Dünyanın her ülkesinden, her kültüründen bireylerin dimağında yer eden, aklımızda güçlü bir kadın figürü oluşturan Kleopatra hakkında herkesin bir fikri bulunmakta. Bu dünyada sadece 39 sene boyunca yer kaplayan Kleopatra’nın M.Ö 69-30 yılları arasında yaşadığı gerçeğini göz önüne alırsak; binlerce sene önce bu dünyadan geçen Mısır kraliçesinin bu denli ünlü olmasının belli başlı nedenleri olmalı. Antik Mısır’ın son Helenistik kraliçesi, Jül Sezar’ın sevgilisi ve de Marcus Antonius’un eşi olan Kleopatra’yı ölümsüz kılan güç; yüce edebiyat.

Şairler, oyun yazarları ve film yapıcıları Mısır kraliçesini efsanevi bir figür haline getirdiler. Adına şiirler, metinler, kitaplar yazılan ve de filmleri yapılan Kleopatra’nın çehresi herkes tarafından bilindik halde.

Dünyadaki herkes yaşantısını, güçlü figürünü bilir Kleopatra’nın. Peki kendisinin ölümü hakkında neler bilirler? Mutlu sonları seven insanlarımız, bundan dolayı hüzünlü sonla biten hikayeleri pas mı geçmekteler? Kleopatra’nın güçlü kişiliği dimağımızda yer ettiği için; onun ölümsüz bir figüre dönüştüğünü ve de asla yok olmayacak bir karakter olduğunu düşünüp, ölüm anını zihinlerimizden atmaya mı çalışmaktayız?

Birçoğunun aşina olduğu ve günümüze Roma kaynaklarından itibaren yansıyan ölüm senaryosu; Kleopatra’nın ölümüne zehirli bir engerek yılanının neden olduğuydu. Son  Helenistik kraliçe kendi yaşamına son vermek için ölümcül bir yılan ısırığını kullandığı senaryosu yıllardır göz önüne çarpmaktaydı. Koskoca bir kraliçenin ölümü bu kadar basit olabilir miydi peki?

Mısırbilimci uzmanlar ise bu hikayenin doğru olamayacağını göz önüne sermekteler. Hikayede bize aktarılan gerçek, Mısırlıların kraliyet sembolü olan asp (küçük bir engerek) yılanının zehiri ile kraliçenin intihar etmiş olmasıydı. Bakılınca çok şiirsel ve de akıllarda yüzyıllarca kalacak destansı bir intihar şekli. Bir incir sepetinin içinde kraliçeye getirilen bu yılan; kraliçenin sonu olmuştu. Mantık hatalarından birisi, bu yılanların boyutu en az beş metre olmasıydı ve de sekiz metreye kadar büyüyebilmeleriydi. İncir sepetinin içinde gizlice taşınıp getirilmesi ise çok makul olmayan bir senaryo. Velev ki gizlice getirilse bile, yılanın hızlı bir şekilde arka arkaya Kleopatra’yı ve de iki hizmetçisini öldürmesi mümkün olan bir seçenek değil.

Bu seçeneği imkansız kılan en makul bilimsel açıklama ise; insanların yılan ısırığından ölme ihtimalinin %10 olması, çünkü yılan ısırıklarının çoğu zehir akıtmaz ve de kurulardır.

Bir ısırığın kuru olması, masum ve tehlikesiz olduğu anlamına gelmez ancak bu zehirden meydana gelen ölüm oldukça yavaş ve de acı çekici olmaktadır.

2010 yılında, Alman tarihçi Christoph Schaefer, Kleopatra hakkındaki eski belgeleri inceleyip ve de bir toksilogla yaptığı çalışmaların üzerine; Kleopatra’nın baldıran, kurtboğan ve afyon karışımını yutup, intihar etmiş olabileceği fikrini öne sürdü.

 

Ölüm her şeyi ve herkesi eşit yapar, bunu tasdikleyen bir İtalyan atasözü der ki; ‘’Oyun bitince şah da piyon da aynı kutuya konur’’.

Bazılarımız öldükten sonra da hatırlanmak ister, bazılarımız bu dünya ızdırabının bitmesi için gün sayar. Kleopatra gibi niceleri; yüzyıllarca sene geçtikten sonra hatırlanmak ve de efsanevi kalmak için ölüm senaryoları düşünür, bazıları için ise ölüm bir acil çıkış noktasıdır.

Bilimsel araştırmalar sürmeli ki; hangi efsanenin doğru, hangisinin efsanevi gözükmek için uydurulan palavralar olduğu gün yüzüne çıksın.

Kaçınılmaz olan tek gerçek; Kleopatra da aynı toprak altında bedenini bırakacak, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa da...