Namaz çıkışında insanlar bizim Türkiye’den geldiğimizi görünce, yüzlerinden memnuniyet ifadelerini görmek mümkün. Halis niyetle sohbet ve konuşmaya çalışıyorlar. Recep Tayyip ERDOĞAN ismi Filistinlilerin zihinlerinde kazınarak yer etmiş. Herkesin ağzında aynı isim.

Çoğu zaman gençler yolda yürürken bile Türk olduğumuzu anlayınca  yüzleri gülüyor,birşeyler ikram etmek istiyor ve selamlaşıyorlar. Buradaki Müslümanların Türkiye’nin ve onun kuruluşu olan TİKA’nın yaptıkları hizmeti biliyorlar ve takdir ediyorlar. Türk figürü Filistinli gençlerde müsbet manada yer etmiştir. Şurası da bir gerçek ki Kudüs ve Filistin’i ziyaret edenlerin yüzde yetmişine yakını Türkiye’den gelme .Tercümanımızın beyanına göre Kudüs’e her yıl iki milyon turist geliyor. Ancak bunun sadece altmışbini İslam ülkelerinden geliyormuş. Halbuki Kudüs İslam alemi için bir Mekke bir Medine kadar önemli bir şehirdir. Oraları ziyaret etmek demek, Filistin davasına manevi destek demektir. Ziyaretçi konusunda Filistinlilerin tüm dünya Müslümanlarına serzenişleri var. Filistinlilerin en büyük serzenişleri de eski Genel Kurmay Başkanımız İlker Başbuğ’un İsrail’i ziyaretinde başına kipa giyip ağlama duvarında dua etmesi, ama hemen bu duvarın arkasında bulunan Mescid-i Aksa camiine çıkarak ziyaret etmemesine üzülüyorlar.

Dünyada paraya yön veren Yahudi aklı, mukaddes şehir Kudüs’ün taşını toprağını paraya tahvil etmiş. Her yıl hac ziyaretine gelen iki milyonu yakın Hristiyan’ın konaklamasından büyük paralar kazanıyor. En çok parayı da mezar satışından kazanıyor. Zeytin dağının Kubbetussahraya bakan etekleri kanlı vadiye kadar uzanan kısmına belki onbinlerce mezar yapmışlar. Bu mezar yerinin bugünkü fiyatının iki milyon dolar olduğu söyleniyor. Dünyanın her yanından zengin Yahudiler ilk önce cennete gitmek için öldüklerinde buraya gömülmek amacıyla yüklü miktarda mezar parasını ödüyor. Zira Yahudi inancına göre kıyamet koptuğunda cennete ilk gidecekler buradaki mezarlardan çıkacaklardır.

Her şeyi ile buram buram İslam kokan bu toprakların, Yahudilerin pislik yumağı haline gelmiş ayakları altında çiğnenmesi çok acıdır. Maalesef bu topraklar asırlardır, İslam ümmetinini birçok peygamberin eyleştiği, yurt tuttuğu ve övgü ile bahsettiği yerler olmasına rağmen, günümüz Müslümanlarınca, sanki gözden çıkarılmış, terkedilmiş, bir vaziyettedir. Çıkacak yeni bir İslam önderinin gelişini beklemektedir sanki. Bu lider Kudüs’le birlikte tüm dünya Müslümanlarının umudu olacaktır.

Siyonist İsrail bütün bu zulümleri Birleşmiş Milletler ile el ele vererek yapmaktadır. Gayeleri Kudüs’ün tamamını hakimiyeti altına almak ve Kudüs’ü de fiilen ve hukuken başkent yapmak. Kudüs’ün tamamını da Yahudileştirme çalışmaları başlattılar. İsrail Hükümeti Arap nüfusu azaltmak için zalimce uygulamalar başlattı. Bu sırada topraklara sahip olup, göç eden Yahudilere peşkeş çekmek için 1950 yılında “sahipsiz mülkler kanunu” adı altında bir yasa çıkardılar. Bu yasa gereğince, insanlık dışı zulüm metotlarıyla, yerlerini yurtlarını terk edip giden insanların arazileri üzerindeki tasarruf hakkını Siyonist İsrail devletinin inisiyatifine bırakıyordu. Hatta yurt dışına çalışmaya giden bir Arap’ın dahi toprakları bu kanun kapsamı içinde  değerlendirilmektedir. 1950 yılından önce Kudüs ve havalisindeki toprakların üçte ikisi Müslüman Arapların olduğu halde bu kanun çıktıktan sonra, işgal hükümeti bu kanuna dayanarak  batı Kudüs’teki toprakların çoğuna el koydu. İbreyi Yahudiler lehine çevirdiler. Bugün batı Kudüs topraklarını yüzde sekseni Yahudilerin eline geçmiştir. Nüfus da hakeza aynı orana indirgendi. Gerçi B.M yurtdışından geri dönen Araplara topraklarının iadesi için defalarca karar aldı, ama bu kararı ne B.M takip etti ve nede İsrail uyguladı. Karar tamamen göstermelik olarak kaldı.

Bu arada eskiden beri bizim milletimizin zihnine İngilizler tarafından yerleştirilen, “Araplar topraklarını para karşılığı Yahudilere sattı da, Yahudi Filistin’e sahip oldu” iddiası da pek mantıki ve doğru değildir. Zira 1916 yılında İngiltere, Fransa ve Rusya Sykes-picot anlaşması ile Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi devleti kurulması için anlaştılar. Bu anlaşmayı da o zamanın hain Ürdün Kralı Şerif Hüseyin’e “Arabistan yarımadası Krallığı” vadiye kabul ettirdiler. 1918 yılından sonra ise Belfurdeklasosyonu ile İngiliz kraliyeti bizzat fiilen Filistin’e askeri ile girerek, bu toprakları silah zoruyla gasp edip Yahudilere teslim ettiler.  En nihayet 1948 de Siyonist İsrail Devleti kurulunca çıkardığı “sahipsiz mülkler kanunu” gereği devlet tarafından Müslümanların topraklarına el konulmuştur. İngiliz siyaseti gereği hem bu kutsal topraklar işgal edilmiş ve hem de, işgalin sebebi de, “Arapların para tamahı” olarak kamu oyuna yayılmıştır. Tıpkı 2. Abdülhamit’e alakası olmadığı halde “Kızıl Sultan” lakabının verildiği gibi…

Devam edecek…