Loading...

Denesene…

28 Eylül 2017 20:56
A
a
Hayatta en büyük korkularımdan biri yaşlandığımda, tazecik beyin ve düşüncelere hakaret eden, gençlerden görebilecek tek saygının yaşımdan ibaret olduğu bir kişiye dönüşmektir. Yaş hiyerarşisini hiç sevmem. İnsan yaşıyla değil, yaptıkları, anlayışı, hayata ve insanlara olan saygı ve sevgisinden dolayı saygı görmelidir. Bir asırlık ömrü yaşadım diye göreceğim saygıyı hiç istemem. İnsan 100 yaşına da gelse ham kalabiliyormuş çünkü…
Annemden kitap sevgisi, öğrenmeye açlık; babamdan ise dürüstlük ve empatiyi öğrenmişimdir. Erdemli, insan odaklı ve eşitlikçi olmayı öğrendiğim ailem ve eğitim hayatımdaki onca hocama ne büyük bir şükran borcum var… O nedenledir ki, ideolojisi, yaşam tarzı, kafası ve dilindeki pervasızlığa rağmen insanlara hakaret etmekte çok zorlanırım. Kendi ayaklarının üstünde durabilecek, vatanıma ufak bile olsa bir katkı koyabilecek bir kadın olmak için zor şartlarda hakkıyla okuyabildiğim için de mutluyum. Kadın olmaktan, güçlü bir kadın olmaktan, haklarımı savunmaktan asla gocunmadığım gibi, cinsiyet üzerinden oluşturulan tüm politikalara ve inançlara da karşı durmaktan gurur duydum, duyarım. İnsanları din, ırk, inanç, yetenek, renk, dil ayırmadan sevmeyi, onlarca ülkeden edindiğim o güzel arkadaşlarla paylaştığım deneyim ve bilgilerle kendimi yetiştirmeyi, başka düşünceleri dinleyerek yozlaşmadan var olabilmeyi becerdiğim için de mutluyum. Şükür ki bunları 30’lu yaşlarıma gelmeden becerebildim, bütün bir ömrü nefret ve sığ bir kafa yapısıyla yaşamak, hiç aşık olmamak, hayvan ve sanat sevmemek, çocuklarla oynamamak, benden farklı insanlarla aynı sofraya oturmamak kadar korkunç ne olabilir ki? Ziyan olmuş koskoca bir ömür…
Çocukların ve kadınların bedenleri üzerinden kendine konu bulduğunu sanan, çocuklara hakaret eden, kadınlara kendi hayal dünyasındaki biçimleri sığdıramadığı zaman küplere binen insanlardan, kişileri takıntı haline getirmiş ve hakaret etmeden konuşamayan insanlardan uzak durmamı söylemiştir hep annem…
Ne haklıymış…
Herkesin dini, kıyafeti, inancı kendine oysaki… Düşünsenize milletin ne yediği, ne içtiği, ne giydiğini dert edinip uykuları kaçmış, iştahı kesilmiş ömürler var… Halbuki bunları dert edineceğine, kadın cinayetlerine, uyuşturucuya kurban giden gençlere, tecavüze uğrayıp öldürülen çocuklara, işçi ölümlerine, bilime, sanattaki güzelliğe taktığı için uyuyamasa hayat ona daha güzel olmaz mı?
İnsan öldüğü güne kadar öğrenmeye aç olmalı, kimin kimden ne öğreneceği belli olmaz çünkü… Hayat bu, öğrenmek, insan sevmek zor bir şey değil. Ya da insanlara çiğ tavuk muamelesi yapmak daha mı kolay acaba?!
Oje sürmeyi, saçlarımı taramayı, güzel giyinmeyi, insanlarla tanışmayı, yeni şeyler öğrenmeyi, farklı kültürlerin yemeklerini denemeyi, yeni bir dil öğrenmeyi, gezip görmeyi, dinlemeyi, okumayı çok seviyorum. Sanata bayılıyorum. Heykele, resme, müziğe, operaya, tiyatroya hayranım… Kadınların rengarenk olmasına, çocukların gülümsemesine, rengarenk insanların aynı sofrada oturmasına bayılıyorum. Şükürler olsun ailemden dini, milleti ne olursa olsun yemeğimi ve sevgimi paylaşabilmeyi öğrendim. Ya yan komşusu mini etek giyiyor diye saldıranlardan olsaydım? Ya namaza duran insanlara saygısızlık yapan, kilise çanlarına taş atan, siyahilere yamyam muamelesi yapan bir korkuluk olsaydım? Aman düşman başına!
Bizim evden müzik hiç eksik olmaz, dostlarım, dostlarımız soframıza oturur, sohbetler edilir, insan insan olduğu için sevilir, herkese bir yatak vardır mesela… Doğduğum günden beri hakkıma, kararlarıma, duruşuma saygı duyup destek veren bir aile, yine haklarıma, varlığıma, kararlarıma, duruşuma saygı duyup destek veren bir müstakbel , yine haklarıma, kararlarıma, düşünce ve eylemlerime saygı duyup destek veren dostlarım var… Bir insan daha başka ne ister? İnsan sevmeyi, yüksekten değil de alçaktan konuşmayı, bağırmadan hakaret etmeden konuşmayı, sahip olduğu vatana, özgürlük ve haklarına şükran duymayı, ağzından tükürükler fışkıra fışkıra değil, sevgiyle konuşmayı, verilen özgürlükleri savaş, nefret, ayrımcılık çığırtkanlığı olarak kullanmamayı bilmeli insan. Cennetle cehennemin giriş izni kendiydeymiş gibi konuşmamalı bir de... Tanrı ile olan bağ yalnızca kulun kalbindedir çünkü. Başkası karışırsa alnını karışlarlar diye bilirim, hakkı değildir de ondan. Edepsizlik yapmamayı da içine sindirmeli tabii insan. Ağzından çamur fışkırtmadan önce karşındaki insanın ailesini, değerlerini düşünmeli. Medeniyetle, sözde medeniyet arasındaki fark budur çünkü.  Ha bir de unutmadan, insanlığın ve medeniyetin en önemli göstergesi nedir biliyor musun? Gülümsemeyi becerebilmek… Denesene…
Xxxxx
Çocuk
Hakkari Yükseova’da tek başına, köyden köye gezen kadın bir veteriner arkadaşım var. Bana bir fotoğraf attı. İlk başta anlamadım ne olduğunu. Hikayesini şöyle anlattı arkadaşım: “Birkaç büyükbaşa aşı vurmaya gitmiştim. Bir aile vardı. Bir kadın, yedi çocuk. Babalarını PKK öldürmüş. Evleri çok kötüydü, banyosu bile yok, derme çatma... Ben de biraz gıda yardımı yaptım. Kız çocuklarından birine de çikolata verdim. Tam arabaya binecekti yanıma koştu: ‘O zaman benim bebeğim de senin olsun’ deyip bana bunu uzattı. Ne kadar ‘Alamam, o senin bebeğin’ desem de inatla verdi.
Ne büyük yüreklilik bu, ne büyük güzellik… Memleketimizin neresinde olursa olsun, ne kadar uzakta olursa olsun, ne temiz ne güzel çocuklar var… Bak sevmek ne kolay…

1000
icon
Faruk 29 Eylül 2017 15:55

Harika bir yazı.İnsan olma paydasında birleşebilenlere selam olsun....

1 1 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat