Günlerdir Türk kamuoyu Kanal İstanbul projesi ile yatıp kalkıyor. Televizyon kanalları her akşam açık oturumlarında bu konuyu zihnimize kazırcasına işliyor.

Her hâlükârda olduğu gibi yandaş beslemeler, bu kanalın Türkiye için çok elzem ve hemen inşaata başlanması teraneleri ile iktidarın görüşü doğrultusunda görüşler ve tasdikler serdettiklerine şahit oluyoruz. Karşı çıkanlar da yaptırmayız diyerek karşı çıkıyorlar. Her konu da olduğu gibi, bu konuda da Türk kamuoyu ikiye ayrılmış ve kesin olarak yapacağız diyenlerle, yaptırmayız” diyenler kutuplaşmış durumdalar. Hiç kimse bu kanalın nedenlerini, niçinlerini nasıl yapılacağını ileri de ülkemize getireceği artıları eksileri düşünmüyor, sorgulamıyor, sadece kabul ediyor. Onun içinde toplumumuz normalleşmiyor. Fabrika ayarlarına dönemiyor. Her gün beynimiz ve kalbimiz algı okları ile ateş altında olduğu içinde, hiç kimse sağlıklı düşünemiyor, en kolay yolu seçerek, eski alışkınlıkla tabi olmayı yeğliyor. Belli bir kesimde kamu oyu yoklamaları ve yerel seçim sonuçları gibi göstergeler üzerinden normalleşme isteğini gözlemleyebiliyoruz. Birey olarak toplumun normalleşmesini temin arzusu önemlidir. Fakat demokratik bir siyaset anlayışında normalleşme talebinin ana muhatabı iktidardır. En azından öyle olması gerekir. Zira aynı ülkede yaşayan, aynı ülkü ile düşünen fertlerin mutluluğu ve saadeti, iktidarı da sevindirmesi gerekir.

İktidarın son yıllarda izlediği siyaset ve olayları değerlendirmedeki bakış acısı, toplumun normalleşme sürecine girmesini istemediği intibaını uyandırmaktadır. Daha doğrusu Türk toplumunun gerçeklerinden uzak bir iktidar, normalleşmenin getireceği sorgulamaları pek istemez. Sorgulama olduğu takdir de fertler, iktidarın yaptığı icraatların kendileri ve ülkenin menfaatlerini koruyup korumadığını rahatça anlayabilirler. Bugünkü iktidarın mevcut konumunu muhafaza etmesinin tek nedeni, yaptığı hayırlı ve güzel hizmetler değil, anormalliğin getirdiği kutuplaşmadır. Bu kutuplaşma iktidara siyasi rant sağlamaktadır. Türkiye de siyasetin normalleşmesi demek, iktidarın yapay değil gerçek sorularla muhatap olması demektir. Siyasetin hesap verilebir olması demektir. Şeffaflaşma ve kamu kaynaklarının kullanımının etkin denetimi demektir. Dışarı da ve içeri de yapılan her türlü sözleşme, anlaşma ve hizmetlerin kamu oyunda tartışılması demektir. Hasılı ülke için gerekli olan siyasal normalleşme, iktidarın aleyhine işleyeceği içinde iktidar bunu tercih etmeyecektir.

Bulanık suda balıklar kendilerine kurulan tuzakları görmedikleri için kolayca yakalanıp tavada kızartılabilirler. Siyasi kutuplaşma sayesinde, fertler de iktidarın yaptıkları usulsüzlükleri, yağmayı, talanı, yandaşlarına haksız yere sundukları rant kapılarını görmezler. Vatandaşın gözleri perdelenir, olayları kendi gözüyle değil inandığı ve her şeyi doğru bildiğine kanaat getirdiği yöneticilerin gözüyle görürler. Artık eskilerden kalma biat alışkanlığımız ruhumuza ve bedenimizin tüm organlarına işlediğinden, hayır ve şer, güzel ve çirkin, zararlı ve faydalı gibi kavramların da bir esprisi kalmıyor. Zira güzeli çirkinden, hayrı şerden ayıran kavram akıl ve sorgulama yeteneğidir.

Aslına bakılırsa, bugünler de herkesi meşgul eden Kanal İstanbul projesinin de, siyasi normalleşmeyi değil aksine toplumda anormalleşmeyi körüklediğini görüyoruz.

Bu projeyi savunmalar veya karşı çıkanların çoğu, kanalın açılması halinde Türkiye’nin başına ne dertler açacağının ya farkında değiller veya bilmiyorlar. Veyahutta biliyor da, kapalı kapılar ardında bir takım kişi, kuruluş ve devletlere verilen taahhütlerimi var? Bu sorunun cevabı muamma. İktidarın başındaki zat bu kanal öyle veya böyle açılacak.” Söylemi ile dediğim dedik öttürdüğüm düdük.” Havasında… sanki bu kanal açılırsa, alınan geçiş paraları ile belimizi doğrultacağız, Türk ekonomisinin kurtuluşunu adeta bu projeye bağlıyor. Gerçi bu millet bundan önce de iktidarın başındakileri, anayasa oylamasında da gördü. Hatırlarsanız iktidar evet propagandası yaparken “bana güvenin yeni anayasa değişikliğine oy verin o zaman bakın nasıl Türkiye kalkınacak” gibi hayali ve hamasi palavraları halkın beynine boca ettiler. Ama şimdilerde bu sözlerin ne kadar boş ve halkı aldatmaya yönelik olduğunu görebiliyoruz. Üretim yok, işsizlik had safhada, devletin elinde ve avucunda ne varsa yandaşlara peşkeş çekilmiş, sofraya konulan ekmek küçüldükçe küçülmüş… ama referandumdan önce, bizlere hayaller ve umut dağıtanlar, şimdilerde, değil düzlüğe çıkmak, bataklığın dibine doğru bu milleti ve ülkeyi çekmeye başladılar. Hiç ümit var olmayın, Kanal İstanbul, Türk ekonomisinin düzlüğe çıkması için bir çarede değildir. İktidarın bütün çırpınışları el altından verdiği taahhütleri yerine getirme çabalarıdır.

                                                               Devam edecek…