Peki, nasıl kurtuluruz biz bu beladan? Sözleşmenin 80 maddesi fesih durumunu düzenliyor.

Diyor ki; “herhangi bir taraf, herhangi bir zaman diliminde, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bildirimde iş bu sözleşmeyi feshedebilir.” Bu tür fesihler bildirimin Genel Sekreter tarafından alınmasından sonra üç aylık sürenin sonunda izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Yani biz bu beladan nasıl kurutuluruz diye uzun uzun düşünmeye gerek yok. Bu sözleşme ilelebet mahkûmiyet belgesi değildir. Zararın neresinden dönersek kardır. Ancak bu sözleşmeyi Avrupa Konseyine iade cesaretini gösterebilecek siyasi iradeyi ortalıkda göremiyoruz.

Diyanet işleri Başkanı’nın irad ettiği Cuma hutbesindeki hakikatler karşısında, Ankara Barosunu hadsizliğine çok kızdık. Bağırdık, çağırdık baronun itibarına halel getirmeye ve baroları sorgulamaya başladık. En çok da bu olaya tepkiyi iktidar partisi mensupları gösterdi. Aslında bu karşı duruş ve protestolar, haksızlıklar karşısında susturulmuş ve sessizliğe bürünmüş, çoğunlukların bir dışa vurumu ve İstanbul sözleşmesine karşı bir şahlanış idi. İktidara; adaletsizliklerin, vurgunlarının, iktidarın her icraatını beğenmeyenlerin ve susturulmanın patlamayarak,  bundan önce yaşananlar. İktidarımıza kızamıyorduk, iktidara olan öfkemizi de barodan çıkarmayı yeğledik. Hani kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla misali…

İstanbul sözleşmesi meselesi baroya haddini bildirmekle çözülecek bir mesele değildir. Gün geçtikçe aile yapımızı içten içe çökerten, gittikçe de kartopu gibi büyüyen bir bataklığın ortasına çekildiğimizi görüyoruz. Artık bu bataklığa zemin hazırlayan İstanbul sözleşmesini yırtıp atmamız gerekir. Dizlerimizi dövmekle bir yere varamayız.

İstanbul sözleşmesi Türk aile yapısını kökünden dinamitleyen bir Sevr sözleşmesidir. Arkasından yıllarca atıp tuttuğumuz Sevr anlaşması bir meydan savaşının kaybedilmesi sonucunda imzalamak mecburiyetinde kaldığımız bir anlaşmadır.  Ama İstanbul sözleşmesini imzalamak için Türkiye bir savaş kaybetmedi. Muhafazakâr mahalle çocuklarının, şecaat arz edeyim derken sirkatlerini metine geçirdikleri bir sözleşmedir. Muhafazakâr mahalle çocukları olarak yıllardır, Lozan Zafer mi? Yoksa hezimet mi? Diye tartışıyorken, başımızdaki iktidar, ailenin Sevrini imzalamış, kimsenin haberi yok? Seçim zamanlarında tuttuğumuz partinin kazanması için meydanlar da bağırdık durduk, lakin düşünmeden taşınmadan yukarıdakilerin attıkları imzalarla, masa da kaybettik. Evet, bu millet son zamanlar da savaşlar kaybetti. Anlaşmalarla toprak verdik, imtiyazlar verdi, emirler aldı ama hiçbir zaman “ailesini, aile yapısını ve kutsal değerlerini bırakarak, bir masadan kalkmamıştır. İstanbul sözleşmesi ailemizi teslim etme anlaşmasıdır. Türk aile; örf adet, gelenek, görenek, gibi kutsal değerlerimiz Avrupa konseyine bırakılarak masadan kalkılmıştır. Coğrafyamızı harita üzerinde cetvelle çizen emperyal güçler, İstanbul sözleşmesi ile bu kez ailemizin sınırlarını ve sınırsızlıklarını çizmiştir. Son yüzyılda, masada imzalanmış en büyük yenilgidir İstanbul sözleşmesi…