Dün, yani 10 Nisan 2020, laiklik ilkesinin Anayasamıza girmesinin 96. yıldönümüydü.

İnanç, ibadet ve düşünce özgürlüğünün teminatı olan laiklik dünyadaki en devrimci atılımlardandır.

Eşsiz dehasıyla Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu yüzden yeryüzünün gördüğü en büyük devrimcilerdendir.

 

Atatürk Bursa’da öğretmenlere hitabında şöyle diyordu 1922’de:

“Ülkemizin en ileri, en hoş, en güzel yerlerini üç buçuk sene kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı yenen başarının gizemi nerededir bilir misiniz? Orduların yönetiminde bilim ve fen esaslarını yol gösterici almaktır. Ulusumuzu yetiştirmek için asıl olan okullarımızın, üniversitelerimizin kuruluşunda aynı yolu izleyeceğiz. Evet, ulusumuzun, siyasi, sosyal yaşamında, ulusumuzun düşünce eğitiminde de yol göstericimiz bilim ve fen olacaktır.’’

Türkiye’nin gecikmiş Rönesans’ı, aydınlanma devrimi olan laik cumhuriyetin özü budur.

Akla dayalı bir toplum, bilime dayalı bir devlet.

BİLİME GÜVEN ARTIYOR

Korona günleri bilimin hayati önemini bir kere daha bizlere kavrattı.

Metropoll Araştırma Şirketi’nin “Türkiye’nin Nabzı Mart 2020” araştırmasından bir çarpıcı sonuç yazayım:

‘’Halkın en çok güven duyduğu kişilerde ilk sırayı yüzde 93.3 oranıyla doktorlar, ikinci sırayı yüzde 93 oranıyla tıp uzmanları ve üçüncü sırayı ise yüzde 88.2 oranıyla bilim insanları aldı.’’

 

Dünya korona karşısında şifayı hastanelerde, laboratuvarlarda, doktorlarda, bilim insanlarında, tıp bilimindetıp teknolojisinde arıyorsa; aşı ve ilaç çalışmaları için umutlanıyorsa; tarih boyunca bilim uğruna yapılan fedakârlıklar, verilen emek, elde edilen bilimsel bilgi yüzündendir.

 

Ve evrimi bilmenin önemi de ortaya çıkmadı mı?

Evrimi bilmeden evrimin bulgularından yararlanmadan koronayı kavrayamaz ve koronaya karşı bir mücadele yürütemez çözüm oluşturamazdık.

O nedenle evrim mutlaka müfredata konmalıdır.

Bilimde, teknolojide devasa adımların atıldığı bir dönemde eğitimi bilime felsefeye dayandırmalıyız.

Eğitim eleştirel akıldır, şüphedir, merak duygusudur, gerçeğe sadakattir.

PARASIZ SAĞLIK

Eğer, o iyimser bakış açısıyla ifade edildiği gibi,“Koronadan sonra Türkiye’de ve dünyada hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’’ ise bunun ilk adımı sağlık alanının kamuya ait olmasıdır.

Özel hastaneler kamulaştırılmalıdır.“Piyasacı Tıp’’ çıkmaz sokaktır.

Hasta müşteri, hastaneler işletme değildir ve halk sağlığı ilaç endüstrisinin karlarından çok daha önemlidir.

Sağlık en temel haktır; parasız olmalıdır.

İnsanlığın ulaştığı bilimsel ve teknolojik güç ve ekonomik düzey bunu karşılamaya fazlasıyla yeter.

Türkiye’de de yeter Dünya’da da yeter.