Yaşadığımız eski ve güzel günlere dair samimi sorularım var size, yeni yılın bu ilk Salı gününde… Ama hayatlarımıza anlam katan/katacak olan sorular bunlar…

Söyleyin bakalım şimdi…

Bir mahalle arasındaki sokak satıcısından pamuk helva yemeyeli kaç zaman oldu?..

Ya da gökkuşağının 7 renginde üretilen bir macunun tadına bakmayalı…

Yağmurlu bir pazar gününde: pijamanızın üzerine pardüsenizi giyerek, umarsızca sokağa çıkmayalı ve gazete- ekmek almayalı ne kadar zaman oldu?..

Kahkahalar atarak sokaklarda koşmayalı…

Evinizin merdivenlerine oturarak, annenizin hazırladığı sana yağlı ekmeği yemeyeli…

Söyleyin ne kadar zaman oldu?..

Yağan çılgın bir Bursa yağmurunun altında, sokak kedileri gibi ıslanmayalı…

Sokakta yürürken önünüze çıkan bir gazoz kutusuna tekme atmayalı…

Sokakta top oynamayalı, ip atlamayalı…

Saklambaç’ta bir çınar ağacının arkasına saklanmayalı…

BİZ BÜYÜYORUZ, DÜNYA KÜÇÜLÜYOR GALİBA!..

Hiç düşündünüz mü peki…

Bir fıkraya gülmekten gözlerinizden yaşlar gelmeyeli ne kadar zaman oldu?..

Şimdi hesaplayın bakalım…

Çocukluktan kurtularak kocaman bir insan olmak size ne kazandırdı ki...

Büyümek… Ve çocuk kalmak…

Bu noktada tabii ki kimsenin tercih şansı yok.

Bu dakikalar, bu saatler, bu günler, aylar ve yıllar bu hızla ileri gittikçe; tabii ki hiç şansımız yoktu çocuk kalmak için…

Bunca sorumluluğun altına girmemek için…

Biz büyüdük, belki dünya küçüldü.

Ama sorunlarımız da çoğaldı. Zaman geçtikçe daha yorgun, biraz daha yıpranmış ve eskimiş hissetmeye başladık kendimizi…

Kaçınılmaz bir şekilde, yaşlanıyoruz hepimiz!..

Küçükler genç, büyükler orta yaşlı, orta yaşlılar da ihtiyar sınıfına ulaşıyor zamanla birlikte…

Kimsenin elinde değil, akan zamanı durdurmak…

Zaman; akıp gidiyor apansız…

Daha dün… Sevecen bakışlarla izlediğimiz kaç çocuk, kocaman birer adam oldu yakın çevremizden…Veya akıllı başlı bir genç kadın…

Bir baksanıza çevrenize… Neler değişiyor aniden…                                        

Ya siz… Siz de ne gibi değişiklikler var?..

Seyyar satıcıdan aldığınız o kırmızı erikleri yıkamadan yediğiniz o günler nerede kaldı?..

Cebinizdeki parayı son kuruşuna kadar verdiğiniz o oyuncakçı hangi semtteydi?..

Hangi hatıra defterinin arasında kayboldu o küçücük yüreğinizdeki koskocaman umutlar?..

Sözün özü: yaşlandık artık…

Çocukluğumuzda ve gençliğimizde yaptığımız bir çok şeye veda ediyoruz ister istemez… Dolayısıyla eskiye göre daha bir renksizleşiyor yaşadığımız dünya…

HDL’LER, LDL’LER, TRİGLİSERİD’LER VE PSA’LAR

Ama kendi sınırlarımızı çizdiğimiz oldukça tertipli ve düzenli bir yaşantımız da oldu biz büyüdükçe… Bize neyin uyup, neyin uymadığını daha kesin görüşlerle tespit edebiliyoruz artık… Daha dikkatli, daha ölçülü ve daha ağırbaşlı bir birey olma yolunda epey yol kat ediyoruz farkında bile olmadan…

Gittikçe artan sorumluluklarımızla baş edebilmek için bir çok şeyden fedakarlık ediyoruz.

Galiba büyümenin kuralı bu…

Eskiden canımız ne çekerse alıp yerken, şimdi total kolesterol, HDL, LDL, trigliserid, PSA ve açlık-tokluk kan şekeri hesapları yapıyoruz. Doktorların uyarılarını dikkate alarak, yediklerimize ve içtiklerimize dikkat ediyoruz.

Günde en az yavaş tempoda yarım saat “yürüyün” diyorlar, yürüyoruz!..

Pek eski çılgınlıklarımızdan da eser kalmıyor yaşantılarımızda…

İnanın… Ağız dolusu bile gülemiyoruz artık… Belki de çevremizin tepkisinden çekindiğimiz için, kahkahalarımıza gem vuruyoruz biraz… Yaş hanemizdeki rakamlar arttıkça, yaşadığımız bir çok çılgınlığa veda etmek zorunda kalıyoruz.

Ve içimizi hüzünler sarıyor sonra… Çocukluk ve gençlikten kalan birkaç anı doldururken yüreğimizi, bunca zamanın ne kadar çabuk geçtiğine akıl-sır erdiremiyoruz.

Arkadaşlarımızın, dostlarımızın, akrabalarımızın ölüm ve hastalık haberleri daha çok etkiliyor bizi… Bir tanıdığın kalp krizi geçirmesi, endişelendiriyor ailemizdeki herkesi… Son yıllarda giderek artan kanser vakaları “acaba sıra kimde” sorularına bile muhatap ediyor hepimizi…

Hele-hele son 9 aydır çevremizi bir kabus gibi saran COVİD-19 haberleri, ne kadar çok üzüyor bizi…

Koronavirüse yakalananlar… Şanslı olup kurtulanlar… Entübiler ve ölümler

Artık yaşadığımız bu karanlık günlerin rutin ama üzücü haberleri oluyor TV’lerde paylaşılan turkuaz tablolar…

Öte yandan… Ekonomik sorunlar ve hayat pahalılığı, herkesi derinden sarsıyor bugünlerde…

Anlaşılıyor ki; biz büyüyoruz, dünya küçülüyor.

Bir yerde doğum gibi, ölüm de doğallık kazanıyor.

Sonra… Her şey… Ama her şey… Yerli-yerine oturuyor.

Ve… HAYAT oluşuyor her yerde…

Başlasa da… Bitse de…

Hayat; bir şekilde yeryüzüne imza bırakmaya devam ediyor.

ÖZLÜ SÖZLER : Nasıl ve ne zaman öleceğinizi bilemezsiniz ama nasıl yaşayacağınıza siz karar verebilirsiniz. (Joan BAEZ)