5 Temmuz 2020 Yeni Marmara Gazetesi’ndeki köşe yazımda  AVRUPA KONSEYİ SÖZLEŞMESİ (İSTANBUL SÖZLEŞMESİ)’NE TARİHİ BAKIŞ’I kaleme alıp nereden geldiğine dair şecere halinde yazmış ve izm'leri takip ederek Mezopotamya ve Mısır'a kadar uzanan "Şeytani aklın projeleri" olduğundan bahsetmiştim.

Bugün ise İstanbul Sözleşmesi’ne İslami ve insani bir bakış açısı ile yaklaşıp neden karşı olduğumu anlatmak istiyorum…

İstanbul Sözleşmesi’ni okuduğum ve araştırdığımda, sözde kadınları korumak için oluşturulduğu söylenen maddelerin içinde İslami ve insani hiçbir maddeye rastlamadım...

İslami olabilmesi için oluşturulan maddelerin Kuran’a ve sünnete uygun olması gerekir iken bu sözleşme Allah'ın ayet, emir ve yasaklarının tam tersini yazarak Müslüman ülkelerde geçerlilik hükmünü kaybediyor…

Sözleşme kapsamında kadının beyanı tek başına esas alınmış durumda…

Oysa İslam’da "Erkeklerinizden iki şahidi de tanık tutun. Şahitler iki erkek olmazlarsa, rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkekle, biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için iki de kadın olsunlar" diye buyruluyor...

Buradan da anlaşılacağı üzere; tek kadının şahitliği İslam’da kabul edilmezken sözleşmede kadının beyanı esas alınıyor ve başka bir şahide ihtiyaç gerektirmiyor. Bu da kötü niyetli kadınlara fırsat oluşturarak erkeklere iftira atmaya kadar gidiyor…

Yine sözleşmede eşler arasında anlaşmazlık olduğu takdirde arabuluculuğun reddine karar verilmiş durumda…

Oysaki İslam o muhteşem kelamında eşler arasında bir erkeğin ve bir de kadının ailesinden arabulucu olunması gerektiğini vurgulamıştır. (Nisa 35)

Bu eşit yaklaşım da hem kadının hakkını savunmuş hem de bir ailenin yıkımını zorlaştırmış ve aile meşru yollarla ayakta tutmaya çalışılmıştır.

Bu madde de İslam’ın ölçüsüne uymuyor.

Ve "bırakın yıkılsın" mantalitesi ile hem ailenin yıkımını kolaylaştırmış hem de kadının boşanmasını kolaylaştırıp onu aile hayatından sökerek kadına zulüm etmiş oluyor iken, devamında erkeğe yüklenen "süresiz nafaka" hususu da devreye girerek zulmün zirvesi yaşanıyor.

Oysaki İslam’da boşanmanın ardındaki hüküm belli, "Evlilik, boşanma veya fesih yoluyla sona ermişse ve kadın da hamile değil ise, adet gören kadın üç hayız süresi iddet bekler.

“Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hali (hayız veya temizlik müddeti) beklerler.” (Bakara, 2/228)

Herhangi bir sebeple adet görmeyenler ise, üç ay süreyle iddet beklerler.

“Kadınlarınızdan adetten kesilmiş olanlarla, henüz adet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır.” (Talâk, 65/4)

Evlilik erkeğin ölümü ile sona ermiş ve kadın da hamile değilse, iddet süresi dört ay on gündür. “İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler.” (Bakara Suresi)

Erkek kadına en fazla dört ay on gün bakmakla mükellef kılınıp akabinde kadına bakma yükümlülüğünü ailesine ve devletine yüklüyor.

(Erkek karısından boşandıktan sonra ortak olan çocuklarına bakmakla yükümlü.)

Sözleşmede evli bir erkek eşi ile beraber olmak istese, kadın hiçbir bahanesi olmadan beraber olmak istemezse ve koca buna rağmen eşi ile birlikte olursa tecavüzden yargılanıyor ve on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabiliyor.

Oysa İslam’da;

"Erkek karısını yatağa çağırır, kadın da gelmeye yanaşmaz, erkek öfkelenmiş olarak sabahlarsa, melekler sabaha kadar o kadına lanet ederler buyruluyor." (Buharî, Müslim)

Bir koca karısına ihtiyaç duyup da onu yanına çağırdığında, kadın ocak başında bile olsa, hemen kocasının yanına gelsin. (Tirmizî)

Kocasını memnun ederek ölen kadın cennetliktir diye buyruluyor. (Tirmizî)

Bir de bunun tam tersine bakalım; kadın kocası ile birlikte olmak isterse, koca istemezse koca ağır kusurlu olarak bulunuyor ve kadına ceza yok.

Evli bir kadın evine yabancı bir erkek getirebilir koca buna kızamaz,  kızarsa kadına şiddetten dolayı evden uzaklaştırılır.

Yüce kitabımız Kuran'ı Kerim'de;

(Ey Peygamber!) Mümin kadınlara söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) esirgesinler ve ırzlarını (Allah’ın haram kıldığı şeylerden) korusunlar.

Görünen kısmı müstesna olmak üzere, zînetlerini (yabancı erkeklere) göstermesinler. Başörtülerini, (başlarından) göğüslerinin üzerine (kadar) örtsünler.

Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi (mü’min) kadınları, ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden ailenin kadınına şehvet duymayan (başkalarının yardımına muhtaç olan saf kimseler gibi) tabi kimseler veya henüz kadınların kadınlık hallerinin farkında olmayan (henüz şehvet duymayan) çocuklardan başkasına (gizli) zînetlerini göstermesinler.

(Yolda yürürken) gizlemekte oldukları zînetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar.

Ey müminler! (Size emretmiş olduğu bu güzel sıfatlara ve övülen hasletlere) toptan Allah'a (itaat etmek suretiyle) dönün (ve cahiliye toplumunun üzerinde bulunduğu kötü ahlak ve sıfatları terk edin) ki (dünya ve ahirette) kurtuluşa eresiniz (Nur Suresi) diye buyrulur iken İstanbul Sözleşmesi Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya benziyor.

Sözleşmede 18 yaş altı kız çocuklarından "kadın" olarak bahsediliyor ve adamın on sekiz yaş altı kızı eve erkek getirip zina ederse ve baba erkeğe kızarsa yasal işlem yapıldığında baba evden altı ay uzaklaştırma cezası alıyor.

Oysa İslam’da; “Zina eden kadınlarınız hakkında dört şahit isteyin. Eğer dört kişi şahitlik ederlerse, ölüm kendilerini alıp götürünceye veya Allah kendilerine bir yol gösterinceye kadar onları evlerde alıkoyun" emri vuku buluyor.

Sizden iki kişi fuhuş yaparsa onlara eziyet edin. Eğer tövbe edip hallerini ıslah ederlerse onları cezalandırmaktan vazgeçin. Çünkü Allah, Tevvab ve Rahîmdir, tövbeleri kabul eder ve çok merhametlidir.” (Nisa süresi)

Kim İslam’da güzel bir çığır açar, iyi bir şey ihdas eder, daha sonra bununla amel edilirse bu kimseye amel edenlerin mükâfatı kadar mükafat yazılır.

Amel edenlerin mükâfatından hiçbir şey eksilmez.

Biraz da insani kısmına bakalım.

Allah'u Teâlâ Hucurat suresi ayetinde buyuruyor ki;

Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.

Yüce Allah ayette, ey kadınlar yahut ey erkekler diye hitap etmeyip, ey inananlar diye hitap ederken bu sözleşmeyi imzalayanlar Allah’ın hükmünü yok sayıyorlar.

Velev ki inanmayan toplumlar için dahi bu sözleşme onanacak durumda değildir. Tüm toplumlar din, dil, ırk, renk olarak farklı olsalar da hayatlarını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek ve geleceklerini inşa etme noktasında aileye ihtiyaç duymaktadır. Bu sözleşme tüm dünya için "Aileyi böl, parçala, yok et" üçgenine hizmet etmektedir.

Kadın ve çocuk istismarı, cinayetleri elbette olmasın istiyoruz ancak bunu önlemenin yolu sözde modern Avrupa’nın Müslüman ülkelere dayattığı İstanbul Sözleşmesi değil.

Müslüman olduğunu iddia eden ülkelerin Kuran’a ve sünnete dört elle sarılıp emir ve yasaklarına itaat etmesi ile birlikte beşeri kanunların da dahil edilmesi ile sağlanır.

Ne buyurdu Allah rasûlü sevgili peygamberimiz veda hutbesinde: “Ey insanlar! Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Hepiniz Adem’densiniz, Adem ise; topraktan yaratılmıştır. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten sakınanınızdır. Arap’ın Arap olmayana, hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.”

Kadınlar için ise yine veda hutbesinde Sevgili Peygamberimiz: "Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir. diye buyurmuşken bugün bu sözleşmeyi imzalayan bir kısım Müslümanlar Allah'ın ayetlerine baş kaldırırken Sevgili Peygamberimizin sünnetlerini reddetmektedir.

Bu ve buna benzer sözleşmelerin ne insan ne kadın ne erkek haklarını gözetmediği amaç ve hedeflerinin sadece şeytani akla  hizmet ettiğini düşündüğüm bu sözleşmeden önce insan sonra bir Müslüman olarak derhâl vazgeçilmesi gerektiğine inanıyorum..

Kim İslam’da güzel bir çığır açar, iyi bir şey ihdas eder, daha sonra bununla amel edilirse bu kimseye amel edenlerin mükâfatı kadar mükâfat yazılır. Amel edenlerin mükâfatından hiçbir şey eksilmez.

Kim de İslam’da kötü bir çığır açarsa, kötü bir şey ihdas eder de daha sonra bununla amel edilirse bu kimseye amel edenlerin günahı kadar günah yazılır. Amel edenlerin günahından hiçbir şey eksilmez."

(Tirmizî, Müslim)