Yılların marangozuydu, saçlarını o küçük atölyesinde ağartmıştı.

Ama artık işler değişmişti...

Fabrika mamulü eşyalar piyasayı istila etmiş, el işi özel imalat meraklıları dışında pek kimse gelmiyordu dükkâna artık.

İşinin ustasıydı, titizdi ama nafile!..

Tanıyanlar bilirlerdi ki, pazarlık da etmezdi hiç…

Ben hakkımdan fazlasını istemem” derdi.

Sabah namazından beri çalışıyordu, bir hayli yorulmuştu.

Sipariş edilen bir masayı daha bitirdikten sonra, “Bugünlük bu kadar yeter” deyip oturdu.

Kurban bayramına üç gün kalmıştı, kurbanlık alması gerekiyordu. “Bir bardak çay içeyim de ondan sonra giderim” dedi.

Kendi kendine konuşurdu yalnız zamanlarında…

İki dükkân ötedeki çay ocağına gitti, selam verip bir sandalyeye oturdu.

Onun her zaman “orta açık çay” içtiğini bilen garson, sormaya bile lüzum görmeden getirdi çayını.

Aynı anda tornacı eski bir dostu belirdi kapıda, üzgün görünüyordu..

Söz kurbandan açıldı, konuştular bir iki satır…

Biraz sonra gidip kurbanlık alacağım” dedi marangoz.

Tornacı dalgın gözlerle marangozun yüzüne bakıyordu.

 Marangoz, “Canın sıkkın” dedi.

Evet.”

Sebep?”

Bir talebe var... Üniversitede okuyor.”

Ne var bunda?”

Önüm sıra yürürken birden yere yıkıldı çocuk.”

Niye?”

Kaldırdım hemen. Sebebini sordum. Önce söylemek istemedi. Israr ettim... Açlıktan başı dönmüş...”

Kimi kimsesi yok mu peki?”

Arkadaşları var. Bizim binanın bodrum katında kirada oturuyorlar. Hepsi memleketlerine gitmişler.”

Bu niye gitmemiş?”

Gidememiş. Ailesi yoksulmuş anlaşılan, para gönderememişler. Cebindeki üç beş kuruş da bitince aç kalmış. Kimselere söyleyememiş derdini.”

Sen ne yaptın peki?”

Aldım eve götürdüm. Allah ne verdiyse beraber yedik. Lakin fazlasını yapamadım. Benim de meteliksiz zamanıma rast geldi. Kalktım buraya geldim, belki bir iş çıkar diye.”

Çıktı mı peki?”

Tornacı “Nerde o eski günler” dedi.

Marangoz sustu. Bir yanda evde kurban bekleyen hanımı vardı, öte yanda parasızlıktan yere yıkılan bir garip talebe. Elini cebine attı, bütün parasını çıkarıp tornacıya uzattı:

Götür ver, memleketine gitsin

Tornacı hayretle baktı:

Hepsini mi?”

Hepsini.

Kurban alacaktın hani?”

Allah kerim!” dedi Marangoz…

Tornacı parayı cebine koyup gitti.

Marangoz da atölyeyi kapatıp evin yolunu tuttu.

Evde, “Kurbanlık almadın mı Bey?” diye soran hanımına da Tornacıya verdiği yanıtı verdi:
Allah kerim!”

Kadın başka soru sormadı, tanırdı kocasını.

İkinci gün yeniden atölyesine gitti Marangoz, tezgâhının başına geçti.  Eline planyayı aldı, işe başlayacaktı ki kapıda bir adam belirdi:

Merhaba usta!”

Merhaba!”

Adam arkası güneşe dönük olduğu için yüzü iyi seçilmiyordu. Marangoz tanıyamamıştı geleni.

Adam bir iki adımda içeriye girince;

Beni tanıyamadın galiba.” dedi.

Evet.”

“Üç ay kadar önce sana bir iş yaptırmıştım. Paranın bir kısmını
vermiş bir kısmını sonraya bırakmıştım. Şimdi hatırladın mı?”

Hatırlar gibi oldum. Gebzeliydin galiba.”

Evet... Ya usta, kusura bakma, parayı geciktirdim. Bir türlü yolum düşmedi buralara.”

Cebinden bir deste para çıkartıp uzattı Marangoza:

Buyur. Bayram yaklaştı, lazım olur. Hakkını helal et.” dedi ve ustanın elini sıkıp gitti adam.

Marangoz parayı saydı…

Kurban bayramı için ayırıp da sonra Tornacıya verdiği paranın tam iki katıydı!

En küçük bir hayret ifadesi belirmedi yüzünde.

Hafifçe gülümsedi sadece ve “Allah kerim!” dedi.

Kalın sağlıcakla…