Maalesef muharrem ayında tarihte birçok olumlu hadiseler cereyan ettiği halde, Peygamberimiz (SAV)’in vefatından sonra biricik torunu olan Hz Ali (RA) ile Peygamberimizin kızı olan Hz. Fatıma (RA)’ın evliliklerinden doğan Hz Hüseyin (RA)’ın şahadeti de aşure ayı da denilen muharrem ayı içinde vuku bulmuştur… Kerbela olayı İslam tarihinde çok büyük acıların yaşanmasına sebep olduğu gibi, İslam ümmetinin de ayrışmasına vesile olmuştur. Bugün İran’ın tamamına yakını ve Ortadoğu İslam coğrafyasında çok büyük güç olan Şia dediğimiz mezhep, bu olay nedeniyle ortaya çıkmıştır. Bugünlerde İran ve ona yakın TV kanalları açtığımızda, İnsanların toplu halde kendilerine zincirlerle, sopalarla ve çeşitli işkence aletleri ile vurduklarını ve kan revan içinde kaldıklarını görürsünüz. Onlara göre Hz Hüseyin çocukları, ailesi ve yanında 72 Müslüman’la birlikte, kendilerini çağıran küfe halkına gelirlerken, Kendisini halife ilan eden ashabtan Hz. Muaviyenin oğlu Yezitin askerleri tarafından kuşatılarak aç ve susuz bırakılmak suretiyle eziyet edilmelerini anmak ve o günleri ve o acıları aynen yaşamaları için kendilerine de eziyet ettiklerini söylerler.  Ama bugün aynı Şiiler ordusu ile birlikte Irak’a Suriye’ye Yemen’e müdahale ederek Kerbela acısını Müslümanlara yaşatıyorlar. Maalesef her sene-i devriyesinde İslam âlemi olarak kerbelayı anıyoruz, ama kerbelayı bir türlü anlamıyoruz. Kerbelayı anlamak,  Hz. Hüseyin gibi yaşam sürmektir. Bugün Kerbela’yı anma uğruna kendilerine zulmedenler, gene menfaatlerini ve mezhep taassuplarını tatmin amacıyla acılardan acı devşiriyorlar. Halbuki Hz. Hüseyin İslam aleminde yeni Kerbelalar yaşanmaması için kendisini feda etmiştir. Bugünün Müslüman’ı kerbeladan ayrılık gayrılık çıkarmamalı, aksine birlik, beraberlik ve kardeşlik çıkarmalıdır. Şunu iyice bilmeliyiz ki, Hz Hüseyin ve arkadaşlarının uğruna can verdikleri bu yol, Hz. Muhammed (SAV) yoludur.

Üzülerek ifade etmeliyiz ki, bugün Kerbela’yı ve aşureyi hiç anlamıyoruz. Şam’da, Irak’ta, Yemen’de, Suriye’de ve dünyanın değişik bir sürü bölgelerinde yeni Kerbelalar yaşanıyor.

Dünyanın her yerinde Müslümanlar, öldürülüyor, zulme uğruyor. Siyonist güçler ve onlara hizmet eden emperyalist şer odakları, tüm dünyada Müslümanları kirli emellerine malzeme yapıyor. İslam coğrafyasının, yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürmek için aralarında paktlar kuruyor, Allah- Kuran-İslam gibi en üstün değerlerimize ve inançlarımıza hâşâ kelepçe vurmaya çalışıyor. Doğu Türkistan da Çin’in katliamları sürüyor, 10 yaşındaki kız çocuklarının dahi ırzına geçiliyor, İslam namına ibadetler de dâhil ne varsa yasaklanıyor.  İslam âleminin ilk kabesi olan Mescid-i aksa Yahudi çizmeleri altında kirletiliyor, Irak ve Suriye de artık binlerce Müslüman’ın kanı akıyor ve yüz binlercesi de vatanlarını terk ederek batılı ülkelere hicret etmek zorunda bırakılıyor. Memleketimiz de ise iç ve dış odaklar yerli ihanet şebekelerini kullanarak İslam’ın son kalesi olan Türkiye Cumhuriyetini yıkmak ve aciz bir duruma getirmek için bombaları patlatılıyor. Masum insanlarımız ve güvenlik kuvvetlerimiz şehit ediliyor.

Müslümanların kanı akmaya devam ediyor. İzzet ve Şerefleri tarihte görülmemiş bir şekilde, bugün birbirlerinin elleriyle yok ediliyor. Savaş ve terör yüzünden İslam alemi büyük bir ızdırap içersinde. Milyonlarca Müslüman çoluk çocuğu ile birlikte yerinden yurdundan kovulmuş, Avrupalı keferenin kapısında, adeta Azrailinden medet umar hale gelmiş durumda. Çocuklarımız, gençlerimiz umutlarını ve hayallerini yitiriyor. İnsanlık vicdanını ve merhametini kaybetmiş durumda. Kalp kırmayı Kabeyi yıkmakla eş değer gören bir dinin mensupları, bugün nasıl oluyor da, çoluk-çocuk demeden katliamlar yapabiliyor?

Bidayette yazdığımız olumsuzluklar, zihnimizde, bizi ümitsizliğe sevk etmemelidir. Günümüz Müslümanları akıllarının önündeki setleri kaldırırsa, iman ettiğimiz yüce kitabımızı ve Peygamber SAV hayatını günümüze taşıyıp da uyarlayabilirse, bilhassa Türk Milleti yeniden düştüğü yerden ayağa kalkabilir. Bu yeniden dirilişe canı gönülden inanıyoruz.

Belki de günümüz Müslüman’ın, yaşadığı kaos ortamından çıkışının tek yolu, muharrem ayının sembolü olan aşure aşı gibi olmaktan geçiyor. Zira aşureye konan 8.10 çeşit birbirine benzemez görünen yiyeceklerin tek bir kazanda kaynadığında nasıl ki apayrı tek bir tat oluyor da insana hayat veriyorsa, siyahıyla, beyazıyla, alevisi ile sünnisi ile çeşit çeşit olmuş yürekler, İslam potasına girip, İman ve İslam ateşi ile yandıktan sonra bir olup, dünyaya ve insanlığa hayat vermeli tat vermelidir. Yeni  kerbelalar yaşanmaması için, İslam aleminin birlik ve dirlik olması elzemdir.