Ravşan Alioğlu/ÖZEL RÖPORTAJ

Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği Kurucusu ve Başkanı Dilek Üzümcüler ve Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Sekreteri İclay Polat ile Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği ve kadına şiddet hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

Dilek Üzümcüler ve İclay Polat kadına şiddetin önlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği ve cinsiyet temelli şiddetin önlenmesi  konusundaki dernek çalışmalarından bahsettiler.

Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

-Ben Dilek Üzümcüler. Uzun yıllarımı aktivizme yani sivil toplum kuruluşlarına verdim. İş hayatım bittikten sonra hayatımı tamamen bu alanda çalışmaya adadım. Eskiden KA.DER-Kadın Adayları Destekleme Derneği’nin başkanıydım. Daha sonra Mor Salkım Kadın Derneği’nin kuruculuğunu üstlendim. Sivil toplum örgütlerinde yaklaşık 35 yıllık emeğim var.

-Ben İclay Polat. Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Sekreteriyim. Ayrıca dayanışma merkezinde sosyal çalışmacıyım. Bire bir kadın görüşmeleri yapıyorum. Kadınları güçlendirme mekanizmalarına yönlendiren ilk görüşmecilerden biriyim. Asıl mesleğim ise Nilüfer Belediyesi Sivil Toplum İlişkileri.

Bu derneği kurma fikri nasıl oluştu?

-Aslında bütün dernekler bir şekilde şiddete değiniyor. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde etkinlikler yapıyorlar. Ama biz 365 gün bu konuyla ilgilenelim dedik. Böyle bir danışma merkezi olalım ve 365 gün boyunca şiddetin önlenmesiyle ilgili çalışmalar yapalım şeklinde düşündük. Bu şekilde yola çıktık.

‘’Mor Salkım’’ isminin özel bir anlamı var mı?

-‘’Mor Salkım’’ tabii ki özel bir isim. Aklımıza birçok isim geldi ancak bir gece rüyamda bu isim hayatımıza girdi. Ve tabii ki sebebi var. Mor Salkım bir çiçek ancak kadının üzerine atıfta bulunulan cinsiyetçi rollerden uzak bir yaşam akışı veriyor bize. Birçok farklı renkte açıyor ve çok sıcak ve çok soğuk şartlara dayanarak yaşadığı yere kök salıyor. Yani kadınlar gibi yaşamda her zor şartta yaşamda kalabilen, renkliliği ve farklılığı ile yaşamı güçlendiren kadını simgelediğini düşündük. O yüzden bu ismi seçtik

Derneğinizin kuruluş aşamasını anlatır mısınız?

-Derneği aktivist bir kadın grubuyla beraber kurduk. Niyetimiz sığınma evine giren, şiddet gören kadınların istihdamda, sivil toplumda, karar alma mekanizmalarında yer almasıdır. 2012 yılından beri kadının güçlenmesi ve kadının güçlü hale gelip toplumda yer almasını sağlamak amacıyla çalışmalar yapıyoruz. Birçok yardım derneği var fakat biz onlardan birisi değiliz. Biz kadınlara güçlenirken savunuculuk yapması, hakkını araması, hangi alanda nasıl davranması gerektiği, toplumsal cinsiyet eşitliği ve ayrımcılık gibi konuları anlatmak için çalışmalar yapan bir kuruluşuz. Yaptığımız her çalışmanın her projenin verisini topluyoruz ve de alan çalışmasını yapıyoruz. Yaptığımız bütün projeler sıkı sıkı ayaklarının üzerinde duran, geri dönüşleri de gayet sağlıklı olan projelerdir. Bugüne kadar yedi binden fazla kadına, üç binden fazla da çocuğa ulaştık. Onlar güçlendikleri zaman zaten bizden kopuyorlar. Bursa’da yerel yönetim ve kamudan sonra topluma ait tek sivil danışma merkezi biziz. Biz kadın hakları, insan hakları, ayrımcılık ve diğer görüşme teknikleriyle ilgili çok ünlü psikolog ve eğitmenlerden eğitimler alarak bu derneği kurduk. Bir yıla yakın böyle bir eğitim modülü oluşturduk, ondan sonra derneği kurduk. Onun için de yere sağlam basarak gidiyoruz.

Dernek faaliyetlerinizden bahsedebilir misiniz?

-Türkiye’de bir sivil toplum kuruluşu olup da bir kadın derneğinin kullandığı 7/24 açık olan tek hat bizim hattımız. Bakanlığın ve diğer kurumların hatları da var. Ama onlar aile içi şiddet hattı. Bizim hattımız kendi imkanlarıyla, kendi bağışçıları ile giden bir kuruluş hattı olduğu için Türkiye’de tek. Başka sivil toplum kuruluşları da var. Ama onlarınki saat beşten sonra kapanıyor. Bizim maaşlı çalışanımız yok. Her şeyi kendimiz yapıyoruz. Gönüllülerimiz ve üyelerimizle birlikte yürütmeye çalışıyoruz. Bu yüzden de yaptığımız işin çok değerli olduğunu düşünüyoruz. 0531 033 88 44 numarayı arayarak bize ulaşabilirler.

Bugüne kadar birçok Avrupa Birliği projesi gerçekleştirdik. En son Avrupa Birliği tarafından finanse edilen ‘’Birlikte’’ Projesini yaptık. ‘’Şiddetsiz Bir Dünya’’, ‘’Kadınlar Ne İster?’’ ‘’Gelinlik Giydirildi, Çocukluk Sobelendi’’ adlı projelerimiz de oldu. Bunun dışında ‘’Herkesin Bir Hikayesi Var’’ projesinde kadın rol modellerin güçlenme sürecini hikayeleştiriyoruz. Kadınlar nasıl güçlendiğini, nelerden destek aldığını ve nasıl bu hale geldiklerini anlatıyorlar. ‘’Dilin Cinsiyeti’’ adlı bir projemiz var. Her yıl geleneksel olarak yaptığımız ‘’Erkek Diliyle Şiddeti Konuşuyoruz’’ programımız var. Her iki cinsiyetten de şiddeti konuşmak gerekiyor. Türkiye çapında bilinirliği olan kişiler ve özel sektörde çalışanlarla şiddeti nasıl önleyebileceğimizi konuşuyoruz. Türkiye’de ilk kez erkeklerle çalışarak biz bunu yaptık. Başka alan çalışmalarımızda da erkeklerle çalıştık. Kahvelerde, hemşeri derneklerinde erkeklerle çalışarak bunların verilerini topladık. Örneğin  ‘’Kadınlar Ne İster?’’ Projesinde kadınların kendileri için hiçbir şey istemediğini gördük. Ne isterlerse eşleri, çocukları ya da ebeveynleri için istiyorlar. Kadınlar evlenmeden önce ve sonrasında farklı düşünüyor. Böyle bir istatistiki bilgi ortaya çıktı. Dediğim gibi yaptığımız her çalışmanın verilerini çıkartmaktayız. Birçok kurum bizim için bir şeyler yapmak istiyor. Bunlara da özel isimler koyuyorlar. Örneğin Özhan Market tarafından ve bizim işbirliğimizle gerçekleştirilen ‘’Bana Kalbini Ver’’ Projesi kadının istihdamı açısından önemli bir proje oldu. Sheraton Otel çalışanlarıyla ihtiyaç kumbarası oluşturularak farkındalık kampanyası düzenledik. Accor Oteller Grubu İBİS Otel ile ‘’He For She’’ Projesi yaptık, eğitimler verdik ve bir dayanışma örneği ortaya koyduk. Yeşim Tekstil ile ‘’Evde İşte Eşitlik’’ projesi kapsamında çalışanlara eşitlik, ayrımcılık, kadına yönelik şiddeti konuşuyoruz. Kadına yönelik şiddete maruz kalanların yönlendirilmesinin yapıldığı bir çalışma yapıyoruz. Aynısını Seger firmasında da yapıyoruz. Protokolsüz çalışmıyoruz.  Birçok kurumda hem eğitim veriyor hem de projeler yapıyoruz. Dernek içi eğitimlerimiz her zaman yapılıyor. 18 kişilik bir avukat grubumuz var. Bu avukatlarımız, bize gelip danışanlardan hukuki yol göstermektedirler. Psikologlarımız da ücretsiz psikolojik destek veriyorlar. Başka bir danışma merkezinde bu kadarını göremezsiniz. Bu psikolog ve avukatlarımızın çoğu üyemiz olmadan bize dışarıdan gönüllü olarak destek veren insanlar. Bu yüzden güçlü olduğumuzu düşünüyoruz. Günde 20-25 telefon alıyoruz ve bunun en az 15 tanesi derneğe gelerek görüşme yapıyor. Biz her türlü ayrımcılığa karşı olduğumuz için bu kapıdan kendini kadın hisseden herkes giriyor. İnsan hakları üzerine çalışıyoruz. Faaliyetlerimiz de toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında, dayanışma esaslı oluyor. Gençlik çalışmalarına çok önem veriyoruz. Uludağ Üniversitesi’nin birçok topluluğu var. ‘’Bilinçlen, Şiddeti Önle’’ adlı projemizde Uludağ Üniversitesi gençleriyle çalıştık. Ona 6-7 bin genç katılım sağladı. Yaklaşık 8 ay süren bir proje oldu.  Ayrımcılıkla mücadele, kadına yönelik şiddet, cinsellik gibi konuları konuşuyoruz. İleride koltuğu bizden gençlerin devralacağı için onların da güçlenmesine önem veriyoruz. Kadın sağlığı modülleri yaptık. Her sene gazete kupürlerinden oluşturduğumuz Mor İz sergisini yapıyoruz. 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nde çocuklar için sergi çalışmaları yapıyoruz.  Bursa’da ilk defa İç Genelge çıktı. İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması ve 6284 sayılı kanunla ilgili çalışmalarımız sürüyor. Nafaka çalıştayını yaptık. Çünkü artık torba yasalarla nafakamıza dokunuluyor. Nafakayla ilgili asılsız haberler ortaya atılıyor. Ulusal ve uluslararası ağlarda varız. Kadına yönelik şiddetle mücadele ağlarında varız. Bununla ilgili hukuksal ve politika yapım aşamalarında ortak kampanyalar ve ortak politikalar üzerinden gidiyoruz. Kadına yönelik şiddetle mücadele  Avrupa (Wave)ağında hukuksal anlamda Türkiye’de avukatı olan tek sivil toplum kuruluşuyuz. Almanya’da işbirliklerimiz var. Almanya Hessen Eyalet Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı ile çalışmalar yürütüyoruz. Oradaki kadına yönelik şiddet mekanizmalarının hepsini ziyaret ettik. Ve oradaki Türk vatandaşların uyumunun çalışmasını yaptık. Hala işbirliğimiz devam ediyor. Sosyal sorumluluk projelerine destek oluyoruz. Türkiye’de Sığınaklar ve Dayanışma Merkezleri Kurultayı’nın bir bileşeniyiz. Her sene ana ve ara kurultay yapıyoruz. TBMM Kefek Komisyonu, TMBB Şiddet Üst Komisyonu, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmet Bakanlığı ve Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü ile irtibat halindeyiz. Zaten Bursa’da da Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nde Valiliğin üst kurulu ve teknik kurulunda yer alan tek sivil toplum kuruluşuyuz. Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde il eylem planlamasında söz hakkımız bulunuyor. Örneğin bunun bir örneği olarak iç genelge çıktı. İldeki dinamiklerin içinde yer aldığımız için kadın sorunlarının daha çabuk çözülmesi sağlanıyor. Ayrıca kadınların korunmasını, yasanın iyi uygulanmasını sağlarken kadının güçlenmesini ve istihdamı da sağladığımız için daha farklı bir boyuttayız. Yani bir derneğin ötesindeyiz. Global Compact üyesiyiz. Kadın erkek fırsat eşitliği konusunda özel sektörle çalışmalar yapıyoruz. Avrupa Kadın Lobisi’nde varız. Bu kuruluş, İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye’de raporunu yazan bir kuruluş ve bunun yönetiminin içindeyiz. Türkiye’de olan aksaklıkları ya da uygulamalardaki sorunları, devletin politikalarını özgür, sivil bir ses olarak raporluyoruz. Bununla birlikte İstanbul Sözleşmesi Grubu, Kürtaj Haktır Platformu gibi birçok uluslararası oluşumun içindeyiz. Aslında yerel değil, uluslararası bir sivil toplum kuruluşu değiliz. Bununla ilgili politikalar üretmeye çalışıyoruz. Amacımız politikalarla yasaların uygulanması. Şu anda Bursa Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası ile birlikte yürüttüğümüz ‘’Şiddeti Frenliyoruz’’ projemiz var. Kadınlar şiddete uğradıklarında ve kaçmak için taksiye bindiklerinde nereye gideceklerini bilmiyorlar. Taksiciler ayrımcılık, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınların ildeki şiddet döngüsü şeklinde eğitimler alacaklar. Yani taksiciler, araçlarına şiddete uğramış bir kadın bindiğinde onu nereye, hangi kuruma götürmeleri gerektiğini öğrenecekler. Ayrıca 6284 ve İstanbul Sözleşmesi gibi yasalar konusunda da bilinçlenecekler. Eğitimlere başladık. Türkiye’de ilk kez yapılan bir proje bu. Ve diğer illere de örnek olmasını diliyoruz. Bu konuda büyük bir talep aldık. Yirminin üzerinde taksi durağıyla birlikte çalışacağız. Bir de duraklarda kısa film çekilecek. Türkiye için iyi bir örnek olacağını düşünüyorum. Belki başka ilçe ve şehirlere doğru yönelimimiz olabilir. Kadınlar şiddete uğradıklarında kaçma eğilimine giriyor. O zaman da direkt taksiye binip terminale yöneliyorlar. Ceplerinde beş kuruş bile olmadan kaçar gibi gitmeleri yerine Bursa’daki mekanizmaları bilip daha korunaklı, güvenli bir şekilde olabilirler. Bunun sağlanması gerekiyor. Taksiciler de bunu dert edinmiş durumda. Taksilerce fazlaca şiddet öyküleri var. Şiddet uygulayanlara müdahale etmeyi, şiddet anında ne yapacaklarını, polisin nasıl bir tavır alacağını bilmiyorlar. Böyle durumlar için bilinçlendirme ve daha doğru yönlendirmeyle zararsız, daha güvenilir bir hale getirmeye çalışıyoruz. Her durağa ‘’Şiddetle mücadele ediyoruz’’ şeklinde manifesto asacağız. Ramazan ayında ve yılbaşında olmak üzere yılda iki kere kadınları güçlendirecek motivasyon yemekleri yapıyoruz. Biz aynı zamanda istihdam da sağlıyoruz. Bugüne kadar danışanların yaklaşık yüzde 85’i istihdam edildi. Biz danışmanlık hizmeti verdiğimiz firmalarla protokol yaparken onların ihtiyaçları olan personeli öncelikle bizden istemelerini rica ediyoruz. Bizden giden kadınlar da o firmaya uyum sağlarsa, orada kalıyor zaten. Türkiye’de veri toplayan dernek ya da danışma sayısı çok az. Biz bunlardan biriyiz. Özel bir sistemimiz var. Bu sistem üzerinden danışanlarımızın görüşmelerini sisteme yüklüyoruz. Biz eşitlik ilkesi ile yürüyoruz. Şiddetin bir suç olduğunun ve bir bahanesinin olmadığının farkındayız. Bununla ilgili mücadele ediyoruz. En önemli hedef kitlemizden biri üniversitedeki öğrenciler. O büyük bir kitle ve her yıl bizimle çalışıyorlar.

Ülkemizde kadın cinayetleri ve kadına şiddet olayları sizce neden bu kadar fazla oluyor?

-Yasalarımız çok güçlü. Türkiye’deki kadın örgütlerini bir araya gelerek müdahil olup mücadele vererek çıkan bir yasa. Ancak yasanın uygulamasında yasa uygulayıcılarına dair sorunlar yaşanmaktadır. Ama uygulamada çok büyük sıkıntılarımız var. Bunu da önleyeceğiz diye düşünüyorum. Basının, medyanın çetele tutuyor olması, üçüncü sayfa haberlerini zaman zaman çok yanlış vermiş olmaları nedenlerden biri. Siyasiler çok önemli, onlar eğer dillerini değiştirmezlerse şiddet daha da artacak. Bazı medya kuruluşları 6284 ve İstanbul Sözleşmesi üzerinden kadına çok fazla hak verildiğini ve bu hakların geri alınması gerektiğini söylüyorlar. Aslında çok yanlış bir tespit bu. Çünkü 6284 sadece kadın için değil, erkek için de olan bir yasa. Erkekler de şiddete maruz kaldıklarında 6284’ten yararlanacak. Biz bu kanunu çok önemsiyoruz. Çünkü eşitlikçi bir yasa. İstanbul Sözleşmesi şiddetin yok edilmesi ve eşitliğin sağlanması konusunda destekleyici bir unsur ve dünyaya örnek olan bir çalışma. Ama ne yazık ki bazı medya kuruluşları bunu tersine çevirerek anlatıyorlar. Aslında maddeleri iyice okusalar bunun, onların sandığı gibi olmadığını anlarlar. Yasanın en güzel taraflarından biri de şu; ‘hiçbir kadın sokakta kalmayacak’ diyor. Aslında devlet kadınları, çocukları hayatı daha farklı yerlere evrilmesin, başına kötü bir şey gelmesin diye koruyor. Bazı medya kuruluşları bunu yanlış algılıyor. Tüm kadın örgütleriyle beraber çalışıyoruz ve bunun doğru anlaşılacağına inanıyoruz.

Ülkemizde çocuk istismarları, çocuklara şiddet ve çocuk cinayetleri olayları sıklıkla oluyor. Bunun nedeni sizce nedir?

- Adalet sisteminin doğru işlemesi için yasaların iyi bir şekilde incelenmesi gerektiğine inanıyorum. Ülkemizde çocuk istismarı bize gelen vakalarda gittikçe artmakta. Herkes kendi canı yandığı zaman ortaya çıkıyor. Aslında herkes için istismar var. Bu o kadar feci bir duruma geldi ki, bu sizin başınıza her yerde gelebilir. Şiddeti yaşamayan hiç kimse yok. Ama çocuk istismarı çok acı verici. Çocuklarda hayatı boyunca sürebilecek travmalar yaratıyor. Ben aileler için çok çocuk değil, sağlıklı ve nitelikli çocuk doğursunlar diyorum. Bakamayacakları kadar çocuk doğurmasınlar. Çevremizde görüyoruz. Çocukları sokağa salıyorlar, onlara mendil sattırıyorlar. Çocukların  başlarına her şey gelebilir. O çocuklara bakamıyorlarsa devletin kurumlarına başvurabilirler. Bir de duyarsız kalmayacağız. Komşumuz şiddete maruz kalıyorsa polisi arayacağız. Eğer bir çocuğun gerçekten istismara uğradığını, ailesi, ebeveynleri tarafından şiddete maruz kaldığını düşünüyorsak bunu ihbar etmemiz gerekiyor. Bu bizim vatandaşlık görevimiz. Aslında herkesi göreve davet ediyoruz. Pek çok çocuk baba şiddetine maruz kalıyor. Şiddet doğuştan gelen değil, öğrenilmiş bir şeydir. Bu çocukların psikolojik tedavi görmesi lazım. Çocuğu da ileride topluma kazandırabilmek için, çocuğun bizden destek almasını sağlıyoruz. Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da, biz de, başka kadın dernekleri de bu konu üzerinde çalışıyor. Hep birlikte bir dayanışma içerisine girersek toplum olarak bu sorunu çözeriz diye düşünüyorum.