Af kanunu bilindiği gibi 18 Mayıs 1974 yılında Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından onaylanmış ve 19 Mayıs sabahı tahliyeler başlamıştı. İstisna maddeler yüzünden koalisyon kopma noktasına gelmiş fakat bir yerde buluşulmuş ve devam kararı alınmıştı.

Eğer af kanunundan doğan anlaşmazlık sürdürülmüş olsaydı belki de koalisyon bozulacak aynı yılın 20 Temmuz’una mukaddem Yunanlıların Kıbrıs harekâtı ülkemizi belki de hükümet kurma arayışları içindeyken yakalayacaktı.

Allah korumuş MSP’siz bir hükümetin veya vekâletle yürüyen bir heyeti vekilinin yapacağı iş miydi Kıbrıs Barış Harekâtı? İnançların savunması insan karakteriyle de alakalıdır. O sıralarda basının bazı din düşmanları tarafından Müslümanlara taktıkları “takunyalı” lakabı ki, bunların içinde belki de devlet hizmetinde en eskilerden olduğundan merhum Turgut Özal da vardır. Hiç kimse Erbakan’ın verdiği cevabı vermemiştir ve verememiştir. Bu cevabı buraya alarak satırlarımızı süslemiş sayıyoruz kendimizi: “Takunya abdest alınırken bir rahatlık ve kolaylık vasıtasıdır. Takunya, takunyalılar, laflarından maksat, şayet böyle bir kolaylık vasıtasından istifade etmemekse bunu yersiz ve yanlış bir görüş olarak bulurum. Yok, eğer, herhangi bir kimse çıkar da, bu sözü bir vesile yaparak, abdest almayı tezyif etmeye kalkışırsa, o zaman onun karşısında oluruz. O zaman onun karşısında ateş oluruz, bunu herkes bilsin” diye meclis kürsüsünden kükremiştir.

Cumhuriyet Halk Partililerin sizin kökünüzde ne yatar sorusuna karşılık Erbakan yine meclis kürsüsünden şu cümlelerle de, üzerlerine yağıyordu: “Bizim kökümüzde artık ne yattığının açık cevabını veriyorum. Bizim kökümüzde, bu Cumhuriyetin kökünde yatan yatıyor. Bizim kökümüzde, Çanakkale kahramanı Seyit Çavuş’un imanı yatıyor. Bizim kökümüz e, Sakarya’nın imanı, bizim kökümüzde, bin yıllık tarihin, elli milyon şehidin inancı yatıyor. Bizim kökümüzde, şehidi şehit yapan, gaziyi gazi yapan mana yatıyor… Ya sizin kökünüzde ne yatıyor?”

Bitmeyen Mücadele Kıbrıs meselesinin halli tabii ki, daha çok uzun yıllar alacaktır. Çünkü meselenin varlığını kabul ettiğiniz zaman, halledene kadar o mesele vardır. Kıbrıs çıkarmasına oy verenler aşağıda gösterilmiştir:

Necmeddin Erbakan, Süleyman Arif Emre, Oğuzhan Asiltürk, Fehim Adak, Korkut Özal, Şevket Kazan, Abdülkerim Doğru, Önder Sav, Deniz Baykal. Askeri müdahalenin yapılmamasını isteyenler: Turan Güneş, Mustafa Üstündağ, Mahmut Türkmenoğlu, Orhan Birgit, Muslihittin Yılmazmete. Çekimserler: Bülent Ecevit, Orhan Eyuboğlu, İsmail Hakkı Birler, Hasan Esat Işık, Erol Çevikçe, Selahattin Cizrelioğlu, Ferda Güley, Mustafa Ok, Cahit Kayra, Ali Topuz, Ahmet Şener. Bu haber Türkiye’nin en büyük gazetesinde bir dedikodu sütununda çıkartılarak gerçeğinde, bir takım dedikodudan ibaret densin diye, CHP’liler korunmaya alınmıştır. Yoksa siyaset ilminden haberdar olan her kimse kabine kararları fikir farklılıklarına rağmen neticede bir noktada uzlaşılır ve hep beraber mesuliyet yüklenilir. Bu mevzuda Amerika’nın Büyükelçisi Macomber’in, ülkesine çektiği telgrafın metni mealen şöyleydi: “Ecevit’e ağır baskı yapılıyor. Bakanlar kurulu cuma gecesi yaptığı toplantıda, beşe karşı yedi oyla Kıbrıs’a çıkarma kararı alındı. Altı bakan çekimser kaldı.” İmza: Macomber.