Bundan iki sene kadar önce Trump elçiliğini Kudüse naklettiğinde, Kudüs’ün statüsünde oluşturulan ABD’nin emrivaki karşısında, bizler ve tüm İslam alemi birdenbire uyuduğu gaflet uykusundan uyanarak ayağa kalktı.

Bugüne kadar  İslam alemi bünyesinde oluşturulan, ama hiçbir işlevini göremediğimiz örgütlerinde varlığından haberdar olduk. Topyekûn ABD ve İsrail karşısında bir cephe oluştu. Dünya kamuoyu birden bire iki kutup olarak kamuoyunda yerini aldı. Gerçi Türkiye’nin öncülüğünde toplanan İslam işbirliği teşkilatı Kudüs’ün statüsü konusunda bir karar aldı ve bu kararı hem Güvenlik Konseyi ve hem de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda tasvip gördü. Dünya milletleri Trump’un imzaladığı bu paçavrayı yüzüne vurdu. Vurdu ama, bu karar ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti yapan tezini ortadan kaldırabildi mi? Hayır. Zira BM Genel Kurulu kararlarının uygulanması, güvenlik konseyindeki beş daimi üyenin elindedir. Beş daimi yenin biri Genel Kurul kararını veto etti mi, herşey biter. Bundan önce de BM Genel Kurulunda İsrail aleyhine bir sürü karar alındı, ama ABD’nin vetosu sayesinde hiçbiri uygulanmadı. BM den olumlu karar çıkarmak sadece hukuki olarak haklı olmayı ifade eder, tavsiye niteliğinde olduğundan uygulama mecburiyeti yoktur.      Bu demektir ki; İslam ülkeleri artık, siyonizminhakim mevkii de olduğu, sözde dünyaya sulh ve adaleti getirmeyi amaçlayan, mazlum milletlerin hak ve menfaatlerini koruma güdüsü ile ortaya atılan, beynemilel kuruluşlara bel bağlamamalıdır. Acilen tüm İslam ülkeleri, Afrika’da ve Asya’daki diğer mazlum milletleri de yanına alarak, Merhum Erbakan’ın her zaman diline pelesenk ettiği İslam ülkeleri Milletler Teşkilatını kurmalıdır. Türkiye ve İslam ülkeleri ancak o zaman kendileri bizzat kendi göbeklerini kesebilirler. Yoksa bundan önce ve bugün olduğu gibi hüsrana uğramaları hep mukadderdir. Atalarımız boşuna söylememişler ayıdan post gavurdan dost olmaz diye… ne yazık ki bu atasözünü duymamıza ve bilmemize rağmen, hala her konuda beynelmilel kuruluşlara derdimizi anlatırsak, çare bulabiliriz düşüncesindeyiz.

Ne yazık ki İslam ülkeleri, kendilerini alakadar eden olayların çözümlerini, uluslararası arenaya taşıdıklarında, kendi tezleri kabul görmediği gibi, karşı tarafın antitezine de meşruiyet kazandırmış oluyorlar.

Kudüs için bugünlerde ve sonrasında neler yapabilirizin cevabını verebilmek için, öncelikle Kudüs’ün bizim nezdimizdeki değerini  anlamamız ve bilmemiz gerekir. Mesafe olarak bulunduğumuz yerin çok uzağında da olsa, aşığa Bağdat sorulmaz misali, Kudüs aynen Kabe gibi, Müslümanların kalplerindedir. Hele hele Yahudi zulmünün bu denli mescidi Aksa kinini gördükten sonra, her Müslüman bundan sonra Kudüs meselesini bir namus meselesi olarak görmelidir. Kişi olarak kendi namus ve haysiyetimize gösterdiğimiz  duyarlılığı, aynı şekilde Kudüs içinde göstermeliyiz. Zira Kudüs, yüce  kitabımızda methedilen etrafı ile birlikte Allah (CC)ın kutsal kıldığı bir mekandır. Kudsiyeti yüce kitabımızda belirtilen Mescidi Aksa, dinimiz de kabul edilen, Mekke ve Medine’den sonra, kutsallık açısından üçüncü  sırada yer alır. Zira cenabı hak, İslam’ı din olarak seçip, uygulanması ve tebliği için Mekke’ye indirdikten sonra, İslam’la müşerref olanların namaz gibi  en önemli ibadetlerini ifa ederken yöneldikleri ilk kıble, bugün Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa mabedidir. Gerçi mescidi Aksanın kıble olması hususunda Kuran-ı Kerimde bir ayeti kerime yoktur ama, yüce peygamberimizin fiili sünneti sayesinde Kudüs ilk kıble olarak kabul edilir. Bu fiili sünnet gereği, İslam alemi dünyanın neresinde olursa olsun, “Ey Muhammed! Yönünü Mescidi Harama çevir.” Manasındaki ayeti kerimesi nazil oluncaya kadar, Müslümanlar namaz ibadetlerini mescidi aksaya dönerek kılarlardı.   

Kaldı ki; Kudüs’e seyahat yapmak için gidenler bilirler. Kuran’ı Kerim de isimleri belirtilen dokuz peygamberin kabri Kudüs ve havalisindedir. Diğer bütün peygamberler dahi bilmünasebe Kudüs  ve havalisinde yaşamış ve vakit geçirmişlerdir. Peygamberimizin miraca yükselirken ayak bastığı muallaktaşı,  göğe yükselirken diğer peygamberlere imam olduğu mekan, ayak izi vs. mescidi Aksa’nın avlusundadır. Kudüs’e bulundurduğu bunca kutsal değerler açısından bakılırsa Hristiyan alemi içinde kutsal bir mekandır. Zira Hz İsa Peygamber vefat etmeden önceki son günlerini Kudüs’teki zeytindağı ve eteklerin de geçirmiştir. Çarmıha gerildikten sonra da Hristiyan inancına göre elleri ve ayakları çarmıha bağlandıktan sonra bir km’den fazla tutan Çile yolundan yürüyerek, Hz Ömer’ camii bitişiğindeki kıyamet klişesine getirilmiş ve burada yıkandıktan sonra göğe yükseldiği kilise de  Kudüs’tedir. Bunun içindir ki Kudüs Hristiyanlar içinde kutsaldır. Yahudilerin kitabı Tevrat ve kabalalar da da Kudüs tanrı tarafından vadedilmiş toprakların başkenti, Kral Davut dedikleri Davut peygamberin tarihte ilk kurduğu Yahudi devletinin başkenti ve Süleyman mabedi ve onun altındaki dokunanı öldürdüğüne inanılan ve Yahudilerin kutsal emanetlerinin bulunduğu çeyiz sandığı da buradadır. Ayrıca mescidi aksa camiinin bitişiğinde bulunan Süleyman mabedi yeniden inşa edilmeden kıyamet kopmayacağına inanılır. Süleyman Mabedinin yeniden inşası içinde mescidi Aksa ve Kubbetüssahra camilerinin yıkılması gerekir.

Bu itibarla Kudüs ve havalisi bu üç büyük din için önemlidir ve kutsaldır.

                                                                              Devam edecek…