Pandemi nedeniyle bayramların da tadı tuzu kaçtı.

Ziyaretler yapılmaması, çok dikkatli olunması yönünde yetkililer uyarıyor.

Ancak buna rağmen çarşı pazar çok kalabalık.

Orta direğin tercihi olan Uzun Çarşı'nın yoğunluğu dikkat çekiyor.

AVM'ler ona keza.

AVM içerisindeki bazı mağazalar tıklım tıklım, öyle ki kasa kuyrukları metrelerce uzayıp gidiyor. Sosyal mesafe kuralını aklına getiren bile yok.

AVM'de tek fark, girişte ateş ölçer cihazları var, bazı mağazalarda da kapıda görevlilerce tekrar ateş ölçülüyor.

İyi de belirti göstermeyen hayalet taşıyıcılar nasıl tespit edilecek?

Giysi deneme kabinlerinde de doğru dürüst bir önlem alınmış değil açıkçası. Her müşteri çıktıktan sonra sadece kapı kolları gelişigüzel siliniyor. Bunu yapan görevli, ne kadar etkili olursa demekle yetiniyor.

Bir de denenip de alınmayan ürünlerin dezenfekte edildiği söyleniyor ama, bunun da incelikle yapıldığı kuşkulu.

Mağaza içerisinde maske takmayan müşteriler uyarılsa da, her birine yetişmek de her şeyi temiz tutmak da çok zor.

Yine yollardaki manzaralar da farklı değil. Minibüs, otobüs ve metro vagonları oldukça dolu. Ayakta yolcu da alınıyor.

Minibüslerde maske takmayanlar şoför ya da diğer yolcular tarafından uyarılıyor. Ama metrolarda çene altı maskesi yapanlar çok. Uyarıcı anonslara riayet edilmiyor.

Kafeler ve restoranlarda, sahillerde de durum aynı.

Halk plajlarının kalabalığı, salgından önceki tabloyu yansıtıyor.

Plajlardaki fiziksel mesafesiz yoğunluk ciddi düzeyde.

Ne yetkililer tam uyarıyor, ne de insanlar umursuyor.

Açılışlar, toplantılar, düğün dernek işleri de eskisi gibi aynen devam.

Banklarda dipdipe oturup, ağız ağıza sohbet edenler bu keyfinden ödün vermiyor.

Sadece maskenin tek başına korumayacağı, mesafenin şart olduğunun uzmanlarca belirtilmesine rağmen durum böyle.

'Kim takar Koronayı' dercesine, sanki hiçbir şey yokmuş gibi hareket ediliyor.

Şaşırmamak elde değil.

Tabi ki olacağı varsa olur, ama önce tedbir gerekli.

Ekonomik, ticari kaygı, insan sağlığının, canının önüne geçmiş vaziyette.

Avrupa ülkeleri ikinci dalga için hazırlıklara başlamışlar.

Sonbahar aylarında grip virüsleriyle buluşacak olan Koronavirüs'ün daha ağır seyretme ihtimalinden söz edilmekte.

Daha yenilerde dört kardiyolog daha hastalığı kapmış.

Hekimler de, sağlıkçılar da yoruldu.

Hiçbir şey bitmedi, gitmedi, sona ermedi.

Bizim insanımızdaki bu gereksiz cesareti anlamak çok güç doğrusu.

Bayram günleri için sokağa çıkma yasağı uygulanmalıydı.

Zira, mutlak surette bu virüsü hafife alanlar ziyaretler yapacak, büyüklerine, küçüklerine, sevdiklerine bulaştıracak.

Kurban pazarları da risk oluşturan ortamlara sahip.

Bana sorarsanız, hem tedbirler yetersiz hem de millet olarak kurallara uymuyoruz. Her iki tarafta da sıkıntı var yani.

Konuştuğum bazı mekanların sahipleri, sorumluları, yetkililerin kendilerini denetlemeye gelmediklerini söylüyor. Hatta 'bekledik ama gelen giden olmadı' diyen bile var.

Oysa ki açılmadan önce, normalleşmeye geçmeden evvel, kuaförler de denetlenmeliydi, kafeler de, diğer yerler de.

Anladığım kadarıyla, göstermelik olarak sadece belirlenen birkaç yerde denetim yapılmış.

Bir başka nokta da aile hekimleriyle ilgili.

Farklı illerden ve ilçelerden konuştuğum yakınlarım, tanıdıklarımdan öğrendim ki;

aile hekimleri iki haftada bir, özellikle 65 yaş üzeri kişileri telefonla arayarak bir sağlık şikayetleri olup olmadığını soruyorlarmış. Bu kontrol mekanizması da önemli. Her yerde uygulanmalı.

Velhasıl, bayram günlerinde çok daha dikkatli, tedbirli olmakta fayda var.

Dolar 7 liraya dayanmış, euro 8 lirayı aşmışken, ateşi çıkan altın kopmuş giderken, kısacası paramız pula dönüp hayat pahalılığı zirve yaparken, bir de Koronavirüs başımızı daha çok yakmasın, en büyük zenginliğimiz olan sağlığımızı korumaya gayret edelim.

 

**********

 

Günün Sözü

 

“Gücünüzü zeka sanıyorsunuz,

Şiddetinizi ahlak,

Cehaletinizi büyüklük.”

 

Şükrü Erbaş