Kızıldeniz Havzası son zamanlarda küresel anlamda  askeri, siyasi ve ekonomik bir rekabet alanına dönüştü. Somali ve Sudan’daki  istikrarsızlık  Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz'deki projeleri, Rusya’nın Mısır ile  ittifak arayışı, Mısır’ın bölgesel güç olma iddiası, BAE’nin bölge ülkelerine açılımı, bölge dışından gelen küresel aktörler ile birlikte havzada rol kapma çabaları sürüyor. ABD, Japonya, Fransa, Rusya, İngiltere, İsrail, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)  ve Çin’in bölgede artan askeri varlığı Arap Baharı sonrası oluşan yeni konjonktürde yeni güç dengeleri oluşturuyor.

Kuzeyde Süveyş Kanalı ile güneyde Babu’l Mendep Boğazı ve Aden Körfezi üzerinden Hint Okyanusu ile Akdeniz’i birbirine bağlayan, Afrika ile Asya kıtalarını ise birbirinden ayıran Kızıldeniz, dünyanın en önemli stratejik kilit noktalarından biridir. Kızıldeniz’deki Süveyş Kanalı ve Babu’l Mendep Boğazı, dünya enerji sektörü için hayati öneme sahiptir. Dünya petrolünün en önemli yedi transit geçiş noktasından dördü Ortadoğu’dadır ve bunların da üçü Kızıldeniz ile bağlantılıdır. Süveyş Kanalı, SUMED petrol boru hattı ve Babu’l Mendep boğazı  dünyanın en yoğun geçiş noktalarıdır. Dünya ham petrol ve sıvıştırılmış doğal gaz taşımacılığının transit geçişi  bu bölge üzerinden yapılmaktadır.Kızıldeniz’in kuzey yönüne doğru taşınan petrolün %78’i Avrupa pazarına, %14’ü ise ABD’ye gitmektedir. Güney yönünde taşınan petrolün üreticileri arasında Kuzey Afrika ülkelerinden Cezayir ve Libya başı çekmektedir. Bu yönde taşınan petrolün en büyük müşterileri Çin ve Singapur’dur.

Kızıldeniz'in  jeopolitik  önemi  bölgenin ticari bir geçiş güzergahı olmasıdır. Bu anlamda tarihi eski Baharat Yolu’na dayanan bölge, günümüze kadar önemini hep korumuştur. Eski Mısır’dan itibaren Asya-Avrupa arasında gerçekleşen baharat ticaretinin merkezi konumundaki Kızıldeniz Havzası’nın günümüz küresel  ticaretteki rolü  son derece önemlidir.Bu önemi daha net bir biçimde anlatmak istersek şöyle bir örnek verebiliriz, Körfez’den çıkan petrol tankerleri Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz üzerinden 12.000 km uzaklıktaki  Londra’ya 1 4 günde ulaşırken, bu güzergahın kullanılamaması halinde gemilerin Afrika’yı dolaşarak Ümit Burnu üzerinden bu yolculuğu yapması gerekecektir; bu da 20.900 km ve 24 günlük bir yolculuk demektir.

Kızıldeniz’deki istikrarsızlığın en önemli nedeni, hem ülkeler arasında hem de her ülkenin kendi içinde devam eden savaşlardır. Havzada devam eden savaş ve iç çatışmaların nedenlerini sıralayacak olursak bölgedeki bazı adaların paylaşımındaki anlaşmazlıklar, sınır sorunları, toprak iddiaları, çatışan ekonomik çıkarlar, ideolojik farklılıklar, etnik çatışmalar olarak sıralayabiliriz. Özellikle Kızıldeniz’in güneyinde yer alan Yemen ve Somali’de devlet dışı silahlı unsurlar etkinlikleri gün geçtikçe artmaktadır. Yemen’de el-Hirak, Husiler, el-Kaide; Somali’de ise el-Şebab, Ensaru Şeria gibi örgütler  yine Kızıldeniz’in kuzeyindeki Sina Yarımadası’nda Ensar Beyt el-Makdis örgütü gibi silahlı grupların varlığı, sadece Mısır’ın iç güvenliğini değil, Kızıldeniz’in istikrarını da etkilemektedir.Kızıldeniz’deki genel istikrarsızlığı tırmandıran en önemli problemlerden biride, bölgedeki birçok iç savaşı ve terörist faaliyeti finanse etmek için kullanılan Kaçakçılık ve Yasa Dışı Ticarettir.

 Meselenin tarihi arka planına bakacak olursak Stratejik konumu nedeniyle Kızıldeniz her zaman büyük güçlerin çatışma alanlarından birisi olmuştur. Osmanlı Devleti, Kızıldeniz havzasını ele geçirdikten sonra  Uzak Doğu’dan Avrupa’ya deniz üzerinden giden ticaret yollarında tam bir hakimiyet sağlamıştır. Bu nedenle 16. yüzyıldan itibaren Portekiz, Hollanda, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi sömürgeci devletler  Kızıldeniz’e girme ve bölge ticaretini ele geçirme  mücadelesi vermişlerdir. 19 yy da Osmanlı devletinin zayıflaması üzerine Fransızlar, 1798’den 1801 yılına kadar Mısır’ı işgal altında tutmuştur  Fransa’nın Napolyon öncülüğünde yürüttüğü Mısır askeri  harekatı, İngiltere’nin nüfuzunu genişletmesi için önemli bir bahane olmuştur. 1799 yılında Bombay’dan sevk edilen İngiliz kuvvetleri, Kızıldeniz’in girişinde bulunan Perim Adası’nı işgal ederek başladıkları yayılmalarını, 1800’lü yıllar boyunca kademeli olarak sürdürmüştür. İngiltere’nin Ortadoğu politikası, büyük ölçüde, başka bir Avrupalı gücün Hindistan’a ulaşmasını veya buraya giden yolları kontrol etmesini önleme üzerine şekillenmiştir. İngilizlerle aynı emperyalist hedefleri paylaşan Fransızlar arasındaki rekabete bu erken dönemde Amerikalılar da kahve ve pamuk ticaretindeki rekabetle dâhil olmuştur. 1808’de İngiliz Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan bir raporda, Aden Körfezi “Doğu’nun Cebelitarıkı” olarak tanımlanmış  ve hayati öneme haiz olduğu belirtilmiştir.Osmanlı’nın çöküşü akabinde bölgede kurulan yeni Arap devletleri, 1940’lı yılların ortasına kadar İngiltere ve Fransa’nın kontrolü altında kalmıştır. Bu dönemde özellikle Kızıldeniz çevresindeki devletlerin büyük bölümü, İngiltere’nin hakimiyet alanına dâhil olan devletlerdir. Kızıldeniz, 1945 yılında sona eren 2. Dünya Savaşı’nın ardından özellikle Sovyetler Birliği ile ABD arasında bir rekabet alanına dönüşmüştür.

Günümüzde Kızıldeniz Havzası’nda yabancı ülkelerin artan askeri, siyasi ve ekonomik nüfuzu, radikal değişimleri beraberinde getirmiştir. Son yıllarda Çin’in bölgede daha güçlü hale gelmesi, Türkiye’nin bölgeye artan ilgisi, ABD ve diğer Batılı ülkelerin mevzilerini koruma kaygıları, Rusya’nın yakınlaşma siyaseti , Kızıldeniz çevresinin küresel rekabette iyice ortaya çıkarmıştır .Yemen’deki bitmeyen iç savaş, Cibuti, Eritre, Sudan ve Etiyopya’yı da içine alan istikrarsızlık dalgası, Mısır ve İsrail çevresinde gelişen olaylar, Kızıldeniz’deki sıcak çatışma riskini artırmaktadır.