Çok zor günler yaşıyoruz.

Milletimizin sinir uçlarıyla oynanıyor.

Devletimizin gücü sınanıyor.

İdlib’de rejim unsurlarının kalleşçe saldırısı sonucu 34 evladımızı şehit verdik.

Bağrımıza ateş üstüne ateş, toprağa can üstüne can düşüyor.

Canımız çok acıyor.

Evlatlarımıza ağlıyoruz.

Bu satırları yazarken maalesef yine İdlib’den acı haber geldi.

Bir evladımızı daha şehit verdik.

Rabbim bütün şehitlerimizin ailelerine dayanma gücü versin.

Şehitlerimize Allahtan rahmet yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum.

 “Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz!”

Biz de unutmayacağız!

Milletçe kenetlenerek, devletimizin gücüne güç katarak bu zor günlerden dayanışma içinde çıkacağız.

Ancak yediğimiz bu ayazı unutmayacağız!

Alçakça saldırılarının bedelini ödeteceğiz.

Her damla şehit kanının hesabını verecekler.

Türk Devleti evlatlarının kanını hiçbir zaman yerde bırakmadı yine bırakmayacak.

İdlib yerle yeksan olsa içimizdeki acı ve öfke dinmeyecek.

Rejim unsurlarının tamamı yok olsa bizim nazarımızda bir vatan evladı etmeyecek.

Bunu da biliyoruz...

Ben de anneyim.

Ocaklarına ateş düşmüş ana babaların acısı üzerinden kahramanlık taslamak değil niyetim.

Gencecik fidanlarımızı hayattan koparan bu alçakların hayatlarını karartacağız herkes bilsin istiyorum sadece...

İnsanlığın sorunu

Askerlerimize yapılan saldırı sabırları taşırdı.

Türkiye karadan ve denizden Avrupa’ya geçmek isteyen mültecileri artık durdurmama kararı aldığını açıkladı.

Yıllardır tek başına sırtlandığımız Suriyeli mülteciler sorununu dünyanın ortak sorunu hale getirecek çok önemli bir adım attık.

“İktidarın bugüne kadar aldığı en doğru karar nedir?” diye sorsanız bu son karardı derim.

Bu kararı çok daha evvel almış olsaydık:

Uluslararası toplum yükümlülüklerinden kaçamayacaktı.

Avrupa Birliği milyonlarca Suriyeli mültecinin sınır kapılarına akın edecek olmasını göze alamayacaktı.

Uluslararası kuruluşlar kayıtsız kalamayacaktı.

Türkiye’ye verdikleri sözleri tutmak zorunda kalacaklardı.

Gidiyorlar

Kapıların açılmasıyla bizim  misafir olarak kabul ettiğimiz on binlerce mülteci Avrupa’ya geçmek için sınırlara akın etmeye başladı.

Yetkililer, şuana kadar ülkemizden ayrılan 140 binin üzerinde mülteci olduğunu açıkladı.

Televizyon ekranlarından gördüğümüz kadarıyla  “güle oynaya” gidiyorlar…

Ne acıdır ki  ölümden kaçarken sığındıkları, yıllarca barındıkları, kendileri için her türlü fedakârlığı yapan ülkemizi küçümseyerek gidenleri görüyoruz televizyon ekranlarında.

Avrupa sınırlarında Türkiye gibi onları hoşgörüyle karşılayacak bir ülke, Türk milleti gibi kendilerine merhametle kucak açacak başka bir millet bulabilecekler mi göreceğiz!

“Hükümet yanlış yaptı, insanlar perişan oluyor” diyenler var.

Dikkatinizi çekerim ülkemizden gidenler, savaştan kaçıp canlarını kurtarmak için değil daha iyi koşullarda yaşamak için gidiyorlar.

Hiç kimseyi kovmadık.

Kalmak istemeyenleri de ülkede zorla tutacak değiliz.

Kucaklarına aldıkları bebeklerin, çocukların Ege’nin derin sularına batabileceğini, sınırları geçmeye çalışırken vurulabileceklerini bilerek, her şeyi göze alarak gidiyorlar.

Sınırlarda insanlık dramı yaşanıyor.

Çoluk çocuk yollarda perişan oluyorlar.

İnsanlık dışı uygulamalara maruz kalıyorlar, görüyoruz.

Ancak bu insanlık dramının sorumlusu biz değiliz.

Mülteciler meselesi dünyanın ortak meselesidir.

Türkiye olarak üzerimize düşenin de fazlasını yaptık.

Bu acıların sorumluları Suriyelileri vatanlarından edenlerdir.

Ve Suriye’de olup bitenlere inatla gözlerini yumanlardır.

Şimdi sıra onlarda…

Ya Suriyelilerin Suriye’de güvenle yaşamalarını sağlamak için gereken neyse yapacaklar ya da ülkelerine gelmekte olan mültecilerle birlikte yaşamaya alışacaklar!

Yaralı milletimin başı sağolsun.

 Varlığım Türk varlığına armağan olsun…