On TV ekranlarında yayınlanan ve Gazeteci/Yazar Can Ertan’ın sunduğu Can Ertan İle Gündem programına İYİ Parti Bursa İl Başkan Adayı, Eğitimci ve Sendikacı Selçuk Türkoğlu konuk oldu. Programda İYİ Parti Bursa İl Kongresi konuşuldu.

ÖZEL HABER- HANİFE ÖRSOĞLU

Selçuk Türkoğlu adaylık süreci, önceden yapmış olduğu sendikal çalışmalar ve Türkiye’nin sorunlarından bahsetti.

Selçuk Türkoğlu lise çağlarında milliyetçi ağırlıklı yazarları okuduğundan söz ederken MHP ve sonrasında İYİ Parti’ye uzanan süreç hakkında ‘’Üniversite’yi kazanıp Bursa’ya geldiğimde de bu şekilde devam ettik. Bir de ben geldiğim zamanda Uludağ Üniversitesi’nde gerginlikler vardı. Çok sık kavgalar oluyordu. Okula, sınava veya yurda giremediğimiz zamanlar oluyordu. Orada da bu iklimin içerisinde bulundum. Ülkü Ocakları’nda görev ve yöneticilik yaptım. Öğrenciliğim bitip, memuriyet başlayınca da Kamu Çalışanları Vakfı ve Kamu-Sen gibi kuruluşlarda görev yaptım. Atatürk’ün ‘Türkiye’yi oluşturan halka Türk milleti denir’ dediği milliyetçilik noktasındayım. Özü itibari Türk milletini sevmek, onun yücelmesi, yükselmesi ve daha itibarlı olması için mücadele etmek olarak tanımlıyorum. Benim inandığım Türki milliyetçiliğinde milletleri birbiriyle kıyaslamak, üstünlük veya aşağılık değerlendirmesi yapmak katiyetle yok. Tıpkı kendi milliyetçiliğime saygı duyulması gibi bütün milletlerin milliyetçiliğine saygı duyulmasından yanayım. MHP’de aktif olarak bulunmadım ama oradaydım, o iklimin içindeydim, inanıyordum. 2015 yılında MHP’den milletvekilliği aday adaylığına başvurdum. Sekizinci sıradan milletvekili adayı oldum. O dönemde usulün nasıl olacağını sordum. Sandık koyulmayacak ama sonucuna uyulacak bir teamül yoklaması yapılacak dendi. Teamül yoklamasının sonuçlarını açıklamadılar. O zamanlar bir sosyolog arkadaşım MHP’nin bütün yöneticileri ve delegeleriyle anket çalışması yaptı. O anketin sonucunda ben altmış aday adayı içerisinde ikinci çıkmıştım. 2015’teki 7 Haziran seçimlerinden sonra hükümet kurulamadı ve 1 Kasım 2015’te yeniden seçim oldu. Bu süreç ayrışmanın temellerinin atıldığı zamandı. MHP’liler ve ülkücüler arasında ciddi manada artık bir isyan, itiraz ve olağanüstü kongre talepleri vardı. Bu konuda da Meral Akşener’in ismi öne çıkmıştı. Seçimden 20-25 gün sonra Sayın Meral Akşener’i ziyaret etmiştik ve ısrarla aday olması gerektiğini, değişime ihtiyaç olduğunu, tabanın bunu talep ettiğini söyledik. Orada bir nevi kavilleşme oldu. Oradan ümitli dönmüştük çünkü MHP’nin içerisinde bir demokrasi mücadelesi verilecekti. Kongre için imza toplamak gerekiyordu ve yüksek bir oranda imza toplandı. Eğer bir kongre olabilseydi muhtemelen genel merkezde, genel başkan ve yönetim değişikliği olacaktı. MHP’nin içindeki umuttan ziyade kamuoyunda bir umuda dönüştü bu. Ancak kongre yapılamadı, sistem buna müsaade etmedi. Böyle olunca burada başlayan parti içi demokrasi ve hak mücadelesi sadece buralıların dışına çıktı ve ülkede genel olarak bir beklenti ve umut haline dönüştü. Sayın Meral Akşener’in bu süreç sonrası iki alternatifi vardı. Seçimi kaybettim deyip diğer seçimleri bekleyebilirdi ya da bu talebe cevap verecekti. Sayın Meral Akşener bu talebe cevap verdi ve binin üzerinde kişiye ne yapalım diye sordu? Binde dokuz yüz doksanın üzerinde bir oran sayın Meral Akşener’e yeni bir parti kurmasını söyledi. Ondan sonra İYİ Parti’nin kuruluş süreci başladı. Bu süreçte ben de bir şekilde çalıştım ve katkı koydum. Parti kuruldu, olağan kongreler yapıldı, daha ne olduğunu anlayamadan seçim kapıya geldi. Bu erken değil, baskın seçimdi. Orada milletvekili adaylığını düşündüm. Normal bir seçime gidilseydi bunlar önseçimle belirlenecekti. Fakat bu süreçte bunu yapmak mümkün değildi. Olabilecek makul bir listeyle İYİ Parti seçime gitti. Ben de üçüncü sırada milletvekili adayıydım. Ben insanla, vatandaşla ilgili işleri seviyorum. Bu manada siyaset yapmayı seviyorum. Bu listeler belirlendiğinde gerçekçi anketlere göre birinci bölgeden 3-4, ikinci bölgeden de 2 belki 3’ü çıkaracaktık. Fakat seçmenin Muharrem İnce ve Recep Tayyip Erdoğan arasında sıkıştırılması yüzünden yüzde yirmilerde başladığımız seçimi yüzde onlarda anca bitirdik.’’ şeklinde konuştu.

‘’Başarısız Olursam Görevi Bırakırım’’

Selçuk Türkoğlu İYİ Parti Bursa İl Başkanlığı adaylığı konusunda ‘’Bugün Bursa’da İYİ Parti’nin 4-5 tane belediye başkanı, 60 değil de 120 meclis üyesi olsaydı daha etkin, daha görünür, daha çok alanda teşkilatlarımız, daha istenilen durumda bir İYİ Parti olsaydı ben aday olmazdım. Yani istenileni bulamadığımız ve göremediğimiz için aday oldum. Türkiye’de olduğu gibi Bursa da çoraklaşıyor, çölleşiyor ve kötüye gidiyor. Ülkeye ikinci sıradan ekonomik değer katan Bursa, sekseninci sıradan değer katan yerler kadar karşılık göremiyor ve hizmet alamıyor. Gerçek manada bütün değerleri har vurup harman savrulan bir Bursa var. Bu kötü gidişe dur demek için adayım. Daha görünen, daha alanda, daha aktif ve daha sonuç alıcı particilik yapmak için bu göreve talibim. Bu partinin tüzüğünde bir ildeki seçmen sayısının yüzde üçünü partiye üye yaparsanız bütün kurum ve kurullara önseçimle geleceksiniz diye bir şey var. Bunun için ilk seçime kadar altmış bin üye hedefine ulaşıp tabanın gerçek manada iradesini yansıtabilecek bir İYİ Parti olsun diye aday oldum. Eğer başkan olursam hiçbir erken seçimde, seçilmiş olduğum görevi bırakmayacağım. Ortak aklı harekete geçirmek, karar mekanizmalarına tabanı, üyeleri, mensupları daha çok katmak istiyoruz. Nitelikli İYİ Parti kadrolarını oluşturmak için ciddi bir parti okulu uygulaması yapmak istiyoruz. Arkadaşlarımızla Türkiye’nin nitelikli İYİ Parti kadrolarını en azından Bursa ölçeğinde yetiştirmek için bir proje yapacağız. Gençlik ve kadın politikalarıyla alakalı Bursa yerelinde yönetim kademelerimizde kadınların ve gençlerin sorunlarına eğilebilecek genç ve kadın kadrosu oluşturmak istiyoruz. Ayda bir defa bir ilçede geniş ilçe divanları, il divan toplantılarını bütün Bursa ve Bursa kamuoyunu ilgilendirecek, ciddi manada konukların alınabileceği panel ve toplantılar yapmak istiyoruz. Tespit ettiğimiz sorunları yerinde gündeme getirmek, takip etmek istiyoruz. Belediye ve faaliyetlerinin nasıl denetleneceği ve değerlendirmelerinin de nasıl yapılacağını Bursa’ya göstermek istiyoruz. Bu ve benzer sorunlarda hayatta, alanda daha görünen, etkin bir İYİ Parti olsun istiyoruz. Şu anda Türkiye’de tek adam rejimi yaşıyoruz. Bu rejim aşağıya da bürokrasiye de yansımış. Benden değilsen hiçsin şeklinde bir şey oluştu. Diyalog kanalları açık olmalı ve Bursa’nın sorunlarını konuşmalıyız. İYİ Parti oyuyla, meclis üyeleriyle Bursa’da daha etkin olabilir. Partimiz açısından bunu hayata geçirmeye çalışacağım. Burası İYİ Parti. Buraya geçmişte başka partilerde bulunmuş veya hiç siyaset yapmamış insanlar geldi. Ağırlıklı olarak MHP’den gelenler oldu. Bu gerçeği her zaman göz önünde bulunduracağız. Başka standartlarda particilik yapmak isteyen arkadaşlara zaten öyle partilerin var olduğunu söylüyoruz. Burada yeni bir şey var. Bu standartlara uyan bir yönetim oluşturacağız. Bu manada alabildiğince kucaklarımızı açacağız. Bursa’ya ve İYİ Parti’ye değer katabilecek, gayret gösterebilecek, zaman ayırabilecek arkadaşlardan çalışacak ve yorulacak bir kadro kurmayı hedefliyoruz. Ben ilçe kongrelerini ve delegeyi görerek bir hesap yapmıyorum. Ben adayım. Diğer kongre ve delegelere bakarak herhangi bir kaygı taşımadığım için niyetim bu, projelerim bu ve ben bu işe talibim diyorum. Ben aday olmaya yetecek teveccühü gördüğüm için aday oldum. Biz İYİ Parti eşittir Meral Akşener şeklinde bakıyoruz. Bu durum 30-40 yıllık partilerde çok sorun olmaz. Ama bizim partimiz için İYİ Parti eşittir Meral Akşener. Siyasette başarının kriterleri bellidir. Oyunuz, üyeniz, teşkilat ağırlığınız, yerel yönetimlerdeki gücünüz artacak ve belediye kazanacaksınız. İki olan milletvekili sayısını iki-üç katına çıkaracaksınız. Aksi başarısızlık olur. Ben başarısız olursam görevi bırakırım. Bütün vicdanlar da başarıyla başarısızlığın ne olduğunu bilir. Ben başarılı olduğum sendikacılığı bırakmış biriyim. Başarısız olduğum bir işi sürdürmem. Örneğin Türkiye genelinde yüzde 20, Bursa’da yüzde 15 oy alırsak bu başarısızlıktır. Türkiye ortalamasında kalmak bile Bursa özelinde İYİ Parti için başarısızlıktır. Başka birçok şehir için bunu diyemeyiz ama Bursa için deriz.’’ dedi.

‘’Getirilen Sistem Eğitimin Katliamıdır’’

Türkoğlu Türkiye’nin sorunlarına değinirken ‘’Türkiye’de büyük bir işsizlik sorunu var. Büyük bir korku imparatorluğu var. Toplumsal muhalefet yok. Türkiye’de eğitim kalmadı. Eğitimde öyle bir tahribat var ki bunu kısa bir zamanda düzeltebilecek babayiğit zor çıkar. Ben sendikacıyken ‘Türk Milli Eğitimini bu hale getirenler Demirtaşpaşa Hamamı’nda bir tuğla eriyene kadar yıkansalar günahlarından kurtulamazlar’ demiştim. AKP’nin öğrenci yetiştirmek üzerine değil, seçmen yetiştirmek üzerine kurgulanmış bir eğitim politikası var. İnsanların çocuklarının geleceklerini aldılar. Nesil kaybediyoruz biz. Eğitim işleri yaptığınız bir projenin ilk ürününü 10 yıl sonra verir. O yüzden en az eğitim üzerinde oynanması gerekir. Örneğin Teog adında orta öğretimden liseye geçiş sistemi var. Belli liseler sınavla öğrenci alıyor. Çocuklar sınavlara giriyor ve puanına göre yerleşiyor. Bursa’da yerleşme oranı yüzde 23-24’lerdeydi. Milli Eğitim Bakanı bir gün Teog’un ne kadar harika bir sistem olduğunu anlatıyordu. Bakana ‘Sen böyle anlatıyorsun ama sayın Cumhurbaşkanı böyle bir açıklama yaptı ve Teog’u kaldırdı’ dediler. İki gün sonra aynı bakan ‘Devrim yapıyoruz, Teog’u kaldırdık, artık sınavsız sistem var’ dedi. Sonuç olarak ne oldu biliyor musunuz? Sınavı kaldırmadılar, daha ağırını getirdiler. Kendi ağızlarıyla nitelikli okul dediler ve doğal olarak diğer okulların niteliksiz olduğunu kabul ettiler. Ve yerleşme oranında yüzde 4 buçukta bıraktılar. Yani artık çocukların yüzde 95 buçuğu sınavı kaybedenler oldu. Sınava girip sınırda kalan çocukla sınava hiç girmeyeni aynı okula koydular. İmam Hatipleri zorunlu kıldılar. Bugün getirdikleri sistem tam anlamıyla eğitimin katliamıdır. Şimdi sistem şuna döndü: Örneğin Nilüfer’deki çocukların yüzde 40’ı özel okula gidiyor. Benim tabirimle Bursa’nın bir tarafı Belçika bir tarafı da Bangladeş. Diğer tarafta olanlardan özel okula gidenlerden pek yok. Ve bu çocuklar aynı sınava giriyorlar. Kimisi özel okulda günde beş yüz soru çözerek, kimisi ise hayatında hiç optik form okumadan sınava giriyor. Türk Milli Eğitimini bu hale getirdiler. 700 bin de atanmayan öğretmen var. Üniversiteye gidiyorsunuz, dört yılda mezun olsanız bile sonra KPSS’ye giriyorsunuz. Ardından yetkililer ‘Her mezuna iş vermek zorunda mıyız?’ diyor. Bu devletin Planlama Teşkilatı yok mu? Niye bu kadar okul açtınız? Okulların niteliği ayrı bir tartışma konusu. Üzüntülü insanlar ülkesi haline geldik. 2023 hedeflerini revize ettiler. 3 yıl öncenin gerisine düştük. Daha çok fakirleşiyor ve işsizleşiyoruz.’’ şeklinde konuştu.

‘’Samimiyetle Hak Aradık’’

Selçuk Türkoğlu sendikal çalışmaları hakkında ‘’4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu İş Sözleşmeleri Kanunu çıkmadan önce anayasanın uluslararası anlaşmalar, ILO sözleşmelerine atıfta bulunarak bir nevi fiil oluşturup sendikaları kurduk. Yani kanunda yok fakat anayasada var. Böyle bir süreç vardı. O süreç içerisinde Bursa’da her ilçede bir Türk Eğitim Sendikası şubeleri kuruluyordu. Ben Yıldırım’da öğretmendim ve orada başladı. Bizim ilk kongremiz de ‘Memurun sendikası mı olur?’ denilen zamanlardaydı. 3 adaylı bir seçimin sonunda ben seçilmiştim. Sendikal mücadeleye orada başladım. 2007-2008 civarında seçimle Kamu-Sen temsilciliğini de aldım. 2018’de bütün görevlerimden istifa edene kadar da hem Kamu-Sen İl Başkanlığı’nın hem de Türk Eğitim-Sen 2 Nolu Şube Başkanlığı’nı yürüttüm. Sendika bir hak arama örgütüdür. Haksızlık kimden geliyorsa gelsin ve kime yapılıyorsa yapılsın, kimliğine, dünya görüşüne ve dünya görüşüne bakılmadan haksızlığın karşısında olmak lazım. Benim şahsi referanslarımdan bir tanesi olarak benim dinim bana kötülüğü men etmeyi, iyiliği de emretmeyi bana vaaz ediyor. Gücün ve iraden nispetinde müdahale edeceksin, engel olacaksın diyor. Dünya görüşüm, ideolojik altyapım, yaşadığım kültürel ortam bana bunu yıllarca vaaz etti. Ben de bunları imkanlar ölçüsünde yapmaya gayret ettim. Eskiden ‘Sağcıdan politikacı, solcudan polis olmaz’ diye bir söz vardı. Türkiye Kamu-Sen tek başına bu konuda bir doktora araştırmasını gerektirecek bir örnektir. Üzerinde bulunduğumuz iklim daha ziyade hak aramaktan çok teslimiyeti vaaz eden bir iklim. Yani kabullenmeye daha dönük. Bizim iklimimizde insanlar işlerin yüzde ellisini Allah’a, yüzde ellisini de devlete havale ederler. Hep başkaları halletsin, biz bu işlere pek karışmayalım modunda olurlar. Kamu-Sen sokaklara çıkabilmeyi, hak arayabilmeyi, itiraz edebilmeyi, mahkeme kapılarına gidebilmeyi, hem de bunu memur kimliğinizle yapabilmeyi başardı. Bursa ölçeğinde bir misyon yüklenmiş olduk. MTV’ye yüzde kırk zam yaptıklarında bir tavır koymak gerekiyordu. O zamanlar da S-400 konusu gündemdeydi. Bundan ilham aldık ve arkadaşlarla konuşurken zam füzesi yapalım dedik. Böyle bir şey yaptık. Birçok ulusal gazetenin manşetine çıktı. Bunun kısmen bir etkisi olduğunu düşünüyorum. O zamanlar bu zammı yüzde 25’e çekmişlerdi. Eylemlerde basın metini yazıyorsunuz, masaya oturuyorsunuz ve okuyorsunuz. Belki de çok hayati bir konudan bahsediyorsunuz ama ne yazık ki gazeteciler bunu pek bir haber değeri olarak görmemeye başladılar. Biz de bunu haber değeri haline getirelim. Görsel şeylerle daha net mesajlar verip meramımızı anlatalım. 2007 yılında bütçe rakamları mecliste tartışılıyordu. Bu bütçe de dar gelirliye, memura, işçiye, dul ve yetime ayrılmamıştı. Yani klasik Türkiye bütçesiydi. O zamanlar Avrupa Yakası adlı bir dizi vardı. O dizide pijamalı Gaffur adında bir karakter vardı. Çok popülerdi. Onun ‘Anladın sen onu’ diye bir sözü vardı. Bir de ‘Beni beğenmiyor musun?’ derdi. Biz de pijamalar giyerek ‘Niye! Memuru beğenmiyor musun?’ diye böyle bir şey yapmıştık. O da ciddi bir karşılık bulmuştu. Maksada matuf oldu bu işler. Sonuç almaya başladık. Kamu çalışanlarının yargılanmasıyla ilgili hükümetin bir yasa tasarısı vardı. Normalde ihraç edilen bir memur mahkemeyi kazanırsa 30 gün içinde başlatılması lazım. Hükümet bu 30 günü iki yıla uzatmaya kalktı. Bu, bir insanı soruşturmayla haksız hukuksuz atarsınız ve o kişi mahkeme kazansa bile iki yıl boyunca dönemez demek. Bir nevi devlet memurunun 657 sayılı kanununu ortadan kaldıran ve bizi çıplak bırakan bir hadiseydi bu. Bunu belimizden üstümüze soyunarak, sadece kravat takarak protesto edelim dedik ve ettik. Sonrasında ciddi bir kamuoyu oluştu. Başka yerlerden tepkiler de oldu ve sonuçta o tasarı geri çekildi. PTT’de bir hırsızlık olmuştu. İki kişi bunu ortaya çıkarmıştı. PTT’nin atm makinelerinden para çalınmış. Çalan kişi de kamerada çok net bir şekilde görünüyor. Hırsızı değil de bu mevzuyu takip eden sendikacı arkadaşlarımızı soruşturmayla başka illere sürdüler bir de disiplin cezası verdiler. Bu aslında memurun idam fermanıydı. Bu şekilde bir şey yaptık ve kamuoyunun dikkatini çektik. Biz samimiyetle hak aradık. Bizim bugüne kadar gündeme getirip de sonradan tekzip etmek zorunda kaldığımız hiçbir olay olmadı. Böyle bir süreç yaşadık. Bu süreç bize mücadele etmeyi öğretti. Biz sendikal mücadeleyi böyle yürüttük. Birey tek başına kahretmekten, itiraz etmekten, beddua etmekten fazla bir şey yapamıyor. Ama kurumların böyle bir sorumluluğu var. Ben bunları sendika başkanı olduğum için yapabildim. Birey olarak yapamazdım. Sivil toplum kuruluşları, sendikalar, siyasi partiler, bütün akademik odalar vb. dernekler, gönüllü kuruluşlar, düşünce kuruluşları demokrasinin hem olmazsa olmazları hem de denetim ve denge mekanizmalarıdır. Bunları işlevsiz hale getirirsek ülke topyekün çölleşir. Ve oraya doğru gidiyoruz.’’ ifadelerini kullandı.