Korona kabusu yaşamı tamamen değiştirdi.

Bir haftadır evden yazıyorum, bu hafta da öyle olacak.

Kurallara uymak gerekiyor, bilim adamlarının, uzmanların söylediklerini, uyarılarını dikkate almak şart.

Lakin hiç umursamayanları da görüyoruz.

Asker uğurlama eğlencelerinden tutun, doğum günleri, nişan merasimleri yapanlar, evde kalmayı geniş aile buluşmalarına çevirenler var.

Bırakın bir, iki metre temas mesafesini, el ele, kol kola, nefes nefese halay çekiyorlar, sohbet ediyorlar. 

En riskli grup olan 65 yaş üstü kesim de bir başka alem.

Onca uyarılar pek işe yaramadı, ceza bile getirildi, buna karşın halen sokaklarda, parklarda, sahilde, çarşı ve pazarlarda yaşlılarımız gayet gamsız, duyarsız şekilde gezip dolaşıyorlar.

Çıkmalarına engel olmak için banklar dahi yerlerinden söküldü.

Yapılan röportajlarda zorunlu olduğu için çıktığını söyleyenler kadar, evde sıkıldığını hava almak istediğini belirtenler var.

En ilginci ise, manevi güçler tarafından korunduğunu, meleklerin, evliyaların kendisinin yanında olduğunu, dolayısıyla bir şey olmayacağını dile getirenler.

Elbette hepimiz inançlı insanlarız, fakat bilmeliyiz ki, dinimiz de önce tedbiri gerekli buluyor.

Yalnız yaşayan yaşlılarımıza belediyenin yardım eli uzatması yerinde bir hizmet oldu.

Hangi birine nasıl yetişecekler orası da ayrı konu. Yaşlılarımızın da bunu suistimal etmemesi lazım tabi.

Yalnızlık fobisi nedeniyle dışarı çıkan yaşlıların da psikolojisini düzeltmek için de farklı politikalar geliştirilmesi gerektiği ortaya çıktı.

Emekli olmayıp, başka geliri de bulunmayan, bizzat işinin başında çalışmak zorunda olanlar da zor ve sıkıntılı bir süreç içerisinde.

Bu durumda olanlar devlet tarafından mutlak surette desteklenmeli.

Bu yaşananları kıyamet alameti olarak yorumlayanları da, virüsü biyolojik silah olarak görenleri de işitiyoruz.

Amerika'nın Çin'e yönelik yaptığı silah elinde patladı, kendisini de etkiledi deniyor.

Bu, ABD'nin tek güç olma isteğinin, dünya nüfusunu azaltma, gençleştirme planının bir parçası olarak görülmekte.

Bazı kıtaları tamamen boşaltıp ele geçirme isteğine vurgu yapılmakta.

Hatta, daha ileri ölçekte bir plan olarak; tıpkı Nuh'un gemisinde olduğu gibi, bir uzay gemisi ile tüm kıtalardan seçilmiş insanları başka bir gezegene göndererek, dünyadaki nüfusu tamamen yok edip, sonrasında ise sıfırdan yeni bir yaşam geliştirme düşüncesi.

Belki bir kurgudan ibaret ama, bilim kurgu filmlere konu olanlar, sonrasında gerçeğe dönüşüyor.

Yıllar önce çekilen filmlerde koronavirüse işaret edilmesi gerçekten de çok enteresan.

Yine, yıllar önce yazılan bazı kitaplarda da, 2020 yılında dünya genelindeki bir salgından, çok benzer yönleriyle bahsedilmesi, insanı hayretler içinde bırakıyor.

Yeni bir çağ, yeni bir dünya düzeni kuruluyor düşüncesi ağır basıyor.

Hakikaten de, koronadan önce ve koronadan sonra olmak üzere, yaşam sosyal ilişkilerden tutun çalışma hayatına, ekolojik dengelerden bireysel sorumluluklara değin çok farklılaşacak.

Belki de doğanın intikamı ve her şey olması gerektiği gibi normalleşecek.

Sosyal medyada bazı etkili paylaşımlar var..

Çocukların öldüğü bir dünyada, çocukları öldürmeyen bir virüs denilmekte.

Yardımlaşmanın, vefanın, iletişimin yok olduğu günümüzde, bunları yeniden yeşertmeye vesile.

Keza, çevreye duyarsızlık, doğaya saygısızlık konularına karşı.

Bunların yanında, çeşitli farklılıklar da göze çarpmakta.

Gelişmiş ülkelerde devlet yöneticileri halkına her türlü desteği sunarken, hayatı kolaylaştırıp moral verirken, bizim yetkililer bu konuda yetersiz kaldı. En kısa zamanda bu durumun telafi edileceğini umuyoruz.

Tedbir konusunda erken davranıldı deniyor olsa da, buna da katılmayanlar var, zira bu virüsün ocak ayından bu yana bilinmesine rağmen, binlerce kişinin umreye gidişine müsade edilmesi yanlış bulundu.

Şimdi hastanelerde gerekli önlemler alınıyor. Klinikler boşaltılıp gelecek hastalar için hazırlanıyor. Özel hastaneler de devreye sokuldu.

Fakat, gelen duyumlara göre polikliniklerin çok kalabalık olduğu bilgisi var.

Bunun da önüne geçilmesi lazım.

Her gün ekranlarda bilgiler aktaran profesörler, sağlık çalışanları, bu işin sahada olanları, virüsle olan savaşta cephede görev yapıyorlar.

Onları alkışlamak yetmez, alın terlerinin karşılığı çok daha iyi verilmeli, yıpranma payı da hakları.

Yaşadığımız bu günlerin seferberlikten farkı yok.

Sağlık çalışanları da bizlerden, yani vatandaşlardan evlerde kalmalarını istiyor, bu da bizim ülkemize, milletimize, devletimize, dünyaya olan görevimiz, borcumuz.

Çin, ülkemize koronavirüs test kiti gönderdi ve ilk bölümde yolladığı 2 milyon test kitinden ücret almıyor.

Nedeni,1940 yılında kolera salgını sırasında Türkiye olarak Çin'e ücretsiz gönderdiğimiz yerli ve milli aşıya istinaden ücret istenmemiş.

Velhasıl, Korona günleri daha sürecek gibi görünüyor.

Dileriz ki, aşısı çabuk bulunur ve daha fazla zarar vermez.

Endişeyle beklediğimiz bu günler son bulur.

 

**********

 

Günün Sözü

 

“Önce kendini inşa etmelisin,

Dimdik bir beden ve dimdik bir ruhla.

Derisini değiştirmeyen yılan

ölmeye mahkumdur.

Bu durum fikirlerini değiştirmeyen

zihinler için de geçerlidir.

Sabit fikir, en büyük hapishanedir.”

 

Nietzsche