik, 27 dönüm 1.654 ağaçlı portakallık, 15 dönüm kuşkonmazlık, 100 dönüm park ve bahçe, 2 bin 650 dönüm çayır ve Yoncalık, 1.450 dönüm yeni tesis edilmiş orman, 148 bin dönüm ziraata elverişli arazi ve meralar (Acaba bu mera Saruhan abinin sözünü ettiği arazi mi?), 45 adet büyük ve küçük idare binası ve ikametgâh, bütün mefruşat ve demirbaşları ile beraber, 7 adet 15 bin baş koyunluk ağıl, 6 adet Aydos ve Toros yaylalarında tesis edilen mandıralar, 8 adet at ve sığırlara mahsus ahır, 7 adet umumi ambar, 4 adet hangar ve sundurma, 4 adet lokanta, gazino, ve eğlence yerleri, lunapark, 2 adet çeşitli imalat yapan fırın, 2 adet, çiçek ve süsleme nebatı yetiştirmeğe mahsus yer, bira fabrikası, (Yılda 7 bin hektolitre üretme kapasitesine sahip.), malt fabrikası, buz fabrikası(Günde dört bin ton buz üretme kapasitesine sahip.), soda ve gazoz fabrikası (Günde 3 bin şişe soda ve gazoz üretebilecek kapasitede.), deri fabrikası, ziraat aletleri ve demir fabrikası, süt fabrikaları (Biri Ankara diğeri ise Yalova'da olan bu iki fabrika günde 30 bin litre süt ve bir ton tereyağı üretme kapasitesinde.), iki yoğurt imalathanesi, şarap imalathanesi (Yılda 80 bin litre şarap üretme kapasitesine sahip.), değirmen, İstanbul'daki bir çelik fabrikasının yüzde kırk hissesi, biri Ankara'da, diğeri Yalova'da kurulu iki tavuk çiftliği, Yalova’daki çiftliklerde iki hususi iskele ve liman tesisatı, Üçü Ankara’da ve ikisi İstanbul’da beş satış mağazası ve bütün tesisat ve demirbaşları, Orman Çiftliği’nde hususi sulama tesisatı, kanalizasyon, telefon tesisatı, elektrik tesisatı, küçük beton köprüler, hususi yollar, içme su tevziatı şebekesi, Yalova Çiftliği’nde hususi su tesisatı, elektrik tesisatı, telefon tesisatı, küçük beton köprüler ve yollar, Silifke Tekir Çiftliği’nde hususi sulama tesisatı, beton köprüler, Orman Çiftliği’nde kurulu “çiftlik müzesi” ve ufak mikyasta hayvanat bahçesi tesisatı, bunların işletme levazımı ve bütün demirbaşları, 13 bin baş Kıvırcık, Merinos,Karagül,Karaman ırklarıyla bunların melezleri, 443 baş sığır,Simental, Hollanda, Kırım, Jersey, Görensey, Halep yerli ırklarıyla bunların melezleri,yeni üretilen Orman ve Tekir cinsleri, 69 baş İngiliz, Arap, Macar, yerli ve bunların melezleri koşum ve binek atları, 2 bin 450 baş Tavuk, Legorn, Rodayland ve yerli ırklar, umumi cansız demirbaşlar, 16 adet traktör, 13 adet harman ve biçer döver makinesi ve bilcümle ziraat işlerini görmekte bulunan ziraat alet ve edavatın tamamı, 35 tonluk bir adet deniz motoru Yalova Çiftliği’nde, 5 adet, çiftliklerin nakliye işlerinde çalıştırılan kamyon ve kamyonet, 2 adet çiftliklerin umumi servislerinde çalıştırılan binek otomobili, 19 adet, çiftliklerin umumi servislerinde çalıştırılan, binek ve yük arabası…”

Tabi bu listede aralarında Bursa’nın da bulunduğu bazı illerdeki belediyelerin veya esnafın bir araya gelip, Mustafa Kemal’in şahsına bağışladığı köşkler yok.

Hem sonra, yukarıda saydığım taşınmazların pek çoğunun akıbeti de belli değil.

On beş yıl süren Cumhurbaşkanlığı sırasında fazla bir harcama yapmayan Paşa’nın hatırı sayılır bir meblağ biriktirdiği varsayılsa bile, sahip olduğu mal varlığının yanında devede kulak olduğu görülecektir.

Küçük bir bilgi daha size:

Yıllarca Türkiye’de Cumhurbaşkanlarının resmi ikametgahı olarak kullanılan Çankaya Köşkü’nün, 1915’te Ermenilerden el konulan bir gayrimenkul olduğunu biliyor muydunuz?

“Kasapyan’ların Bağı’na” da çökmüş meğerse İttihatçıların kurduğu hükümet.

Doktor Gültekin Kamil Birlik’in “Makbule Atadan’ın, Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasına yaklaşımı” başlıklı bilimsel bir araştırması var, tamamını okumak isteyenler İnternet’ten, PDF formatında indirebilirler.

Şimdi oradan bazı bölümleri paylaşmak istiyorum sizinle:

“Atatürk, Bursa ziyareti sırasında, Bursa Belediye Başkanına 2 Şubat 1938’de gönderdiği yazıda, Bursa Belediyesinin 1923 yılında kendisine hediye ettiği Çelikpalas Oteli’ndeki müstakil köşkünü, bütün müştemilatıyla birlikte Bursa Belediyesine hibe ettiğini bildirdi. Atatürk ayrıca, Bursa kaplıcalarının büyük ve medeni ihtiyaçlarından birini karşıladığını belirttiği Çelikpalas Oteli’nin, Bursa Belediyesinin çabası ve yardımıyla daha fazla geliştirilmesine yardımcı olmak için, Çelikpalas Oteli’nin ait olduğu şirketteki 34.830 liralık hissesini de Bursa Belediyesine terk ettiğini açıkladı. (Akşam Gazetesi 3 Şubat 1938-Sayfa:1)”

Mustafa Kemal, Çelikpalas Oteli’ni Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’ya yaptırmış, kendisi de oraya büyük ortak olmuştu.

Diğer ortaklarsa şunlardı: Türkiye İş Bankası, Türkiye Ticaret ve Sanayi Bankası, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Ziraat Bankası, Bursa İl Özel İdaresi, Bursa Belediyesi ve Celal Bayar.

Bursa Belediyesi daha sonra 1961 yılında Mustafa Kemal’in bağışladığı bu hisseleri Emekli Sandığı’na sattı.

Ardından Emekli Sandığı da başkasına sattı.

Hiç bir CHP'li çıkıp da “Atatürk’ün aziz hatırası satılıyor” demedi!

“Atatürk, hipodrom ve stadyum civarındaki arsalar ile çarşı içindeki bir otel ve altındaki dükkânları Ankara Belediyesine, Ulus matbaasını da bütün demirbaşıyla ve çevresindeki arsalarla birlikte Cumhuriyet Halk Partisine bağışladı. Bunlarla ilgili resmi işlemler, hediye edilen çiftliklerin resmi işlemleri ile beraber 11 Mayıs 1938’de yapıldı. (Cumhuriyet, 12 Mayıs 1938, Sayfa: 3)”

Kimileri, “Atatürk, Hindistan’dan gelen paralarla çiftlikler kurdu, halka modern tarımı öğretmeyi amaçladı” gibi komik bir gerekçeyle, gölgede kalan gerçekleri hala saklamaya çalışıyorlar ya?

Mustafa Kemal otelcilik yaparak otelciliği, biracılık yaparak biracılığı, yoğurtçuluk yaparak yoğurtçuluğu, şarapçılık yaparak şarapçılığı, bankerlik yaparak bankacılığı da mı öğretmeye çalıştı yüce Türk milletine?

Orman Çiftliği’nde kurduğu bira fabrikasının hikayesi de ilginçtir.

Satışı arttırmak için İstanbul’da üretim yapan Bomonti Bira Fabrikasını kapattırmak istediğini hatta, sırf bu yüzden aralarının açılıp,  İnönü’yü başbakanlıktan aldığını da yazar sahih tarih kaynakları.

Hem sonra CHP, kendisine devredilen bazı çiftlikleri ne yapmıştır?

Satmış mıdır?

Yoksa Atatürk’ün aziz hatırasına hürmeten çiftçilik, tavukçuluk ve sütçülük yapmayı sürdürüyor mudur oralarda?

Devam edelim:

“Belediyelere bağışladığı emlak ve arsalar dışında kalan ve vasiyetnamesinde yer almayan Atatürk’ün evlerinin, vefatından sonra ne olduğu hakkında aşağıdaki araştırma yapılmıştır. Bu kapsamda,Atatürk’ün Trabzon’daki köşkü, Erzurum’daki evi ile Samsun’daki evi incelenmiştir.

Yukarıda açıklandığı gibi, Atatürk Bursa Belediye Başkanına gönderdiği yazıda, Çelikpalas Oteli’ndeki müstakil köşkünü Bursa Belediyesine hibe ettiğini bildirmişti. Atatürk ayrıca, Çelikpalas Oteli’nin ait olduğu şirketteki 34.830 liralık hissesini de Bursa Belediyesine terk ettiğini açıklamıştı.

Makbule Boysan’ın (Atadan) 9 Temmuz 1941’de Cumhuriyet Halk Partisine gönderdiği yazısında Bursa’daki bu köşke ait bilgiler bulunmaktadır. Makbule Boysan bu yazısında, Bursa’daki köşke ait olup bankaya konulmuş olan 5.000 liranın, rehin tutulması nedeniyle alacaklısına verileceğinden dolayı, çekilmesini, vergi gibi masrafların bu paradan kesilmeyip, kendi maaşından kesilmesini istemiştir.

Yazıdaki bu bilgiden, Atatürk’ün Bursa’daki köşkünün ve Çelikpalas Oteli’nin ait olduğu şirketteki, 1938 yılında 34.830 lira değerinde olan hissesinin, diğer evler gibi, Atatürk’ün vefatı sonrasında Makbule Boysan’a intikal ettiği sonucuna varılmaktadır. Ziya Arkant’ın, Meclisteki konuşmasında "Bursa’daki köşkün de Makbule Boysan’ın tasarrufuna geçtiğini, daha sonra bu köşkü sattığını" açıklaması bu sonucu doğrulamaktadır.

Atatürk’ün bağışladığını duyurduğu Bursa’daki köşkün neden Makbule Boysan’a kaldığı konusunu incelemek yerinde olacaktır. Atatürk 2 Şubat 1938’de gönderdiği yazıyla, Bursa’daki köşkünü ve Çelikpalas Oteli’ndeki hissesini Bursa Belediyesine hibe etmiş, bu bilginin basında yer almasıyla kamuoyu da bilgilendirilmişti. Ancak, bunların Makbule Boysan’a kalmasından anlaşılmaktadır ki, Atatürk yazısında açıkladığı hibeye ilişkin olarak yapması gereken resmi işlemleri gerçekleştirememiştir.”

Gültekin Kamil Birlik’in araştırmasında hayli ilginç noktalar var:

“Atatürk’ün vasiyeti, 28 Kasım 1938’de Ankara Üçüncü Sulh Hâkimliğinde açılmıştı. Hilmi Uran, vasiyetname hâkim huzurunda açılıp okunduktan sonra, hazır bulunanlarca bir zabıt tutulmak istendiğinde, Makbule Boysan’ın zaptı imzalamaktan çekindiğini ve avukatına danışmak istediğini anlatmıştır. Bu durumun, Makbule Boysan’ın vasiyetnameyi umduğu gibi bulmamasından kaynaklandığını tahmin ettiğini söyleyen Hilmi Uran, Makbule Boysan’ı evinden alıp getiren Şükrü Saraçoğlu’nun buna sinirlendiğini ve onu evine geri bırakmaktan vazgeçtiğini açıklamıştır. (Hilmi Uran, Hatıralarım, Künyesiz, Ankara 1959, s. 332.)

Makbule Boysan, vasiyetin açıklandığı zamanki durumunu, “Vefat ettiği zaman vasiyet, miras düşünecek halde değildim. Yanıyordum…” şeklinde tanımlamıştır. Makbule Boysan, Atatürk’ün vasiyeti ile ilgili olarak endişelerini şu şekilde açıklamıştır: “Bir heyet huzurunda tebliğ edilen vasiyetnamenin taşıdığı tarihte (5 Eylül 1938’de), ağabeyimin ekmeğini koparacak takati olmadığını biliyorum”.

Makbule Boysan, Atatürk’ün ömrü boyunca kendisine “Hemşire” diye hitap ettiğini, başkalarına takdim ederken de “Hanımefendi” demeyi adet haline getirdiğini belirtmiştir. Bu nedenle, vasiyetle ilgili olarak akıl erdiremediği noktalardan birini de, “Bu sonradan ortaya çıkan vasiyetnamede, benden sadece ‘Makbule’ diye bahsedişidir …” olarak açıklamış ve “İnanmıyorum bu vasiyetnameye…” iddiasında bulunmuştur. (Dün ve Bugün, Y:1, S:13, s. 18.)

Makbule Boysan, senelerdir açıklamadan içinde güçlükle sakladığını söylediği acısını şu şekilde anlatmıştır:

“Atatürk Dolmabahçe’de ağır hastayken karnından su alınması gerektiğinde, önce kız kardeşine sorulmasını ve onayının alınmasını, daha sonra işlemin yapılmasını istemişti.

Atatürk’ün bu arzusunun yerine getirilmemesini, “Her zaman aramızda bir mani olan Hasan Rıza Bey (Soyak), bu defa da Atatürk’le alakadar olmaktan beni alıkoyuyordu. Bunu hiç unutamıyorum.” sözleriyle açıklamıştır. (Akın, “Atatürk’ten Hatıralar”, İstanbul, 13 Kasım 1947, s. 1, 4.)”

İyi bir kitap ya da yazı insanı zenginleştiren, yeni ufuk ve kapılar açan, okuyanın yeni kitap ve yazılarla tanışmasını sağlayan unsurlar taşımalıdır.

“İş Bankası” gerçeğinden yola çıkarak kaleme aldığım bu dört makale umarım sizi zenginleştirmiştir.

Olaylara hala at gözlüğünden bakmakta ısrar edenlere bir diyeceğim yok.

Dediğim gibi, bizim işimiz insanı mutlu eden yalanlarla değil, mutsuz etse de gerçeklerle!

Güzel bir hafta sonu diliyorum hepinize.