Düşler içerisinde mahpus bir misafir, yozlaşmış düzen içinde bir bedene hapsolmuş insanlık.

Ruhsuz, umutsuz ve de hislerinden mahrum. Derin bir çukurun içinde, kurtuluş çığlıkları atmayı bırakmış, karanlıklar içinde aydınlığa giden o ışıklı yolu unutmuş insanlık.

Ne zaman denemeyi bıraktık? Dünyaya geliş amacını unutan, varoluş sebebini unutmuş varlıklar haline dönüştüren sürecin fitili ne zaman ateşlendi?

Biz kimiz, neredeyiz ve de ne için varolmaktayız soruları cevapsız kalmakta.

 

İnsanlık, kendi dünyasını anlamayan bir varlık haline zaman dönüştü? Aydınlıklar karanlığa, hayaller umutsuzluğa ve yarınlar hiçliğe ne zaman evrildi?

Anlayamamak, yorum yapamamak ve de bu yabancılığa bir anlam bulamayıp izleyedurmak en acı verici çaresizlik.

Kendi toplumuna yabancı, çağına ayak uyduramayan ruhsuz bedenler ordusu; ruhlarını geri elde etmenin savaşını kazanabilecek mi?

 

Bir başka deyişle; kendi yarattığımız dünyaya bu denli yabancı olmak, aydınlığı kaybedip karanlığa asimile olmanın bir kibar yolu olsa gerek.

Çözüm yolları elimizde, anlamı keşfetmek benliğimizde, aydınlığa kavuşma parolası dimağımızda. Peki bu aydınlık mücadelesinin başını kim çekecek?

Aydınlığa uzanan ruh savaşının önderliğini yapacak birey/ler kim/ler?

Eğer, kendi yaşantısının anlamını geri kazanmak için, kendi ufak dünyasının ruhunu geri elde etmek için bir öndere ihtiyaç duyuyorsa bu kişi; karanlığın gücüne güç katmaktadır günbegün.

Kendi savaşını kendi başlatmalı, kendi fitilini kendi ateşlemeli bu kişi.

Karanlığın sonu bir ulu şafak diyen ustanın sözünü unutmayıp; karanlığı zaptetmeli, hayatın anlamını geri kazanmak isteyen aydınlık ordusu.