Kıbrıs Barış Harekâtı Cumhuriyetimizin yakın tarihindeki unutulmaz olaylardan birisidir.

1974 yılı 20 Temmuz’unda Türk ordusu şafakla Kıbrıs’a çıktı. Kocatepe, Adatepe ve Mareşal Çakmak muhripleri, çıkarma gemilerimizi korumak için Mersin’den Kıbrıs’a onlarla birlikteydi.

Bendeniz de Dz. K.K Gölcük Yıldızlar Suüstü Merkez Komutanlığı’ndaki Dz. Astsubay eğitimini tamamlamış, İnegöl’deki köyümde 30 Ağustos yapılacak rütbe takma mezuniyet törenini bekliyordum.

* * *

Tarih 21 Temmuz 1974.

Yani tam 46 yıl önce...

Zamanın tanıkları ve sonradan yapılan açıklamaları göre,

Ankara’da (Genelkurmay’da) kurulu Savaş Harekât Merkezi’nde yoğun koşuşturma.

21 Temmuz sabah erken saatlerde bir istihbarat geliyor: Rodos Adası açıklarında savaş gemileri destekli bir gemi konvoyu Kıbrıs’ın Baf Limanı’na doğru hareket halinde.

Konvoy oraya asker ve malzeme mi götürüyor?

Girne önlerinde bulunan 3 Türk muhribine derhal o tarafa yönelip konvoyu durdurma emri veriliyor...

Çünkü oralar daha önce savaş bölgesi ilan edilmiş, ‘bölgeye hangi gemi girerse vurulacağı’ dünyaya duyurulmuş.

Üç muhribimiz oraya doğru gitmeye başlıyor.

Uçaklarımıza da ‘Baf Limanı yöresinde konvoyu ve bütün yüzer cisimleri vur’ emri veriliyor.

Sorun işte bu anda başlıyor…

Savaş gemilerimizle uçaklarımız arasında haberleşme yok!..

Gemilerde, uçakları doğru hedefe yönlendirecek havacı irtibat subayları yok!

Konvoyun Baf’a doğru geldiği deniz keşif uçakları tarafından defalarca bildiriliyor. Ayrıca radarda da bu görünüyor…

Baf’a iyice yaklaşan Kocatepe, Adatepe ve Mareşal Çakmak muhripleri öğle saatlerinde uçak saldırısına uğruyor.

O bölgede bizim gemimiz olmadığı bildirilen uçaklar saldırıyor, gemilerimiz de onlara ateş ediyor.

Gemiler uçakları, uçaklar da gemileri Yunan sanıyor.

Oysa bölgede hiçbir Yunan gemisi yok!

Üç muhrip birden isabet alıyor.

Haberleşmeleri tümüyle kesiliyor.

Kocatepe olduğu yerde kalıyor.

Adatepe ve M. Çakmak çok isabet almış, ağır ağır ve uçak saldırısından korunmak için zikzaklar çizerek Anadolu sahiline doğru kaçmaya başlıyor.

Mareşal Çakmak karar değiştirip ağır yaralı Kocatepe’nin yardımına, mürettebatı kurtarmaya gidiyor.

Fakat uçaklar yine beliriyor ve bombalama yeniden başlıyor.

Kocatepe hareketsiz…

Mürettebat gemiyi sallarla terk etmiş.

Ama uçaklardan roket, bomba ve makineli tüfek saldırısı bir kez daha başlayınca Mareşal Çakmak da denize dökülenleri bırakıp oradan kaçmak zorunda kalıyor!

Bütün bunlar yaşanırken Ankara’da Savaş Harekât Merkezi’nde ilginç olaylar oluyor.

Denizciler ısrarla ‘Baf yakınlarında gemimiz yok, bütün yüzer hedefleri bombalayın’ diyor.

Bunun üzerine Ankara’dan havalanan filolara ‘devam edin’ deniliyor ve ikinci kez bombalama yapılıyor.

Akşamüstü anlaşılıyor ki, kuvvetler arasındaki bu iletişimsizlik nedeniyle kendi gemilerimizi bombalamışız!

Kocatepe’nin sağ kalan mürettebatını denizden İsrail ve İngiliz gemileri topluyor.

Ortada yanlış bir istihbarat, yanlış algılama, yanılgı vardı.

Bu yüzden kendi gemilerimizi vurduk.

Bilanço: 3 subay, 13 astsubay ve 40 er olmak üzere 56şehit.

186 kişi kurtuldu.

Çok acı ve hüzünlü bir tablo kuşkusuz bu!..

Şehitlere rahmet diliyoruz…

Dünyadaki bütün savaşlarda bu tür hatalar olmuş, ordular yanlışlıkla kendi birliklerine, uçaklarına, gemilerine saldırmıştır.

Önemli olan bunların yinelenmemesi, Yerli ve Milli araçların geliştirilmesidir…