Eğitim sisteminin durmadan değişmesi; eğitimde bilimden felsefeden uzaklaşılması; eğitimin paraya endekslenmesi; sınav gerginlikleri; meslek seçme telaşları; gelecek kaygıları; işsizlik kâbusu derken…

Bunlara bir de korona eklendi ve yoğun stres altına, belirsizlikler içinde, bunaldıkça bunaldılar genç kardeşlerim.

Okullarından, okul arkadaşlarından, öğretmenlerinden uzak düşüp izole oldular.

Evler okula; odalar dershaneye dönüştü.

***********************

Anneler babalar; onlar da zor durumdalar. Kendilerinden çok çocukları için üzülüyor, kaygılanıyorlar.

Çocuğu olan insanları kahraman gibi görürüm; şu ekonomik toplumsal koşullarda evlat yetiştirmek, okutmak, evlendirmek kolay mı?

 

ÖĞRENCİ BABASI OLMAK

 

Değerli dostum, emekli sağlık teknisyeni İsmail Altay mesaj attı: “Can Bey; sınava hazırlanan öğrencilerimiz ve ebeveynleri adına o güzel kaleminizden şu günler için ‘teşvik, motivasyon ve özeleştiri’ olarak bir yazı yazsanız ne iyi olur. Saygılarımla.’’

Dostum rica edince kırar mıyım? “Sevgili İsmail köşem senin; yolla bana duygularını düşüncelerini; yayınlayayım’’ dedim. İsmail Atay da bir metin yolladı.

Kenara çekileyim sizi bir öğrenci babasıyla baş başa bırakayım.

***********************

“Ben babayım; her baba gibi evladım için en iyisini isterim. 9.sınıfı Anadolu lisesinde (devlette) okutup, eğitimin yetersizliğini görünce; küçük oğlumu, aile ve sistemin dayatması, çocuğumun istikbali için mecbur bırakılarak özel okula gönderdim. Daha iyi bir üniversite (istikbal) kazanır diye.

Uyarıyorduk, zorluyorduk. İYİ GİDİYORDU… Sabah 08.30 evden çıkar, otobüs, raylı sistem 09.00’da okul. Akşam 17.30’a kadar. 17.30-19.00 okulda etüt. 12. sınıfta buna cumartesi yarım gün etüt de eklendi.

Kendime soruyorum; sokaklarda büyüyen bizler mi, 6 gün okula gönderdiğimiz çocuklar mı? Kim haksız?’’

***********************

“Oturduk; sohbet ediyoruz ailece. Sıralıyorum; ‘bana bu imkânlar sunulsaydı’ söylemlerimden girip; televizyon, telefon, internet kullanımında geçirdiği zamanları eleştiriyorum. Anne arada, kol kanat… Volüm yükseliyor.

Özeleştiriye çekiliyorum sonra. Genç o, ergen psikolojisi.

Uçak mühendisliği diyordu, makine mühendisliği, endüstri mühendisliği; gidip geliyor fikirleri. Ben iş imkânları olan üniversiteleri düşün diyorum. Devlet veya özel. İş gücünü uygun gördükleri ölçüde satacaksın. İşten atılınca Ne olacak? Onun için kendi diplomanı asıp büronu kuracağın meslek olsun, diyorum.

O dinlerken atıştırıyor, 85 idi 95 kilo oldu… Bu günlerin getirisi... Sokağa çıkmak istemiyor; bu günlerin korkusu.’’

***********************

“Sabah 09.30 bilgisayar başına yoklamalı ders zili; evde başlıyoruz. Biz parmak ucunda geziyoruz; çıt çıkarmadan. Sokakta yasaklı günlerde düdük çalan, megafonla bağıran ekmekçiyle atıştım; ‘Sessiz ol’ diye.

Çoğunlukla yemek-ders arası zaman dilimi günlerinde oğlum. Kaygılıyım, elimden bir şey de gelmiyor. Sessiz olmaktan, anlıyorum demekten gayrı…’’

***********************

“Geçen gün oğlumla konuşuyoruz. Neler anlattı neler. Özelleştirmeye maruz kaldılar. Özel okullara gidenle, gidemeyen arasındaki farkı yaşadılar. Pandemi günlerini yaşadılar. Kızılmaske’yi bilmem ama, cerrahi maskeyi iyi bilirim. Dedi ki; “Sizin kuşak cezaevinde kalmış, biz de yarı açık evde kaldık.’’

Haklı; evde, bilgisayar başından okullu oldular. Bir kısmının bilgisayarı, interneti yoktu. Eşit olamadılar. Evdeyken sınavları uzatıldı, geriye çekildi. Eğitim sistemi bol bol değişti. Haftada bir gün kısıtlı sokağa çıkabildiler. Büyükleri Taksim’e çıkamazken, onlar sokağa bile çıkamadı. Sınav soruları bile çalındı. Bir çoğu depresyona girdi. Aşırı kilo aldılar. Bayramlarını evde kutladılar. Büyükanne ve babalarına aylarca gidip sarılamadılar. Daha çok internete, sanal âleme maruz kaldılar. Geçinmekte, iş yerlerinin kapatılmasıyla, ailece ekonomik sıkıntılar çektiler.’’

***********************

“İçeride üniversite sınavına hazırlanan oğlum var. Az önce kahvaltıyı balkonda masaya hazırladım. Kahvaltıyı yaptı. Masayı kaldırırken; sokakta, çöp bidonundan çöp toplayan oğlumla yaşıt bir genç gördüm. Biraz sohbet ettim iktisat okuyormuş. Beni bir düşünce aldı.’’

***********************

İşte böyle böyle…

Dert, kaygı, bazen çaresizlik. İsmail Altay’a, dostuma; ben ne diyeyim?

Baba olmak, anne olmak, veli olmak kolay mı?

***********************

İçinde gençler olan bir yazının sonunu umuda bağlamazsam olmaz

Umut her zaman var.

Gençlere güveniyorum, yarınları en güzel biçimde kuracaklarına inanıyorum.