​​​​​​​"Cumhuriyeti biz kurduk. Onu yükseltecek ve yaşatacak olan sizlersiniz. " Mustafa Kemal Atatürk

Koca bir asır.

23 Nisan, TBMM'nin açılışının ve ulusal egemenliğin ilanının 100. yılı.

Bayram olarak kutlanmasının 96. yılı ve çocuk bayramı olarak kutlanmasının da 93. yılıdır.

 

Yaklaşık bir asırdır Türk topraklarında çocuk bayramı olarak kutlanıyor.

Aynı zamanda KKTC ve Kosova Cumhuriyeti'nin de resmi bayramıdır. Türk, kürt, alevi, çerkez, tüm çocukların bayramı bugün.

Dünyanın tüm ülkelerinden katılımlarla yıllar boyunca kutlanan bu bayram tüm trolleri, Türk düşmanı ve ırkçı tüm zihniyetleri çıldırtsa da dünyadaki bütün çocukların bayramıdır.

Atamızın, atalarımızın mirasını, değerini bir asır koruyan bütün emeği geçenlere sonsuz teşekkür için yazıyorum bu satırları.

 

Nice asırlar boyunca bu bayramı koruyacak Atatürk Türkiyesi'ne de ayrıca teşekkürler.

 

Çocuk Bayramı'nın yüzyıla yakın olmasını söylememin sebebi, daha önce kutlanan çocuk bayramı'nın resmi olarak 1927 yılında 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı ile birleşmesidir.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın ortaya çıkışında 3 ayrı bayramın payı vardır.

Çocuk bayramı tamamen ayrı bir kavram olarak gelişirken, ulusal egemenlik ve 23 Nisan bayramları baştan ayrı bayramlarken, birleşmişler, en son da onlara çocuk bayramı katılmıştır.

 

"23 Nisan", 1921'de çıkarılan 23 Nisan'ın milli bayram addine dair kanun ile, Türkiye'nin ilk ulusal bayramı olmuştur.

İlk kez ortaya çıkan bu bayramda ne ulusal egemenlikten ne de çocuklardan söz edilmekteydi.

Zaten daha o yıllarda Osmanlı saltanatı hala kanunen hüküm sürmekteydi. 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasıyla 1 Kasım, Hakimiyet-i Milliye Bayramı (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kabul edilmiştir.

Daha sonraki yıllarda, TBMM'nin açılış tarihi olan 23 Nisan "Milli Hakimiyet Bayramı" olarak kutlamış ve bu durum 1 Kasım'ın uzun vadede bayram olarak unutulmasına neden olmuştur. 1935'te bayramlar ve tatil günleriyle ilgili kanun değiştirilmiş ve "23 Nisan Millî Bayramı"nın adı "Millî Hakimiyet Bayramı" haline getirilmiş, böylece 1 Kasım Hakimiyet-i Millîye Bayramı ile 23 Nisan Millî Bayramı birleştirilmiştir.

 

Birinci Meclis'in üyelerini bir araya getiren tek duygu, vatanın kurtuluşudur. Hepsi idealisttir. Büyük fedakârlıklarla, yokluklar içinde çalışırlar.

İttihat ve terakki lokali olarak yapılmış, inşaatı tamamlanmamış, çatısındaki eksik kiremitleri halkın kendi çatısından çıkarıp getirdiği Türkiye Büyük Millet Meclisi binası...

 

1922 yılına kadar, ara seçimlerde seçilenler dahil, vekil sayısı 437'ye çıkacaktır. 88 tanesi mebusanmeclisi'nden gelmiştir.

İlk gün toplantısında 127 vekil vardır.

 

Ankara'ya nasıl gelmişlerdir?

Çoğu ortaklaşa kiraladıkları öküz ve at arabasıyla...

Bazıları at sırtında.

Pek azı trenle.

 

Bırakın elektriği lüks lambası bile olmadığından fener ve gaz lambalarıyla, petrol bulamayınca mum ışığında çalışıyorlar.

Koltuklar yok.

Ziraat mektebi'nden getirilmiş sıralarda oturuyorlar.

Kış için salonda büyük, odalarda küçük odun sobaları...

Vekiller derme çatma evlerde, okulların yatakhanelerinde kalıyor.

 

Vekiller heyetinin (bakanlar kurulu) 2 Kasım tarihli kararnamesiyle ankara'da okullar ve resmi daireler için öğle tatili kaldırılmış, memurların 10:30'dan 16:30'a kadar aralıksız çalışması hükmü getirilmiştir.

Sebep?

Sobalarda odun tasarrufu yapmak için.

 

Bazı vekiller, değişik kanunların ve gerekçelerin ayrı kağıtlara basılıp dağıtılmasını istediğinde, 2 Mayıs 1920 günlü oturumda meclis ikinci başkanı, Erzurum Vekili Celalettin Arif bey şu cevabı veriyor: "Kağıdın kıtlığından dolayı üç kanunu bir araya getirdik."

 

Meclis bu yokluklar içinde açılır ve çalışmaya başlar.

 

Bu mücadele, 1921 yılında Ankara'ya gelen bir yabancı yazar tarafından gazetesine telgrafla şu şekilde ifade edilir: "Ankara dağlar arasında bir bataklıktır. Bu bataklığın içinde bir yığın kurbağa başlarını havaya kaldırmış, durmadan ötüp durmakta ve Dünya'ya meydan okumaktadır."

 

Telgraflar Anadolu'da Milli Hareket'in denetimindedir.

Posta müdürü, telgrafı Ahmet Ağaoğlu'na gösterir. Azerbaycanlı Ahmet Ağaoğlu telgrafı şu şekilde düzelterek çeker: "Ankara Anadolu'nun ortasında çorak, bakımsız ve kerpiç evli küçük bir şehirdir. Bu şehirde bir avuç kahraman medeni Avrupa'nın zulüm ve istibdadına karşı isyan ederek Milli İstiklâllerini korumaya çalışmaktadırlar."

 

Bugün o günlerin üzerinden 1 asır geçti. Ülkem adına umutsuzluğa düştüğüm her olayda böyle bir tarihe sahip olduğumu hatırlayıp şükrediyorum.

Birinci Meclis'in açılışı, kuruluş senedimiz Lozan ve Cumhuriyet'in ilanı...

Hepsini anarken hem gurur duyuyor hem de hüzünleniyorum.

En önce o günlerin fikrî ve fiili önderini, Atamızı, sonra tüm kahramanları, kanun yapanından meclis binası için kiremit taşıyanına kadar hepsini, rahmetle anıyorum. Allah hepsinden razı olsun.

 

Zira bugünlerde de görüyoruz ki; memleketi yaşatmak da kurmak kadar zor.

 

Bugün, çocukların çocuk olma haklarını resmiyete döktükleri, minicik kızların ev hanımı olmak zorunda kalmadıkları, küçücük erkeklerin minik sırtlarına ev sorumluluğu alma mecburiyetlerinin artık olmadığı gün.

O kız çocuklarının büyüyüp özgür birer kadınlara dönüşmesinin temelinin atıldığı, o ufacık erkeklerin bir cemaate üye olmaktan, ev geçindirmekten, para kazanmaktan çok daha fazlasını yapabileceklerini, çocukların çocuk yaşta sorumluluk almak yerine, araştırabileceklerini, düşünebileceklerini, öğrenebilecek, öğretebileceklerini gördükleri gün.

 

Bizler henüz eşşek kadar olmamışken; çizgi filmler izleyip coştuk, ağlayıp annemizin kucağına atladık, kavga ettik, ilk kez aşık olduk, paranın kıymetini bilmedik, hep oyuncak istedik, ödevlerden nefret ettik, taso biriktirdik, dondurmalar yedik, sıcaktan balkonlarda yattık, denizlerde yüzdük, tabağımızda yemek bıraktık, hayaller kurduk.

Sevildik.

Çocuktuk.

Atalarımız sayesinde çocuk bedeninde yetişkin değil, gerçek birer çocuk olduk.

 

Mustafa Kemal Atatürk kim midir?

Bu küçücük bedenlerin kurtarıcısıdır.

 

Bugün sokağa çıkamayacak olsak bile, balkonlarda bayraklarımız, geleceğin mimarı olan değerli çocuklarımız ve içimizdeki çocuğun coşkusuyla 100. yılı Atatürk ve silah arkadaşlarını da anarak kutlayacağız. Nice asırlara.

 

Sevgi ve selamlarımla