Lisedeyim; 70’li yılların ortaları…

Yazları adet edinmiştim,kitaplarımı yanıma alıp Gemlik Kumla’ya zeytin ağaçlarının yanı başına çadır kuruyordum. O vakitlerin Kumla’sı şimdinin Kumla’sı gibi betona gömülmemiş, şişmemiş, kalabalıklaşmamıştı; denizin yanı başında zeytinlikler, bahçeler vardı.

Kumla sessizdi, sakindi.

*******************

Sabahları horoz sesiyle tavuk gıdaklamalarıyla, koyun melemeleriyle uyanır;çadırımın bitişiğindeki zeytin ağaçlarına günaydın derdim.

Çocukluğumdan kalmadır ağaçları dost belleyişim. Onlarla konuşurum, gövdelerine sarılırım, yapraklarını, çiçeklerini, meyvelerini okşarım ve bazen tırmanır, dalların arasında oturur huzur bulurum.

Sevgili okur; bak şimdi aklıma ItaloCalvino’nun romanı geldi: ‘’Ağaca Tüneyen Baron’’.

Romanın kahramanı Cosima babasına kızar ve ağaçta yaşamaya başlar. Neyse konuyu dağıtmayayım.

*******************

Mahmurluğumu sabah sporuyla atınca kumsalda bir sandala sırtımı yaslar, küçük şirin çay bahçelerinden birinde kahvaltı etmeden önce;güneşin maviden yansıyışını, denizin sakinliğini berraklığını seyre dalar; karşı kıyılara, Mudanya Trilye yönüne bakarken dalgaların şıpırtısında hayaller kurardım.

Martı çığlıkları, kanat sesleri ve bir teknenin motor tıkırtısı eşlik ederdi sabah keyfime.

İçimden derdim ki; günün birinde mutlaka bir yanı denize diğer yanı ormana bakan bir bahçeli evim olacak.Deniz manzaralı yada orman manzaralı balkonlarında kahvaltı edeceğim, yemek yiyeceğim, kitap okuyacağım. Ağırladığım dostlarımla şiir okuyacağız, romanlardan, filmlerden, müzikten, aşktan, hayattan, devrimden konuşacağız. Ve o evde yazacağım romanlarımı.

Maalesef şu güne kadar olmadı…

Ömür dediğimiz şey; hayal kırıklıklarımızın, gerçekleşmemiş planlarımızın, özenmelerimizin, imrenmelerimizin de toplamıdır.

*******************

Ne acı değil mi…

Türkiye’nin sahilleri kâr ve rant hırsıyla betona gömüldü; deniz kıyıları yağmalandı.Deniz kıyısında denize girilemez oldu.

Sessiz, sakin, huzurlu; doğayla, kendimle baş başa kalabileceğim tatilleri nasıl da özlüyorum.

 

YASEMİN GÜLEÇ

Değerli okurum, şehrimizin en iyi mali müşavirlerinden, dostluğuyla onurlandığım Yasemin Güleç; kendi güzel, aklı güzel, kalbi güzel; şefkatli, merhametli, empatik mi empatik tam bir gönül insanıdır.

Soyadı gibi daima güleç yüzlü olan Yasemin; insana moral aşılar, yaşama sevinci verir, umut aktarır.

Dostlukların çıkar üzerinden kurulduğu; menfaatler uyuşmadı mı bitiverdiği; hatta düşmanlığa dönüştüğü günümüzde Yasemin Güleç’in içtenliği insana olan güvenimi arttırıyor.

Sevgili Yasemin Facebook’ta ‘’Toprakla uğraşmak iyi geliyor’’ başlığı altında Kurşunlu Kumsaz mevkiindeki yazlık evlerinden fotoğraflar paylaşmış; içim gitti.

Ağaçlar, çiçekler, meyvalar; biberler, incirler, narlar.

Ne mutlu böyle bir evi var edenlere; ne mutlu, toprakla, ağaçla, börtü böcekle ömür sürenlere; ne mutlu Yasemin’e ve ailesine.

Doğadan koptuk, toprağa değmez oldu ayağımız. Balkonlara sıkıştık kaldık.

Ağaçlarımız, kümeslerimiz, ağıllarımız; bağımız, bahçemiz, tarlamız uçtu gitti. Beton tabutluklar içinde ömür çürütüyoruz.

Dünya iklim kriziyle çevre felaketiyle tükenişe gidiyor.

Hadi gelin hep beraber soralım kendimize: Doğayla hem hal olmadan;insan odaklı bir siyaset, ekonomi ve toplumsal yaşam oluşturmadan; yeni bir insanlık yeni bir dünya mümkün mü?

*******************

Ankara’daki kum fırtınası alarm zilidir.