Osmanlı Devleti (Devlet-i Âliye) kendisi için stratejik açıdan önemli olan Kıbrıs, Rodos, Girit adalarıyla Mısır'ı aldıktan sonra Akdeniz'de daha fazla söz sahibi olmak için 1571'de egemenliği altına almıştır.

Bu egemenliğin stratejik açıdan önemli olmasının yanı sıra Kıbrıs adasında üstlenen korsanların, hacca giden yolcu gemilerine saldırması, Venedikliler’in Osmanlılar’a düşmanca tutum sergilemesi ve Ortodoks Kıbrıslılar’ın, Osmanlı’dan yardım istemesi de  Osmanlı'yı Kıbrıs'a yöneltmiştir..

Osmanlı egemenliği altında bulunan adanın kalkınması için Osmanlı adaya her türlü desteği vermiş ve önemli eserler bırakmışlardır.
Tarım alanlarına önem veren Osmanlı elde edilen mahsulleri Venedik ve Akdeniz çevresindeki ülkelere ihraç ederek ada halkına özerklik statüsü vermiştir.
Su sıkıntısı mevcut olan adada Osmanlı, Bayındırlık işlerine de ehemmiyet vermiş ve kilometrelerce su kemerleri inşa etmiştir.
Çeşmeler, yollar, camiler, hamamlar, tekkeler ve çeşitli kamu binaları hep Osmanlı eseridir.

4 Haziran 1878'de imzalanan Kıbrıs Konvansiyonu ile Kıbrıs adası İngiltere'ye kiralanmış ve böylece ada üzerindeki Osmanlı Türk egemenliği 308 yıl hâkimiyetten sonra tamamen sona ermiştir.

İngiltere'nin Kıbrıs ilhakı
1914'te 1. Dünya Savaşı ile Osmanlı İmparatorluğu İngiltere'nin de içlerinde bulunduğu itilaf devletlerine karşı Almanya, Avusturya, Macaristan İmparatorluğu'ndan oluşan müttefik devletler safında yer alınca, İngiltere 5 Kasım 1914'te Kıbrıs'ı ilhak ettiğini duyurmuştur..

11 Şubat 1959 tarihine kadar İngiliz egemenliği altında olan Kıbrıs adası, Londra-Zürih anlaşmaları uyarınca 1960 yılında bağımsız bir devlet ilan edilmiştir.
Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 Anayasası uygulamasında yaşanan sorunlar sebebiyle üç yıl geçerli kalmıştır..
1963'ten 1974'te kadar geçen zaman arasında Kıbrıslı Türkler üzerinde çeşitli baskılar oluşturan Rum Kesimi 1963'te Rum polisinin de rol aldığı ve iki Türk'ün öldürüldüğü kanlı Noel  gerçekleştirmiştir..
1974'e kadar süren Kıbrıslı Türk ve Rumlar’ın arasındaki ciddi anlaşmazlıklar ve Türklere uygulanan ambargo ve zulümler sebebi ile 1974' de dönemin koalisyon hükümeti olan Bülent  Ecevit ve Necmettin  Erbakan'ın Kıbrıs Barış Harekât'ı başlatması kaçınılmaz olmuştur..

Erbakan'ın kendi ağzından;
‘’Sayın Ecevit ile Kıbrıs çıkartması kararı alacak iken; Sayın Ecevit, ‘madem İngiltere de garantör devlet, gidip Callaghan ile görüşelim’ dedi..’’
Biz, İngilizlerin bu mesele hakkındaki düşüncelerini iyi bildiğimiz için;
‘’Biz garantör müyüz?’’
‘’Bizim garantörlüğümüz İngiltere'ye mi bağlı?’’
‘’İngilizler ile hareket etme mecburiyetimiz var mı?’’
‘’Biz vazifemizi yapalım!’’
‘’Bize ne Callaghan'dan’’ dedik ve ilk andan itibaren bu şekilde hareket ettik.
Ecevit, ‘illa gidelim’ diye ısrar edince Oğuzhan Asiltürk Bey'i de kendisine refakatçi olarak verdik ve ‘’hadi buyurun gidin’’ dedik..
Dönemin Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları ile birlikte Ecevit'i İngiltere'ye uğurlamış iken, Genelkurmay Başkanımız Semih Sancar bana döndü ve dedi ki; "Uygun görürseniz sizinle şurada havaalanında görüşme yapalım!" Oturduk, bana dediler ki, "Durum fevkalade acildir, Sampson gelmiş ve adaya çıkmıştır!.’’
‘’Şuan Makarios'un kuvvetleri ile mücadele ediyor birkaç gün sonra bu mücadele sona erer ve Sampson adaya hâkim olur.’’
‘’Eğer biz çıkarma yapacaksak kaybedecek bir saniyemiz dahi yoktur. Siz sadece bize yürüyün emrini verin! Ancak, yürüyün emrini verdikten sonra daha önceki hükümetler gibi geri çekecekseniz bu hareketi bir daha yapamayız!, Yürüyün dediğinizde sonuna kadar yürümemiz gerekir.
Vaktinde İnönü bize yürüyün emri verdi gemilere bindirdi sonra İskenderun'a çıkarttı. Sonra Demirel bindirdi ve Mersin'e boşalttı.
Biz iki defa askeri gemilere bindirip boşalttık siz 3. defa bindirip boşaltırsanız 4. sefer gerçek bir harekât yaptığımıza kimseyi inandıramayız.’’
Ben de kendilerine; ‘Biz hükümet olarak size yürüyün hazırız desek ne yapacaksınız?’ diye sordum.
Genelkurmay Başkanımız 3 gün içinde tüm hazırlıkları yapıp Kıbrıs'a asker çıkaracağını beyan edince; ‘’O halde yürüyün’’ dedik ve emri verdik!.
Kıbrıs'ı bu şekilde tekrar kazanmış ve ada üzerinde yeniden söz sahibi olmuştuk..
Biz Kıbrıs'ın bağımsız bir devlet olmasını isterken, hükümet ortağımız Ecevit, daima; ‘Federal bir devlet olmalı’ dedi..
‘’Batı taklitçiliği burada da ortaya çıkmış ve ortağı olduğum hükümet bu ve benzeri sebepler dolayısı ile sonlanmıştır..’’
Bütün bu gerçekler de gösteriyor ki; Bir Dünya lideri olan, Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca, şahsiyetli dış politika ve Milli bir duruş ile Kıbrıs Barış Harekatı'nın gerçek kahramanıdır. Tarih kendisine "Kıbrıs Fatihi" unvanını iade etmek mecburiyetindedir..

Gelelim günümüze, bugün Kıbrıs Cumhurbaşkanı da, o dönemin hükümeti gibi Rum Kesimi'ne; ‘Federal bir çatı altında toplanalım’ çağrısı yaparken Yavru Vatan Kıbrıs'ın Ankara'ya olan bağlılığı sebebi ile; ‘Ankara bizi yutar’ ifadeleri ile skandal bir açıklamada bulunmuştur.
"Kıbrıs Türk'tür Türk kalacaktır siyaseti, 1950'lerin sloganıdır’’ sözleri ile de hazımsız bir siyasetçi olduğunun kanıtıdır..
Öncelikle bilmeniz gereken sayın Akıncı; Bu bir slogan değil, Kıbrıs'ın 500 yıllık tarihi gerçeğidir..
Bilmiyorsanız açın da biraz tarih okuyun!.
Siz, şahsınız olarak Rum Kesimi'ne geçip Rum vatandaşı dahi olabilirsiniz!.
Ancak Yavru Vatan Kıbrıs için bu sözleri kullanamazsınız! Sizin ve zihniyetinizdekilerin düşünceleri Türkiye'nin Akdeniz üzerinden Afrika'ya kadar açılacak olan deniz yolunun önünü kesmek ve Akdeniz'de bulunan petrol kaynaklarımıza ulaşmamızı engellemektir.
Haddinizi bilin!,
Osmanlı İmparatorluğu zamanından günümüze ve geleceğimize "stratejik" olarak Türkiye'nin Dünya'ya açılan tek deniz yolunu kilitleyip, Türkiye'yi sınırları içine hapsetmek olan şer odaklar ile aynı düşünmeniz, sizin hakkınızda farklı düşünmemize sebep oluyor.
Bunu böylece bilesiniz!.
Kıbrıs Fatihi Erbakan Hocamız’ın söylediği üzere; ‘’Adama, ‘hadi oradan’ derler’’ sayın Akıncı..
Ayrıca siz haddinizi aşan sözler söylemek yerine, projeler üretip Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni nasıl daha fazla kalkındırırım diye düşünün..
İngiliz esareti size yaramış olacak ki; Kıbrıs'taki tüm araçların direksiyonları, trafiğin sol taraftan işlemesinden dolayı, aracın hâlâ sağ tarafında..
Bilmem anlatabildim mi? Akıncı?.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sonsuza kadar Türk'tür ve Türk kalacaktır..