Loading...

2. Dünya Harbi sonrası Kıbrıs

13 Temmuz 2019 21:17
A
a
1931 yılında adada Rumların meydana getirdiği destabilizasyon, İngiliz idaresinin şiddetli tedbirlere başvurmasına sebep teşkil etti. Bu destabilizasyonda, Müslüman ve Rumların karışık iskanları, üç Rum köyü yanındaki bir Müslüman köyü veya tam tersi yerleşim, seçmenleri az olana tedbirsiz bulunana, diğerinin taarruzundan korunma gerektiğinin işaretini verdiyse de, İngiliz idaresine terkleri yapılmış adanın sakini Müslümanlarla, anavatanımızın ancak ilgili dairesi ve ‘MAH' (Milli Amale Hizmet)’in istihbarat münasebetiyle irtibat ve meşguliyetleri mutlaka vardı. Ancak mülki yönetim, yani hükümet ve de meclisi bu işle meşguliyette pek aktif görmüyoruz. Hele; 2. Dünya Harbi sonrası İngilizlerin, sömürge politikasını tahavvüle tabi tutması adanın statüsünde bir değişiklik meydana getirilmesi muhtemel olduğu gibi, Britanya milletler camiası anlayışı içinde nihayet dindaşları olan ve milletler tarihine taşıdıkları Yunanlılara, istihbarat teşkilatı olacak değişimi haber vermiş olmaması asla hatıra getirilmemelidir.
Şimdi biz üstte söz konusu ettiğimiz 1931'deki adadaki destabilizasyon hakkında Sayın Erol Mütercimler’in kaleme aldığı "Bilinmeyen Yönleriyle Kıbrıs Barış Harekâtı" isimli kitabının 49. sayfasında yer alan, altını çizdiğimiz satırlarla sayfamızı süsleyelim:
"1929'da Kıbrıslı Rum temsilcileri Londra'ya Enosis isteklerini ilettiler. Bunun gerçekleşmemesi üzerine Kıbrıs Rumları 1931 sonbaharında ayaklandılar. "Söz konusu ayaklanma adada takip ettiği sömürgeci zihniyeti, diğer sömürgelerin de kendilerini idare hususunda yaptığı gibi en basit hallerde dahi bir hak tanımaması, sömürge ahalisi olmanın gereği, dünyayı saran meşhur 1929 buhranının ada ahalisi üzerinde tesirini icra etmesi ve buna inzimamen yani ek olarak, Yunan megalo ideasının saydığımız sebepler hasebiyle adanın Rum ahalisinin de taraftarlarını arttırmasıdır. Rumların kilisesi; Kıbrıs'ın megaloidea gereği Yunanistan’a ilhakı hususunun hararetli bir şekilde propagandaya hız vermesini gözden uzak tutmamalıyız. Bu sırada Kıbrıs Valisini bir vergi kanunu tasarısını Kıbrıs kanunlar meclisine sunması, bu teklife Rum üyeler karşı çıkmak suretiyle valinin tasarısı onaylanmadı. Adı geçen eserden 49. sayfadan şu satırları alıntılayalım:
“...1931'de Kitium Piskoposu Nikodemos, Kavanin (kanunlar) meclisi üyeliğinden ayrıldı. Üçüncü gün 20 Ekim'de Limasol'da kitleleri harekete geçirici, ortalığı kışkırtıcı bir konuşma yaptı. Sözlerini 'biz Yunan bayrağı altında hür yaşamak istiyoruz, yaşasın ilhak' diyerek tamamladı.”
Yukarıdaki ifade 1931 ayaklanmasının neye matuf olduğunu belirleyen önemli bir tespittir. Bu Yunanlıların ilhak düşüncesini mücadelenin daha başında ortaya koymalarıdır. Limasol'da yapılan bu çıkış evvela 21 Ekim'de kanunlar meclisindeki Rum üyelerin görevlerinden ayrılmaları ahalinin başına geçişleri, papazların da yanlarında olduğu halde valinin ikametgahına gelip konağı yakmaları kısa zamanda adanın diğer mıntıkalarında İngiliz idaresini protesto kendini gösterdi. Adanın İngiliz idaresi çok sert bir tutumla asayişi temine uğraşırken, Rum isyanını, bizimkilerin de katılmış gibi bir muameleye tabi tutmasının mantığı, sakat bir anlayışı ortaya seriyordu. Aslında İngiliz idaresinin yapması gereken, dindaş ve soydaşlarımızı idarenin devamını temin babında, kendilerine yakın kılmak olmalıydı. Herhalde ortaya koydukları sertlik taraftarlığı, böyle akıllı bir siyaset takibine uygun düşmedi mi? Karanlık oda mensubu zihniyet, Kıbrıs’ta zamanla alevlendireceği, daha sonra da küllenen bir yangın ihdasını mı öngörmekteydi? Bunu düşünmek doğru bir yaklaşım olur. Şunu da hemen ilave edelim ki; 2. harbin mühim vakalarında, Akdeniz ve bu denizdeki adaların ehemmiyeti, Malta, Girit ve stratejik adalar hatırlanırsa Kıbrıs'ın, bunların dışında kalmadığını hatırlarsak, ada idaresinin idare tarzı, otoriter mahiyet alması için bu şekilde bir isyan hareketini bahane ederek tasarrufunu meşru kılmak için İngiliz taktik anlayışı olarak da, görebiliriz!
Öte yandan adı geçen eserin 50. ve 51 sayfalarında Sayın Mütercimler'in şu tespiti cidden ileri sürülmeden geçilemez: “2. Dünya Savaşı Kıbrıs'a iki önemli değişiklik getirdi:
1-Doğu Karadeniz'e (bence Akdeniz olmalı. M.H.) sarkmak isteyen Sovyetler, Kıbrıs adasında İngilizlerin varlığını, ereklerine ulaşmak için bir engel sayıyorlardı. Rusya'da özel olarak eğittikleri Rum komünistleri Kıbrıs'a gönderip, ada Rumlarını Yunanistan’la birleşme için kışkırtmaya başladılar. 1942 yılında adada AKEL adlı bir komünist partisi kuruldu.
2-1945'de İngiltere'de İşçi Partisi iktidara geldi. İşçi partisinin sömürgeler konusunda çok yumuşak davranması, Rumların işini çok kolaylaştırdı ve 1941 yılından başlayarak Rumların tüm ulusal ve dini törenleri, Yunanistan’la birleştirme için gösteri yapma aracı oldu.”
Bu doğru tespitler bir çok yönüyle bizlere seslenmektedir. Çünkü; adı geçen savaşta İngiltere ve Sovyet Rusya, Almanya’ya karşı müttefiktirler buna karşılık, Rusya Yunanistan’a Ortodoks Hıristiyani anlayışıyla aslında Akdeniz’de kendine bir yer tutmak için yanında oluyor. Laiklik 1789 ihtilalinde Fransa'da neşvunema bulurken Hıristiyanlık dininin ruhani adı altındaki papazların tanzimi hasebiyle din olmaktan çıktığını görürüz ve bakarız ki, böyle uydurma bir dinin müessesesi olan kiliselerin vicdan ve din anlayışını kendi arzularına göre tanzim etmiş olması karşısında kilisenin Hıristiyanlar üzerindeki tasallutunu kaldırmak en azından hafifletmek için laikliğin gelmesi çarelerden bir çaredir. Nasıl ki; kapitalist dünyanın köle işçi anlayışı, çalışanları sömürmesi, sosyal haklardan mahrum etmesi işçi birliklerinin tesisini, bunların sendikalaşarak, verilmekten kaçınılan hakkın, alınmasına karar veren kitleler, bu vahşi kapitalist anlayış yüzünden sendikalaşmaktan başka ne yapabilirlerdi? Papazların, ahalinin önüne düşüp, Kıbrıs'ı Yunanlılığa bağlama çalışmaları, bugün Kıbrıs'ın bizim imamlar tarafınca Türkiye'ye bağlama gayesiyle, papazların yaptığını yapmaya müsaade eder mi ülkede tatbik olunan laiklik?
Muhterem okurlarımız Türkiye Cumhuriyeti’nin 37. Hükümeti olan, CHP ile Milli Selamet Partisi koalisyonu, Cumhuriyet tarihinin ilk denizaşırı ve dış savaşı kararını alabilme cesaretini 20 Temmuz 1974 sabahının gerçek habercisi 'Fecri Sadıkla' birlikte başlayan indirme ve çıkarma harekâtıyla günümüzden 141 sene önce inen bayrağımız 'Bir gece ansızın gelebiliriz' dizesini gerçekle buluştururken cumhuriyetimizin ilk sıcak savaşını elde etmeyi başarmıştı. Bu haftaki yazımızda zaferin 45. sene-i devriyesinde 498 şehidimizi rahmetle anıyoruz. Gazilerimizin ise, yaşayanlarına minnetlerimizi sunarken ömrünü itmam etmiş olanlarının da mekanlarının cennet-i âlâ, makamlarının Â'li olmasını niyaz ederim. Fiemanillah.
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat