Altmışlı yıllarda Sarıyer-Kilyos bölgesinde vazifeliydim.

Sabahları Topkapı’da evden çıkar belediye otobüsleriyle Beşiktaş’a gelir, oradan da servis arabasına atlayarak Kilyos-Zekeriyaköy’e ulaşırdık. Havaların durumuna göre haftada bir gün de gidiş gelişlerimi kendime has dört kilo ağırlığındaki yarış bisikletimle yapardım…

Sahalarda amatörce top koşturanlar gol atmanın mutluluğunu arkadaşına lütfederken, negatif karakterliler, kıskançlıklarından, gol atamaması için arkadaşlarına pas vermezler…

Efendimiz Peygamberimiz bir gün çarşı pazarı kontrole çıkar. Görür ki birisi, cari fiyatın yarısından da düşük fiyatla mal satmakta. Yanaşır ve fiyatını günün fiyat seviyesine yükseltmesini ister. Gerekçesi açıktır. Çok düşük fiyatla satış, sermayeye aşırı zarar getirir. Diğer satıcılara da dükkan kapattırır. Rakiplerin iflasıyla ucuzuna satan kişi pazarda tek kalınca, fiyatlarda istediği gibi oynar…

Allah-ü Teala bütün kullarına akıl ve fikir vermiş. İdrak ve kabiliyet gücüyle de desteklemiş. Kıskançlığı da toplumun ortak yararına olduğunda teşvik babında serbest bırakmış. Yalan söylemek ne kadar kötü, zararlı ve günah ise, karı koca arasındaki boşanmaya giden yolun açılmasınaysa serbestleşmesi gibi…

Başarılı bir mezuniyet amaçlı kıskançlığa, ama, rakiplerini batırmama şartıyla, kimin ne diyeceği olabilir ki?..

 

Bursa’nın bir gazetesinde gözümüze ilişti…

 “Kamu hastanelerinden birinin baş tabibi, ilgili ve yetkili büyükleri tarafından, ‘Kamu Hastaneleri Hizmetleri BaşkanYardımcılığı’na tayin edilmiş.

Bendeniz efendim,seksen sekizlik yaşımdaki bu kafa ve beden sağlığımı, binlerce kilometrepedal çevirip koşturmakta buldumsa da, sağlık sistemindeki bu post ve koltukların yetki ve sorumlulukları nereden başlayıp nerede ve nasıl sona erdiğini bir türlü öğrenemedim.

Sanırım, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığının makam odası, başta bipodalarından daha büyük, geniş, lüks ve konforlu oluyor…

Esasen, oldu mu öyle havalı olmalıydı ki, adı çıkasıca kıskançlığın tadı çıksın!..

Yoksa; Bursa’daki bir gazetenin sağlıkçı yazarıyla arkadaşları, söz konusu baştabip için dedikodularını şöyle renklendirip, şu kıçıkırık dünya hayatının niye keyfine eremesinlerdi?..

“Yıllardır Karacabey Devlet Hastanesi'nde ne yapmış, hastaneyi tıbbi, mali ve idari yönden hangi konuma getirmiş de böyle bir göreve layık görülmüş! Ses getirmiş bir icraatını anlatsa da bilsek!.. Dr. Balcı'nın abisi Ankara'nın bir ilçesinde belediye başkanı... Bunu her platformda dillendirdi ve dillendiriyor zaten... Siyasi gücü abisinden mi geliyor? İlla abi mi gerekiyor yüksek makamlara gelebilmek için!.."

Beğendiniz mi, arkadaş dostluğuyla birlikte çağdaş gazetecilik etiğini?         

 

Yazımızın girizgahında Sarıyer’den Kilyosve Zekeriyaköy’den bahsetmiştik. Şimdi Zekeriyaköy, beyaz Türklerin kendilerine has özel bir eyalet. Çevrelerinden güvenilir korunaklarla emniyet altına alınmış.Öyle her bohçacıyla motorize soğan patates satıcısının giremediği alem bir yer. Beşiktaş’tanbizleri alıp oraya taşıyan servis aracının ön camındaysa, demokrasilere has şöyle bir uyutucu ata tavsiyesi yazılıydı…

Sakın kıskanma arkadaş, ne olur.

Hiç yorulmadan çalış çalış, senin de olur.

 

Demek ki baştabip çalışmış ve kendisine “buyur” çekilecek makam odası için daha konforlu bir OFİS uygun görülerek oraya aktarılıvermiş…

Ayıp ayıp. Medeni, akil ve eğitimli bir insan; arkadaşına, meslektaşına, komşusuna belki de din daşına bir laf söyleyecekse, gördüğü bir yanlışından haberdar edecekse, yekten yüzüne karşı ifade eder…

Sonra gazete yazıcıları da, ayıplanmamak için kalemine döktürtecek manzaraları evvela görecek ve ondan sonra üfleyecek, bir kaç makam üzerinden beste denemesine girişecek sonra da kamuya açıklayacak.

Kimlermiş onlar, baştabip için, yukarı kata çıkarken asansörle çıktı diyenler?..

Hem de tıbbiyeli havasında bir gazeteci hanıma yakışır mı gözüyle görmediği eliyle de tutmadığı bir manzaraya gerçek havası üfürmek?..

Haydi ben yapsam yeri var. Evvela, benim gazetecilik ehliyetim yok. Erbakan’ın gazetesinde yazdığım için yetmişli yılların kıskançlıktan kıvranan iktidarı,demokrasi adına “Nah alır mısın sarı kartını” çekti bana.

Şimdi böyle korsanvari kaçak yazıyoruz işte…