Mevsim kış ama sonbahar gibi geçiyor, bazen sıcak bazen serin, belki biraz soğuk ama keskin soğuk henüz yok. Yapraklar dökülüyor, son birkaç yaprak kalmışsa da dallarda, ağaçların dalları görünüyor sadece. İki gündür güneşli ve sıcaktı. Haberler kuraklıktan bahsediyordu. Hatta camilerde yağmur duaları edildi.

Mevsimlerde değişiklik olduğu kesin ama sebebi pek bilinmiyor. Bazı açıklamalar var ama kati olarak delillendirilmiş açıklamalar yok. Hem zaten tespit edilmesi o kadar da kolay değil. Sonbahar oldukça kışa doğru kaymış görünüyor ve kış neredeyse yaz ayının ortasına kadar devam ediyor. Haziranda hatta Temmuz’da kar yağışı fotoğrafları çekip Face’ye koyanlar var ülkemizde.

Aralık ayı bitmek üzere henüz kar yağışı olan şehir hemen hemen yok gibidir. Yüksek tepelere yağdığı görülse de kimseyi tatmin eden bir yapış değil bu. Eskiden Kasım ayı ile beraber kar yağışı başlardı. Aralık sonlarında ise zaten yağmış olan karın üzerin bir hayli kar yağar ve şubat ortalarına kadar yerlerde o kar kalkmazdı. Sürekli kar üstüne kar yağardı. Son kaç yıldır, kar üstüne kar yağdığına şahit olmadık.

Baraj suları azaldıkça azalıyor, yer altı su kaynakları çekilmeye yüz tutmuştur. Eskiden köy meydanlarından akan çeşmelerden eser yok. Hangi köye giderseniz gidin, ya tamamen kesilmiştir, ya da kesilmek üzeredir, iyice azalmıştır çeşme suyu. Çocukluğumda köyün çeşmesini buzdolabı olarak kullandığımızı hatırlıyorum. Özellikle ramazan ayında, iftar saatine bir ya da iki saat kala, yoğurt, ayran gibi içecekleri ve dut, karpuz gibi meyveleri de suya koyar bekletirdik. 10 yıldan fazladır o çeşme akmıyor.

Kuraklık denince su kıtlığı gelir aklımıza ki su hayattır. Tarih boyunca kurulan tüm medeniyetleri subaşlarında temellerini atmışlardır. Dünyanın en uzun süren medeniyeti olan Babiller Mezopotamya denilen Fırat ile Dicle nehirleri arasında buluna bölgede kurulmuşlardır. Toprakların ekilip biçilmesi için suya ihtiyaç vardır. Bu yüzden su medeniyettir denilmiştir.

Ülkemizde kısa vadede bir kuraklık olur mu bilemem. Ancak, suların adeta yer altına çekildiği hatta yer altından da aşağı kaçtığı ve bunun yıllardan beri böyle artarak devam ettiğini görüyoruz. Uzun vadede bu kuraklığı yaşama ihtimalimiz çok büyük. Kuraklık aynı zamanda kıtlık getirir. Kıtlık ise, yoksulluk ve hastalık doğurur.

Ülkemiz ve insanımızın böyle bir sürece dayanabileceğini zannetmiyorum. Öyle ise bu günden tedbir almak gerekiyor. Öncelikle kuraklık ihtimaline karşı tedbir almak gerekiyor. Yeni su kaynakları bulmak, deniz suları ile neler yapılabileceğini araştırmak ve ülke genelinde eksik olan ne varsa araştırıp, bulup tamamlamaya çalışmak gerekiyor. 

Daha sonraları ise, kıtlık zamanlarında ihtiyaç olabilecek temel besinler olmak üzere bir çokmamül ve hammadde stoklanmalı, varsa tohumları saklanmalıdır. Seracılık daha yaygın hale getirilmelidir. Hemen her köy kendi serasını kurabilmeli ve kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmelidir.

Millet olarak bizlerde bilinçlenmeliyiz. Topyekün bir program hazırlanmalı ve bu konuda toplumun tamamına ulaşılmalıdır. Milletin bilinçlenmesi için ise, başta TV yayınları olmak üzere, sosyal medya ve şehirlerde ise valilikler üzerinde eğitim ve bilinçlendirme programları düzenlenmelidir. Nihayetinde toplum bilinçlenmezse geri kalan tedbirlerin tek başına yeterli olamayacağı açıktır.