Halkımız, “başımızı sokacak bir evimiz olsun’’ der ardından ekler; “Ahirette iman dünyada mekân.’’

Peki, mekânlar ne durumda?

**********************

Biliyorsunuz; konutta büyük bir balon oluşmuştu, emlak piyasasında durgunluk vardı.

Bankalar konut kredilerini indirince emlak için toplumun bir kesimi hareketlendi.

Sonuç…

Beşevler, Kükürtü, Nilüfer'de daireler olmuş “uçan daire’’; ışık hızıyla semada yol alıyorlar, fiyatları 750,000 TL den başlıyor.

Bankalar kredileri aşağı çekince; müteahhit arkadaşlar, daire sahipleri fırsat bu fırsat diyerek fiyatları yukarı çekmiş.

Kır kurnazlığında maşallah üstümüze yok...

**********************

İyi de…

Dolar altın almış başını gidiyor; işsizlik artıyor; piyasalar durgun…

Meraktayım; nasıl ödenecek bankalardan alınan krediler, üstlenilen yüksek aylık ödemeler.

Bu lüks, bu tüketim, bu mal mülk düşkünlüğü ve tabii kazanmadığın parayı harcama merakı iş açmasın vatandaşın başına.

**********************

Ve apartmanlara bakıyorum soğuk, donuk, birbirine çok benziyorlar.

Nerede o mazinin güzelim cumbalı, bahçeli, penceresi saksılı, damı kiremitli evleri.

Daire içi alan kullanımlarında da kusurlar var.

Beşevler bir daire gezdim; tamam, balkon geniş ferah, önü açık, dağ manzarasına bakıyor ama salon, mutfak küçük; arka odalar kutu gibi; yatak odasına yatağı koy sağa sola dönmen mümkün değil…

Kaça peki 950.000 TL. Amanın aman.

Bir başka daire; mutfağı el kadar yapılmış; 800.000 TL isteniyor.

Kiminin dibinden yüksek gerilim hatları geçiyor; kansere davetiye. Kimi, caddenin yanı; balkona otursan yol, araç gürültüsü. Evet, içi dışı, konumu güzel evler de görmedim değil tabii.

Kiraları unutmayayım; onlar da fırlamışlar arşa doğru.

Akıl, ey akıl; geldiysen tahtaya üç kere vur.

*******************

“Piyasa böyle abi…’’ demeye getiriyor ev sahibi, emlakçı, müteahhit arkadaş. Varsa paran alırsın yoksa bakar bakar yalanırsın.

“Arz talep meselesi’’ imiş…

Daha eşitlikçi, daha adil, daha dayanışmacı, daha vicdanlı bir hayat talep ediyorum ben de içimden.

**********************

Kapitalizm böyle işte; paran kadarsın.

Paran kadar eğitim, paran kadar sağlık, paran kadar konut.

Plansız kalkınmayla, bölgesel kalkınmayı da bir yana bıraktık; nüfus tırmandı, şehirlere aktı, şehirlerde büyük bir imar rantı oluştu. Dağ taş ev oldu; tarım arazileri dahi yapılaşmaya açıldı. Ve gecekondular arttı, çıkan aflarla kentler şişti.

Siyaset uzun yıllardır bir zenginleşme aracı, imar rantından beslenildi.

**********************

 “Yeni bir dünya…’’

Şu salgın günlerinde bu konuda kafa yoruyor kimileri.

“İlçeleri, şehirleri yeniden kurmak gerek’’ deniyor.

“Doğayla uyumlu; dağla, gölle, denizle, ovayla, ağaçla, çiçekle, börtü böcekle soluklanan şehirler yapmak gerek’’ deniyor.

Doğrudur…

Şehirlerde insanlar rant için kâr için araç değil; mutlu hayatlar için amaç olmalı.

İnsan odaklı şehirler kasabalar kurmalı; kimse evsiz olmamalı; kimse kiracı olarak kalmamalı.

**********************

Behçet Necatiğil’in çok sevdiğim “Evler’’ şiirinin son bölümüyle bitireyim mi (Siz tamamını bulup okuyun lütfen):

“Şu dünyada oturacak o kadar yer yapıldı,

Kulübeler, evler, hanlar, apartmanlar

Bölüşüldü oda oda, bölüşüldü kapı kapı

Ama size hiçbir hisse ayrılmadı

Duvar dipleri, yangın yerleri halkı,

Külhanlarda, sarnıçlarda yatanlar.’’

Daha önce de yazdım bahçeli bir evde doğdum büyüdüm.

Bahçeli bir evde şimşirlerle, çiçeklerle, kargalarla, serçelerle, horozla, tavuklarla, köpekle, karıncalarla, kedilerle, sümüklü böceklerle, solucanlarla, arılarla yarenlik ede ede büyüdüm ya; içim daralıyor apartmanların beton tabutlukları olan dairelerde.

Duvarlar yürüyor üstüme üstüme

**********************

Cam çelik asfalt, beton bir bataklığın içinde; bütün çocukluk hatıralarım, o yeşil o bahçeli evlerle dolu Bursam boğuldu gitti?