Kudüs için neler yapabilirizin bazı cevaplarını da peygamber (SAV)’ın uygulamalarının bir kısmına bakarak da anlayabiliriz.

Hayber kalesinin fethinin nasıl gerçekleştiğini bilirsek, belki Yahudi ile bugün nasıl mücadele edeceğimiz hususunda fikir sahibi olabiliriz. 


Hayber kalesi Medine ye 150km uzaklıkta Şam yolu üzerinde, plato ve ova kısmı bağlılık – bahçelik, kalenin bulunduğu dağ sarp kayalık ve dışarıdan girilmesi çok zor müstahkem bir konumda idi. Hayber Yahudileri hep Müslümanların aleyhine çalışmış, bütün savaş ve seferlerde müşrikleri desteklemiş ve yardım etmişlerdi. Nifak tohumları saçan bu kalenin alınması için 628 yılında peygamberimiz (SAV) 1600 kişilik ordu ile Hayber kalesi önüne geldi. Otağını kurarak sancağı Hz Ebubekir’e verdi. Hz Ebubekir ordusuna hücum emri verdi, ama Hayber kalesi sağlam ve yüksek bir yerdeydi. Ok atsan geri geliyor, taş atsan yetişmiyordu. Bağırsan sesin gitmiyordu.. Daha sonra Peygamberimiz (SAV) sancağı Hz. Ömer’e verdi. Yine İslam ordusu muvaffak olamadı. İslam ordusu günlerce bekledi. Ama Yahudiler kalelerinden çıkmıyorlardı. Müslümanların stokları tükenmek üzere ve moralleri de çok bozulmuştu… Günlerce hücum ettiler ve beklediler ama nafile…


Bu uzun bekleyişten sonra Yahudi karakterini iyi tanıyan Peygamberimiz (SAV) yeni bir strateji geliştirerek, Yahudilerin hurma bahçelerini kesmeleri emrini verdi. Hurma ağaçlarının kesilmesi demek, Yahudilerin ekonomilerinin kesilmesi demekti. Ağaçlar devrildikçe servetleri de devrilecek, gelecekleri köklerinden kazınacaktı. Zira Yahudi için para, zenginlik ve servet her şey demekti. Nitekim ağaçlarının kesildiğini gören Yahudiler kahroluyorlardı. Her ağaç devrildikçe Yahudi’nin kolu – bacağı da kesilmiş gibi oluyordu. Ağaçları kesildikçe varlıklarının sebebinin olmayacağını anlayan Yahudiler sonunda Hz Ali’nin de hücumu ile anlaşmak ve kalelerini terk etmek zorunda kaldılar. Taşıyabilecekleri kadar yüklerini alıp başkentlerini bıraktılar. Ey Bugünün Müslümanı! Peygamber (SAV)’ın yanında sende Hayber savaşına katılmak istiyorsan Yahudilerin bahçesinden bir ağaç da sen kes. Belki bugün sesin bir yahudiye ulaşmaz. Taş atsan İsral’e varmaz, ok atsan Tel-Avive yetişmez. Ama sende peygamber (SAV) efendimizin stratejisini uygulayabilirsin. Al eline baltayı kes Yahudilerin ağaçlarını! Evine giren her Yahudi şirketinin malı bir ağaçtır. Müslümanlar Yahudi mallarını boykot ettikçe, her yahudiden bir kol koparacaktır. Zamanla bu boykot kök salıp devamlılık arz edince de Yahudi’nin kolları, bacakları ve bedenlerinden bir azası kesilecektir.


 Bugün Türkiye’li bir Müslüman olarak Filistin’li gençler gibi, Yahudi kurşunlarına hedef olmuyorsun! Bari hiç olmazsa zevkinden feragat ederek bu boykota katıl!...  Bir benden ne olur deme. O bir benler, zamanla çoğalır, Aşık Yunus’un dediği “bir ben vardır bende içeri” misali kartopu gibi gittikçe çoğalır gider. Yahudi’nin ürettiği mallara boykot ederek, Türk intifadasını da bizler başlatabiliriz. Ancak dış politika da Türkiye’nin eskiden beri büyük zaaf ve çelişkileri de var. Haklı olarak İsrail’in işgalci ve terörist bir devlet olduğunu en üst düzeyde vurguluyoruz. Ancak İsrail’in uluslararası kazanımlarında, Türkiye’nin  kritik destekler verdiğini görüyoruz. Bu hatalarımızı muhasebe ederek yeniden gözden geçirmeleri günahlarımızdan ders çıkarmalıyız. Mesela İsrail ancak Türkiye’nin desteği ile OECD topluluğuna gidebildi. Yine Türkiye’nin veto hakkını kaldırması ile NATO’nun başkentinde İsrail Temsilcilik açabildi. Daha geçen senelerde mavimarmara davasına ilişkin yapılan anlaşma ile  20 milyon TL karşılığı Türkiye kendi vatandaşlarının en temel insani haklarından ebediyen feragat etti.  ABD ye her fırsatta yaptıklarından dolayı kızıyoruz, öfkeleniyoruz ama en basitinden, Türkiye de sayıları 15 i bulan ABD üstlerinden bir tanesini henüz kapatabilmiş değiliz. Bu hatırlatmalar can sıkıcı olabilir. Ama daha aldanmak, aldatılmak ve kullanılmamak için bu yanlışlarımızla yüzleşmek ve kritiğini yapmak zorundayız. Çünkü kudüs sadece stratejik açıdan kırmızı çizgi değil, ahlaki ve hukuki açıdan a tartışmasız ir mücadele kriteridir. Bunun için birbirimizi kınayarak uzaklaştırmayı değil, sevgi ve hoşgörü ile bir araya gelmeye ihtiyacımız var.