İŞTE ÖYKÜ..

Kurban Bayramı tam kışın ortasına rastlıyordu.

O günler bir soğuktu, bir soğuktu. Zemheri soğuk, deli soğuk.

Kar, fırtına, tipi... Eskişehir ortalarında papaz harmanı

savruluyordu.. Göz gözü görmüyordu dışarılarda.. Sular donmuştu hep..

 

Seydi Suyu, iri buz parçaları akıtıyordu. Santral kanalı

kapandığından, elektriklerimiz kaç gündür doğru dürüst yanmıyordu..

Akşam seminerlerinde kitap okuyamıyorduk, ders çalışamıyorduk...

Lambalar ikide bir usulca sönüveriyordu. Dersliklerimizde

pelerinlerimizle oturuyorduk da, gene de ısınamıyorduk.

Musluklarımızdan su akmıyordu. Ellerimizi, yüzlerimizi yıkamak

için dere kıyısına gidiyorduk. İçme suyumuz yoktu.

Üç gün bayram iznimiz vardı, ama bu soğukta nereye gidecektik? Köyü yakın olanlar gitti ancak.. Bayram sabahı kampana çaldı. "Dışarıda toplanılacak" dediler. Başımızı, gözümüzü sararak, büzülerekçıktık..

Müdürümüz Rauf İnan merdivende bizi bekliyordu. Üstünde palto bile yoktu. Ellerini arkasına bağlamıştı. Boz urbaları içinde, yağsız

çehresiyle bir heykel gibiydi. Savrulan karlardan gözlerini kırpıştırıyordu.

O halini görünce usulca pelerinlerimizin yakalarını indirdik. Ellerimizi cebimizden çıkardık.

"Arkadaşlar" diye başladı.

Bir canlıydı sesi, bir heybetliydi.

Önce yılgınlık psikolojisinin zararlarını anlattı. Korkan insanın muhakkak

yenileceğini ve korktuğuna uğrayacağını söyledi. Bu hava soğuk evet, fakat siz isterseniz üşümezsiniz, dedi.

Olduğumuz yerde birkaç kez

sıçramamızı ve kuvvetli tepinmemizi istedi. Dediğini yaptık. Birden

ısınmıştık sanki. Hoşumuza gitmişti.

 

"Bugün bayram" dedi. Şimdi birbirimizi tebrik edeceğiz. Sonra

yapacağımız iki iş var;

Ya tekrar içeri girip sıralara büzülmek, mıymıntı, mıymıntı oturmak, bu üç günü böyle faydasız, hatta zararlı geçirmek, can sıkıntısından patlamak. Boşuna içlenmek. Üstelik üşümek.

Yahut da kazmayı, küreği alıp, santral kanalını temizlemeye gitmek..

Emin olun gidenler, kalanlar kadar üşümeyecektir. Çünkü, inanarak çalışan insan ne soğukta üşür ne sıcakta yanar. O; yücelten, dirilten, kuvvetli kılan bir heyecan içinde, her türlü güçlüğün üstüne çıkmıştır... Onu hiçbir karşı kuvvet yolundan alıkoyamaz Yeter ki; bir insan yaptığı işin gereğine inansın!

 

Ben, şimdi kazmamı küreğimi alıp kanala gidiyorum. Çünkü kanal açılınca, elektriklerimiz yanacak Elektrik yanınca, okulun işleri yoluna girecek.

Kitap okuyabileceksiniz, ders çalışabileceksiniz. Sularınız akacak,

yıkanabileceksiniz!

Size şunu söylüyorum, bizim asıl bayramımız, yurdumuz bu gerilikten, bu karanlıktan kurtulduğu gün başlayacaktır. Şimdilik bize düşen milletçe çalışmak, çok çalışmaktır. Parolamız şu olmalıdır: "Bayramlarda çalışırız, bayramlar için"

Ben gidiyorum, gelmek isteyenler gelsin!

 

Heyecanlanmıştık, üşümemiz geçmişti. Hepimiz;"Geleceğiz, "Bayramda çalışırız bayramlar için"

 

Altı yüz kişi böyle bağırdık. Sonra da kazma, kürekleri koyduğumuz

işliğe doğru bir koşuşma başladı.. İnsanların böyle canlanması, bir amaca doğru saldırması belki, sadece savaşlarda görülür...

Santral havuzundan başlayarak, onar metre arayla su kanalına dizildik.

Çıplak Hamidiye Ovası ayaz. Kırık kız Dağı'ndan doğru, zehir gibi bir rüzgâr

esiyor. Pelerinlerimizin etekleri uçuşuyor. Kazmayı vurdukça yüzlerimize buz

parçaları fırlıyor!..

Bazı yerlerde kar her yeri doldurmuş, kanal dümdüz olmuş. Nereyi kazacağız belli değil. Müdürümüz, öğretmenlerimiz başımızda dört dönüyorlar. Bir o yana koşuyorlar, bir bu yana..

Öyle çalışıyoruz ki, boyunlarımızdan buğu çıkıyor. Bazen adam boyunda buz parçalarını elleyip çıkarıyoruz kıyıya. Kimisi bağırıyor,

kimisi kazmalara tempo tutuyor. Bir gürültü gidiyor kanal boyunca...

 

Yeşilyurt Köylüleri evlerinin önüne çıkmış, bize bakıyorlar.

Böyle çalışmamıza alışkınlar ama bayram günü, bu soğukta nasıl

donmadığımıza şaşıyorlar.

Yeşilyurtlu arkadaşımız Azmi, köyü yakın olduğu için izinli ya, Bize

evlerden bazlama ekmek taşıyor. Köylü ekmeğini özlemişiz, aramızda

kapışıyoruz..

Yukarılardan, aşağılardan ikide bir sesler yükseliyor: "Bayramda çalışırız,

bayramlar için!.."

 

Koca ova çınlıyor. Taa, uzaktan Hamidiye'nin,Mesudiye'nin köpekleri ürüyorlar. Bu kış günü, böyle seslere anlam veremiyorlar herhalde..

Ayaz, ovanın ıssızlığı yırtılıyor..

O gün, o kanalın yarı yerini açtık. Bir buçuk metre

derinliğinde, uzun, derin bir çukur karları yara, yara gitti.

Ertesi gün, taa bende kadar tamamladık.

Sonra merasimle suyu saldık.

 

Nazlı bir gelin getirir gibi önünden ardından yürüyerek, türküler marşlar

söyleyerek getirdik ve geç zamanda, santral havuzuna döndük, sonra bir

baktık, okulumuzun balkonuna çakılı "Ç K E" yandı.

(Çifteler Köyü Enstitüsü)

 

O zamanki sevincimizi nasıl anlatmalı? Üşümüş ellerimiz alkıştan

ısındı.. "Yaşa var ol" seslerimiz ufukları kapattı. Dünya'nın en içten

gelen, en coşkun bayramı oldu belki..

Hiç unutmam bir arkadaşımız kendi ellerini öpüyordu. "Aferin ulan eller"

diyordu, "Bu elektriğin yanmasında senin de hissen var, yaşayasın, çok yaşayasın.."

 

Sevinçten gözlerimiz yaşarmıştı. Müdürümüz bir tümseğe çıktı.

Bir kaç kelimeyle başarımızı tebrik etti. Ve;
"Şimdi, depomuza su dolacak, banyoyu yakacağız.

Yıkanın ve çalışıp başarmış insanların huzuru içinde uyuyun..

İşte gördünüz, inanarak çalışan yapar, amacına ulaşır..

Bu heyecanla çalışmaya devam edersek, biz Türkiye'yi de yükseltebiliriz!

 

"Yükselteceğiz!" diye bağırdık..

 

Bayramda çalışırız, bayramlar için!..

Bayramda çalışırız, bayramlar için!..

 

İçeri girdik, musluklardan şarıl, şarıl sular akıyordu. Birbirimizi tebrik

ediyorduk!..

 

"UNUTULMAZ BİR BAYRAMDI!.."

 

1947'DE MARSHALL YARDIMI ALMAK İÇİN

KÖY ENSTİTÜLERİNİN NİÇİN KAPATILDIĞININ,

YERİNE İMAM HATİP OKULLARININ AÇILMASININ ŞART KOŞULDUĞUNUN

BİLİNCİNE VARMAK ÜZERE,

BUNU OKUYUN, OKUTUN.

Sonra bizim kapattığımız ilk ve tek Türk Modeli projeyi, İsrail 2. Dünya Savaşı sonrasında kurduğunda Türkiye’den İsrail’e göçeden Yahudi bir vatandaşımız, bu projenin İsrail’de uygulanmasını sağlar ve zamanla ortaya kiminin kıskançlıkla, kiminin kızgınlıkla kiminin de gıpta ile baktığı İsrail yeşerir alabildiğince ...

Bize niyet İsrail’e kısmet hesabı tam ilahi körlük ...!

 

Okutulan Dersleri iyi okuyun.

Ruh Bilim dahil, her şey var!

Bu bağlamda Köy Enstütülerinin kurulması için önayak olan başta Yüce Önder Kemal Atatürk olmak üzere, kuruluşunda ise büyük emek harcayan Hasan Ali Yücel ile çalışma arkadaşlarını saygı, özlem ve minnetle anıyorum.

Sağlıkla, sevgiyle, dostça kalın.