On TV ekranlarında yayınlanan ve Uzm. Dr. Ali Özeren’in sunduğu On’da Sağlık programına Kardiyoloji Uzmanı Dr. Şenol Coşkun konuk oldu. Programda kalp hastalıklarında girişimsel işlemler hakkında konuşuldu.

ÖZEL HABER- ELİF KUŞ BEŞİK

Kardiyoloji Uzmanı Dr. Şenol Coşkun perkütan tedavi yöntemleri hakkında konuştu. Şenol Coşkun ‘’Girişimsel tedavilerin iki türlüsü vardır. Bir tanesi açık ameliyat şeklinde, vücudun belirli boşluklarını açarak yaptığınız. Bir diğeri de perkütan dediğimiz, sadece birtakım ufak deliklerle yara açmadan girişimsel iğneyle yapılan kapalı yöntemlere genel olarak perkütan tedavi diyoruz. Daha önce kalp krizleri bu kadar iyi tedavi edilmiyordu ama son yıllarda ülkemizde sağlık sektörünün gelişmesiyle birlikte birsürü işlem birçok merkezde yapılabilir hale geldi. Kalp krizleri artık 24 saat neredeyse anjiografik olarak tanı konulup arkasından da balon, stent ile tedavi edilir hale geldi ve ölüm riski ciddi oranda azaldı. Zamanla dünyada da daha önce ameliyatla yapılan ya da ameliyatla tedavi edilemeyen çok yüksek riskli hastaları nasıl tedavi ederiz şeklinde tartışılmaya başlandı. Perkütan girişimler kardiyolojide deyince ilk akla gelen anjiografi laboratuvarında yapılan işlemlerdir. Tabi kardiyolojide hastalıklar sadece damar hastalığı değil. Kapak hastalıkları, doğuştan kalp hastalıkları, kalp delikleri de çok sık gördüğümüz hastalıklardır. Bunların da tedavisinde özellikle son yıllarda çok hızlı bir değişim karşımıza çıkıyor. Yapısal kalp hastalıklarında perkütan girişimler dediğimiz zaman ilk aklımıza gelen kalp deliklerinin tedavisidir. İlk başta bunlar açık ameliyatlarla ve bu ameliyatlar da büyük ameliyatlardır. Yani kalbi açıyorsunuz, kalbi durduruyorsunuz arkasından kalp akciğer pompasına bağlıyorsunuz. Bunlar ölüm riski çok yüksek ve normal hayata dönmesi de güç olan durumlardı. Kalp deliklerinin çoğunun artık anjiografi laboratuvarında tedavi ile son derece konforlu olarak tedavisi yapılıyor ve eğer bir hastada bir problem gelişmediyse hasta bir-iki gün sonra taburcu oluyor. Arkasından kalp kapak hastalıklarının tedavisinde bunlar vardı. Ülkemiz bir romatizmal kalp hastalığı döneminden geçti ama şimdi bu antibiyotik çağında ve boğaz enfeksiyonlarının güzel bir şekilde tedavi edilmesiyle romatizmal kapak hastalıkları azaldı. Ülkemizde nüfus yaşlanmaya başladı, o zaman da kireçlenmeye bağlı kapak hastalıkları ortaya çıktı. Bunların da tedavisi gayet başarılı bir şekilde yapılmakta. Artiyalseptaldefekt, bunlarda hasta çok geç kalmamış olacak. 40 yaşından önce yakalamakta fayda var ya da 40 yaşını geçtiyse de detaylı bir işlem öncesi değerlendirmeden sonra karar vermek gerekiyor. Çünkü bu hastalar belirli bir aşamayı geçtiği zaman siz deliği kapattığınızda daha kötü olabiliyorlar. Bir de oraya koyduğumuz şemsiye şeklinde olan cihazların yanlarında tutacağı ufak doku parçalarının olması gerekiyor. Bunu da normal ekokardiyografi ile de görüyoruz ama yemek borusuna özel prop yerleştirerek detaylı kalp ultrasonu yaptığımız zaman uygun olup olmadığını daha net bir şekilde görüyoruz. Bir saatlik bir işlemin ardından hastayı bir gün yoğun bakımda izliyoruz. Hasta taburcu oluyor, bir hafta, on gün sonra da günlük hayatına dönüyor. Kesinlikle konforlu oluyor. İki karıncık arasında delikler olduğu zaman, bunun doğuştan olan cinsi var bir de kalp krizi veya travma sonrası karşımıza çıkan iki karıncık arasındaki delikler var. Bunlar da rahat bir şekilde kapatılabiliyor. Patent DuktusArteriosus dediğimiz temiz kanla kirli kanı taşıyan damarların arasında oluşan, çocukluktan gelen bir delik. Onu da rahatlıkla kapatabiliyoruz. Trans Özofageal eko bizim olmazsa olmazımız, orada karar veriyoruz. Son zamanlarda bu da popüler tedavi yöntemi olma yoluna gidiyor.’’ dedi.

Kapalı Yöntemde Aort Kapağı Takma

Şenol Coşkun ‘’Aort kapağı kalbin sol tarafından çıkıp kanın tüm vücuda giderken karşılaştığı ilk kapak. Bu kapağı benzetirken şehrin ana hattına giden boru hattına giden hattı vanası olarak söylüyorum ve o vana kireçlenmiş ve açılmıyor. Bazı hastalar var ki bunlar da genellikle ileri yaş hastaları. Bu tür hastaları siz tedavi etmezseniz yaklaşık yüzde ellisini ilk altı ay içinde kaybediyorsunuz. İlaç tedavisi maalesef bunun yok. İki tür tedavisi var. Birincisi klasik açık ameliyat, ikincisi de bu kapalı yöntem. Bu hastaları normal cerrahi yöntem ile ameliyat ederseniz işlem esnasında hastaların yüzde 20-30’unu kaybediyorsunuz. Acaba başka bir şey yapılabilir mi diye düşünülürken Fransız bir meslektaşımız kapalı yöntemde aort kapağı takma adı altında bir yöntem geliştirdi ve tüm dünyada hızla yapılır hale geldi. İlk başta yüksek riskli hastalara yapılırken artık orta riskli hastalara da yapılabiliyor. İleride düşük riskli hastalara da yapılabileceğini düşünüyorum. Anjiografi laboratuvarında kapalı yöntemle aort kapağı takma işleminin ölüm riski düşük. Dolayısıyla hasta açısından çok konforlu. Yaklaşık beş ile on yıl arasında durabilite yani dayanıklılığı ile ilgili de çalışmalar geldi. Onlarda da normal biyoprotez aort kapaklarla eşit hatta onlardan biraz daha iyi. Dolayısıyla daha uzun soluklu yani onlardan biraz daha uzun dayanacak. Velev ki bozuldu, yine o zaman cerrahi alternatif var. Bir kapak daha takılabilir. O da bir alternatif.’’ ifadelerini kullandı.

Mitral Kapak Darlığı

Şenol Coşkun ‘’Mitral kapak darlığında eğer kapakta kaçak yoksa, çok kireçli değilse mitral balon tedavisi kapalı yöntemle o dar olan kapağın içine balonu şişiriyorsunuz ve genişletiyorsunuz. Hastalara size on yıl gibi bir süre kazandırır diyorum. Yani on yıl ameliyatı ötelersiniz. Sonra uygunsa bir daha yapılabilir. Özellikle metal kapaklarda, yani siz dışarıdan metal bir kapak taktığınız zaman hastalıklı kapağı daha az hastalıklı bir kapakla değiştiriyorsunuz ve başka problemler de çıkıyor. Dolayısıyla balon tedavisi eğer uygunsa her zaman tercihimiz. Bir diğer problem de yine yaş ilerlemesine bağlı kireçli kapaklar veya kalp krizi geçirmiş, kalp yetmezliği gelişmiş kalbin genişlemesine bağlı kapak tam olarak kapanmadığını için ortaya çıkan yetmezlikler. Burada MitraClip devreye giriyor yani mandal tedavisi. Birbirinden ayrışmış iki kapağın arasına siz zımba teli gibi bir özel cihazla zımbalıyorsunuz. Genellikle bu hastalar da yüksek riskli hastalar, ameliyat olamayacak kadar riskli hastalar, ilaç tedavisine dirençli hastalar. Gayet başarılı sonuçlar da alınıyor. Maliyet ciddi problem. Maalesef Sosyal Güvenlik Kurumu bu işlemi ödemede değil ve ciddi anlamda maliyet çıkıyor. Bir diğer grup da o kireçli kapaklara ne yapabiliriz ya da o zımbalama da olmuyorsa? Şu anda emekleme aşamasını geçti, mitral kapağı takılan kapaklar geliştirildi ya da geliştirilmekte.’’ şeklinde konuştu.

Watchman Cihazı

Şenol Coşkun ‘’Tıp geliştikçe, araştırmalar geliştikçe görüldü ki beyin felçlerinin çok büyük bir kısmı kalpte oluşan ritim bozukluğuna bağlı pıhtıdan kaynaklanıyor. Tabi kaynak belli, kalbin sol kulakçığında artiyalapendiks dediğimiz kese var. Eğer artiyalfibrilasyon dediğimiz ritim bozukluğunuz varsa, kapak hastalığınız varsa, yaşlıysanız ki bu ritim bozukuğu 70 yaşın üzerinde yüzde 5-10’lara çıkıyor. Dolayısıyla orada pıhtı oluşturup beyne attığı zaman, böbreğe attığı zaman, göze attığı zaman ciddi sıkıntılar oluşturuyor. Bu grup hastalarda özel kan sulandırıcılar veya yeni nesil kan sulandırıcılar var ama bunların kanama riski fazla. Bir taraftan pıhtıyı engelleyerek hastayı felç geçirmekten koruyorsunuz ama bir taraftan da mide kanaması, beyin kanaması, bağırsak kanaması gibi ciddi kanamalara neden oluyorsunuz. Dolayısıyla bir açmazımız var. Bu grup hastalarda da acaba kalbin içindeki kulakçıktaki kör noktayı bir mekanizmayla kapatabilir miyiz, pıhtı orada birikmesin diye tedavi denemeleri başladı. Wathcman dediğimiz iki üç tane cihaz geliştirildi ve şu anda rutine oturtuldu yani yapılıyor. Kan sulandırıcıyı kısa bir süre kullandığınız zaman takiplerde bakılmış ki sürekli o ağır kan sulandırıcıları kullanmanıza gerek kalmıyor. Dolayısıyla orada pıhtı oluşmuyor ve o ritim bozukluğu artık felce neden olmayan bir ritim bozukluğu oluyor. Bunu da yine perkütan yöntemle, kapalı yöntemle anjiografide başarılı bir şekilde yapıyoruz. Çok da cesaret verici çalışmalar geliyor. İkisini kıyaslıyorlar. Bu yeni nesil ilaçlar daha iyi deniliyordu. Şimdi aşağı yukarı aynı. O zaman o riskli ilaçları bir ömür boyu kullanmayalım diye de bir görüş ortaya çıktı. Veya hastanın böyle bir ritim bozukluğu ve pıhtı problemi var ama başka bir nedenden de açık ameliyat olacak. O zaman da cerraha rica ediyoruz burayı açınca dikişle de orada pıhtı birikmesin diye. Özellikle cerrahların bu konuda dikkat etmesi ya da bizim onları bu konuda uyarmamız gerekiyor.’’ dedi.