Yeni tip korona virüs, KOVID 19 (Covid19) kısaltılmışı ile adlandırıldı.

Tüm dünyanın gündeminde olduğu için hemen her detayı biliniyor. Hatta hangi ülkede günde kaç kişi öldü, kaç yeni kişiye bulaştı, hangi ülke nasıl tedbirler aldı biliniyor ve sosyal medya üzerinden anlık takip ediliyor. TV’lerin hemen tüm haber bültenlerinin birinci konusu haline geleli hayli zaman olmuş ve daha uzun zaman devam edeceğe de benziyor. Ancak benim yazmak istediklerim biraz daha farklı.

Öncelikle bazı yanlış fikirleri yazmalıyım. Özellikle Müslüman ülkelerdeki yanlış bilinen kadercilik anlayışı ile vurdumduymaz davranmak ve korona virüs için hiçbir tedbir almamak kişinin hem kendi hayatını ve hem de çevresindekilerin hayatını tehlikeye atmaktadır.  Bu tavrı İran sergiledi, dini inançlarına aşırı bir güven duyuyorlardı ve kıldıkları namazlar ve özellikle aldıkları abdestler sayesinde temiz kaldıklarını ve virüsün kendilerine bulaşmayacaklarını düşündüler. Hem biraz bulaşsa da bundan çok fazla kişi etkilenmez ve virüs geçer gider gibi düşünceleri vardı. Hem ülke ve hem de bireysel olarak hiçbir tedbire başvurmadılar. Kadercilik ve ibadetlerine duydukları güven pek işe yaramadı. Şu an dünya da virüsün en büyük sıkıntısını çeken ülkelerin başında yer alıyor. Dün en son aynı gün içerisinde 85 kişi hayatını kaybetmiş ve bin kişide daha hastalık tespit edilmişti. Bakanlar, milletvekilleri de dahil olmak üzere devlet erkânı da tehlike altına düşünce durumun ciddiyetini anladılar. Tedbir almadıkları sürece de durumun daha da ciddiye gideceğini kavradılar ama bayağı bir geç kalmış gibiler.

Oysa Allah (c.c) dünyayı ve kâinatı belli bir düzen ile kaide ve kurallara bağlı olarak yaratmıştır. Özellikle sebep – sonuç ilişkisi hayatımızın hemen her anında karşılaştığımız bir durumdur. Örnek olarak, ateşe elimizi uzatırsak yanacaktır. Yağmurun dahi yağması bazı şartların olgunlaşmasına bağlıdır. Ağaçların yeşermesi güneşin doğmasına bağlıdır, ya da bazı bitkiler sulanmazsa çok fazla yaşamazlar. Yani etrafımızda görüp gözlemlediğimiz hemen tüm doğa olaylarının belli bir sebep sonuç ilişkileri gerçekleşirler. Hal böyle iken biz nasıl sadece abdest alarak veya sadece namaz kılarak virüsten korunabileceğimizi düşünürüz. Hele peygamberimiz, efendimiz, Allah’a tevekkül konusunda söylediği o muhteşem sözü “Deveyi sağlam kazığa bağla, sonra Allah’a tevekkül et” hepimiz bildiğimiz halde nasıl bunun tersi yönde hareket ederiz. Hatta bizim dilimizde adeta günlük konuşmalarımızda sürekli söylediğimiz “Tedbir bizden takdir Allah’tan” sözün üzerine nasıl bu kadar boş bir kadercilik içerisine düşebiliriz.

Neyse ki devletimiz, Başta sağlık bakanımız Fahrettin Koca olmak üzere bu inanışta değillerdi. En doğru olan tedbir alma işine giriştiler ve aldıkları tedbirlerin neticesini de başarılı bir şekilde aldır. Ülkemiz virüse maruz kalmadı desek yeridir. Şu ana kadar tespit edilen vaka bir vatandaşımızın Avrupa’ dönüşü kaptığı düşünülen ve kendi ailesine de bulaştırdığı vakalardır. Yine bu vakada da devletimiz çok hızlı davranmış ilk virüslü kişi ile yakın çevresini karantinaya alarak virüsün yayılmasını engellemeye çalışmıştır. Bu bile tek başına tedbir almanın abdest almaktan daha fazla işe yaradığını göstermektedir.

Tabi burada bahse konu ettiğim şeyin, dinimizin temel direği olan abdest ve namaz değildir. Burada ki konu ve şekvacı olduğum şey Müslümanın yanlış fikridir. Nitekim peygamber efendimiz de Müslümanların tedbir almadan tevekkül etmemeleri gerektiğini söyleyerek bu tür yanlış inançları kesin bir dille reddetmiş oluyor.

Şimdi de başka bir konu daha gün yüzüne çıktı. Yine Müslümanların inanışları yönünde bazı önyargıları olanların ortaya attıkları fikirleri de buradan reddetmek istiyorum. Konu şu; bir TV sunucusu stokçular ve fırsatçılar ile ilgili haberi bitirdikten sonra son cümleyi şöyle bitiriyor: “namaz beş vakit farz güzel ahlak 24 saat farz.” İlk bakışta bir sorun görünmüyor gibi olsa da burada bilinçaltında yatan bir gerçeğin ortaya çıktığını görüyoruz.  Sanki fırsatçılığı ve stokçuluğu beş vakit namaz kılan Müslüman yapıyor sadece. Ya da stokçular ve fırsatçıların hepsi beş vakit namaz kılan kişilerdir.

Oysa gerçekler öyle demiyor. Namaz insanı kötülük yapmaktan alıkoyar. Ülkemiz de namaz kılıp kötülük yapan insanlar olsa da stokçular ve fırsatçıların sadece namaz kılan insanlar olmadığını cümle alem biliyor. Hatta bu işlerin en iyi uzmanları “bize anlatılagelen bilgiler doğrultusunda söylersek” ülkemizde yaşayan Ermeniler ve Yahudilerdir. Tabi bu demek değildir ki tüm Ermeni ve Yahudiler stokçu ve fırsatçıdır. Eğer öyle dersek haksızlık etmiş oluruz. Dolayısıyla her milletten ve her dinden insanların iyileri olduğu gibi kötüleri de vardır. Bu bilinçle hareket edersek önyargılarımızı kırarsak ülkemize ve milletimize daha faydalı olmuş oluruz.

Son olarak virüs ile mücadelenin en iyi yöntemi başlıkta da belirtmek istediğimiz gibi Korunarak yapmalıyız. Yani hem kendimiz korunacağız ve hem de çevremizdekileri bu konuda uyararak korunmalarını teşvik edeceğiz ki toplum olarak korunalım ve mücadeleyi kazanalım. Sonra Allah’a gönül rahatlığı ile tevekkül edebiliriz.