​​​​​​​Amerikan kıymasından domuz katkılı köftenin yanında, Atlantik menşeli doymuş yağda kızartılmış GDO’lu patatesle birlikte sunulan ve zararı kesinliği kadar helalliği de o nispette şüpheli, tatlandırılmış renkli suyunu bugün beğenerek yiyip içenler, Çanakkale Şehitlerinin “Bedel peşinde koşuşturan” günümüzdeki çocuklarıdır…

Bu bir gerçektir, utandırıcı acı bir gerçek…                                                                                       

Geçenlerde merak etmiş, bir dostumuz soruyordu…

Ne zaman ve kimler tarafından bunun ocağı  ateşlenmiş ?...

 

Atatürk daha doğmamıştı. CHP kurulmamış, Cumhuriyet reformları da yapılmamıştı. Osmanlı yöneticilerimizden, Ali paşalar diye bilinen üçlü gurup, Boğaziçi’nin Said Halimpaşa Konağında İngilizlerle birlikte oturup bir anlaşma yapmışlar, Osmanlı- İngiliz Ticaret Anlaşması 1853”…

Anlaşma,  iktisadi nicelikte olmasına rağmen, günümüzün Atatürk sevmezlerini haklı-haksız öfkelendiren “medeni kanun”un anahtarı…

Türkler ve dolayısıyla Müslümanlar dükkanlarını kapatmışlar, fabrikalar ocaklarını söndürmüş ve yavaştan yavaşa Ege bölgesinde tarım ve ticaret ehli de, piyasadan çekilmiş.  Bizimkiler de Boğaz kıyılarında paşa hayatına alışmış…

Hayat için ne lazımsa, hem de pek ucuzuna, İngiltere’den geliyor…

Çiller’in başbakan olarak Ortak pazara desteksiz katılması da, aynen böyle tahripkar olmuştu.

 

Alfabe değişikliği o zamanlarda ortaya atılıyor. İzmir’in adı çıkmış, “ Gavur İzmir”e...

Ege bölgesindeki toprak sahipleri, arazilerini yerli ve yabancı gavurlara devrederek, onların yanında ırgatlığa başladı. Yunan gelip İzmir’e el koyuncaya kadar İzmir, gavurun olarak kaldı… Mustafa Kemal’in, ne  CHP’si vardı, ne de Cumhuriyet’i…

1838 Anlaşmasının Batılılaşma sevdalısı ardılları, neslimiz ve kanımızın temizlenmesi, kasalarımızın doldurulması ve varlığımızın da güçlendirilmesi için Avrupa’dan damızlık erkek ithaline kadar gavurluklar birbirlerini kovaladı…

Durum adamakıllı batağa saplanınca, kader Mustafa Kemal’in  elini tutmuş. Halide Edipler onbaşı rütbesini kuşanarak milleti Sultanahmet’te toplayarak uyandırmış ve sonunda, Mustafa Kemal, Atatürk ismine tescillenmiş…

Sütçü İmamlar, bir yandan, tekalif-i harbiyeye katılanlar, yanarlı dönerli de olsa efeler, cephelerde yerlerini almış. Yunanın, kıçına baktıra baktıra topraklarımızdan silip süpürülmesi Polatlı’dan Sakarya’ya  yirmi iki gün yetip artmış...

Bunun ardından Cumhuriyet ilan edildiğinde, Atatürk, bir asırdır batılılaşmaya mayalanmış bir toplumla karşılaşıyor…

                              

Osmanlı,son döneminde yoksullar ve varsıllar halinde ayrışık iki guruptan ibaret bir toplum…

İsterseniz siz bu ayrışmaya, Doğucularla Batıcılar da diyebilirsiniz…

İktisadi kalkınma plan ve politikaları uygulamaya konuluyor...

Varsıllar, Osmanlıdır ve İstanbul eşrafıdır. İzmir İktisat Kongresinde Atatürk’ün yanında yer alıyorlar…

Savaş yardımı olarak Hindistan Müslümanlarının gönderdikleri yardım paralarını, İş Bankası güdümünde bunlar paylaşır…

Yoksullar, kongrede kendisine  Amele temsilciliği layık görülen Fevzi Çakmak’ın yanına oturtuluyor…

Varsıllar, yani sermaye ve toprak sahibi zenginler, Batıcı ve Atatürkçü oluyorlar…

Yoksul köylü ve amale takımı da, Çakmak’ın yanına yerleştirildiklerinden, muhafazakar sıfatıyla anılıyor…

Cumhuriyet ilan edildiğinde, Atatürk, bir asırdır batılılaşmaya mayalanmış gülcü bir egemen gurupla karşılaşıyor…

Şimdinin muhafazakar takımı, Fevzi Çakmak’lı yılların  yoksullarından çok farklıdır. Hatta, liberal olanları, mesleklerinde o kadar ehildirler ki, dostlarını götürdükleri sulu dereden susuz getirebilecek kadar becerikli olup, moda tanrılarına da, gönülden bağımlıdırlar…

Coca Cola Amerikan köftesiyle iyi giderken, İnegöllüye kim bakar…