Loading...

DÜNYANIN İLHAM KAYNAĞI “KADINLAR”

3 Kasım 2019 20:52
A
a
Bu konu çok derin, çok karışık ve bir o kadar anlamlı. Nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Ama gözlerimi kapatıp bende uyandırdığı etkiyi düşündüğümde çocukluğuma iniyorum. Karşımda esmer kilolu gülümseyen bir kadın görüyorum. Mutluluğu, neşesi, sevgisi, acısı, öfkesi, nefreti her biri ayrı bir imza niteliğinde. Öyle net öyle karakteristik, öyle gerçek... En çekilmez halinde bile onunla yaşamaya, ona katlanmaya değer. Sevgisi nasıl sonsuzdu görseydiniz... Bir kitaplık gibiydi varlığıyla, belki diploması yoktu, senelerce bilek çürütmedi okullarda ama duydum ki birçok hasta insanlara ve hatta hayvanlara şifa olmuş ya da olmaya çalışmış tüm gayretiyle, bir bakıma doktormuş. Daha bilmediğim kimbilir ne hünerleri vardı... Ama hatırladığım kadarıyla öğlenleri başlardı akşam yemeği yapmaya, kimi zaman eli hamura bulanmış kimi zamanda kırmızı mercimeği yıkayıp süzerken ki halini anımsıyorum. Koynunda uyuduğum geceler sıcaktı, dualar öğretti "Yattım Allah kaldır beni" diye başlayan dualar. Geçmişi ya da geleceği çağrıştırmazdı hiç, hep an'ı yaşadım onunla birlikte... Bir de şey bizim evin oralarda eğimli bir ekin tarlası vardı. Tarlanın üst yamacında kocaman yemyeşil bir palamut ağacının dibinde oturuyorduk. Güzel bir ana dair her şey mevcuttu. İçinde şelaleler geçen hikayeler anlattı bana,o kadın benim babannemdi. Annem çalışmaya giderdi, o bakardı bana ben daha çocukken.  Henüz on, on bir yaşında falandım onu kaybettiğimizde, ona teşekkür etme fırsatım olmadı hiç. Hayatımdaki mevcudiyetiyle bugünkü Nagehan Çalışkan'ın temelini attı. Bana birçok şey öğretti, birçok şey kattı. "Ama keşke ölüm kavramını seni kaybederek öğrenmeseydim canım babaannem. Nurlar içinde yat. Seni çok seviyorum ve sana sonsuz teşekkür ediyorum."
Bu duyguları sizlerle paylaşma sebebim değerli okuyucu kadın kavramının bende oluşturduğu etkinin derinine inebilmekti. Kendimden uzaklaşıp yukarıda bahsetmiş olduğum hikayeye başka birinin gözüyle baktığımda, hayatın başında olan küçük bir kız, hayatın sonlarına yaklaşmış yaşlı bir kadın görüyorum. Bu zaman diliminin ortalarında ise bir anne figürü var. Ama aşikar olan şu ki her şey küçük bir kız çocuğu ile başlar. Küçük bir kız çocuğu büyük bir umut demektir. Bir kız büyür serpilir hayatının aşkının eşi olur. O ki bir anne adayıdır en başta, bir kız çocuğundan babanne olur annane olur, doktor olur, mühendis olur, öğretmen olur, ressam olur belki gazeteci bile olur. Daha neler olur aklınız şaşar. Medeniyetler ki bir kadın uğrunakuruldubazendeyıkıldı. Kadınlar dünyanın ilham kaynağıdır.
 Fizyolojik olarak kassistemleri erkeklere göre daha zayıf olduğu için, karakter olarak zayıf ve ezik olan karşı cinsleri tarafından güçsüz görülebilirler. Bir iddiaya göre bir kadın doğum yaparken 57 del acı çekermiş bu acı ise aynı anda 20 kemiğin kırılması acısına eşmiş. Güce dayanmak ve güçlü olmak arasında çok büyük bir fark var elbette. Lakin güç kavramını bedensel bir kuvvetle sınırlandırıp, yeri geldiğinde bunu avantaja çevirmek ve kadına şiddet uygulamak mutlaktır ki büyük bir zavallılık ve en büyük güçsüzlük örneğidir aslında…Bu eylemin altında eziklik, aşağılık duygusu, korkaklık, yetersiz hissetme, güçsüzlük ve en acısı da vicdansızlık var değerli okuyucu. Ülkemizde her yıl yüzlerce kadın eşleri tarafından cinayete kurban gidiyor.Nedir bu toplumu bu hale getiren? Bana göre çok eskiye dayanıyor.
 Cumhuriyet dönemine doğru yolculuk yaptığımızda şunları söyleyebiliriz. Savaştan yeni çıkmış ve toparlanmaya çalışan bir halk var. Burada bedel ödemiş bir insan topluluğu söz konusu. Biliyoruz ki henüz on dört yaş ortalamasında olan erkek çocuklar bile kanlarının son damlasına kadar mücadele ettiler bu vatan için ( Onları saygı ve rahmetle anıyorum.)Değerli Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’i ilan ederek pek çok alanda reform gerçekleştirdi. Gerçekleştirdiği en güzel reformlardan biri de kadınlara vermiş olduğu haklar ve kadınlara verdiği önemdir. Değerli Başöğretmeniz şu sözlerle özetliyor kadına verdiği önemi; “Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını gibi emek verdim diyemez.. Belki erkeklerimiz memleketi istila edenlere karşı süngüleriyle düşmanın süngülerine göğüslerini germekle düşman karşısında hazır bulundular. Fakat erkeklerimizin teşkil ettiği ordunun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir... Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephenin harp malzemesini taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakâr, o ilahi Anadolu kadınları olmuştur. Bundan ötürü hepimiz, bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükran ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim” (Mustafa Kemal Atatürk, 30 Mart 1923 Konya.)
Savaştan yeni çıkmış ve yaralarını sarmaya çalışan bir millet düşünün. Kaybettiğimiz yiğitler var. Erkek nüfusu kadın nüfusuna oranla çok daha azaldı o zamanlar. Elbette ki böyle bir toplumda o şartlar altında geride kalan erkeklere karşı daha hassas ve daha büyük bir nezaketle yaklaşılacaktır.
Zaman geçtikçe ve milletimiz toparlanıp geleceğe emin adamlarla ilerleyip günlük rutin hayatlarına devam ettikçe bazı şeyler unutuldu. Yukarıda bahsettiğim durum olumsuz olarak deformasyona uğradı ve bu deformasyon günümüzde korkunç bir noktaya ulaştı. Nedir bu?
Özellikle eğitimin yoksun kaldığı ve cehaletin ezberlendiği bölgelerde, köy gibi küçük yerleşim yerlerinde erkek evlada sahip olmak bir hüner niteliği kazandı. O cahiller ki dünü unutup, “erkek” kavramını putlaştırdılar. Cahil ebeveynler erkek evladın daha üstün bir varlık olduğunu “Erkektir yapar”zihniyetiyle kendi evlatları da dahil olmak üzere herkese bunu empoze ettiler. Ahlak ve namus gibi kavramların faturası kadınlara kesildi. İşte bu zihniyetin mevcudiyetini oluşturan cahil anne babalar kendi erkek evlatlarına aslında tek bir nitelik kazandırmış oldular o nitelikte şudur ki; “Babam sağolsun!”O çocuklar baba kavramına bağımlı olarak yetiştirildiler. O çocuklar büyük bir bencillik içerisinde yetiştirildiler. Daireleri, evleri arabaları, arazileri, tarlaları hazırdı o çocukların. O çocuklar gerçek hayattı öğrenmek için çetin yollardan geçmeden büyüdüler. Ve yeri geldiğinde baba sağ olmadığında ellerindeki hazır nimetlerin bile nasıl idare edileceğini bilmeyerek, doğaçlama bir meziyetle yaşadılar bir ömür boyu. Ebeveynlerin lüzumundan fazla gösterdiği ilgi, yersiz ve boş bir özgüven verdi o çocuklara. Kendilerini vazgeçilmez hissettiler, ne istiyorlarsa alabileceklerini düşünerek yaşadılar. O dev aynası kırıldığında, birileri onlardan vazgeçtiğinde, istedikleri olmadığında içlerindeki ilk buldukları şeye sarıldılar. Şeytanın beslediği öfkelerine…Çünkü onlara insanca ve erdemli yaşamanın ne demek olduğu öğretilmedi! Sabrın, merhametin, vicdanın, dürüstlüğün, sevginin ne demek olduğundan hiç bahsedilmedi… Onlar ki kan bağı olan kişiler tarafından sevilmek nedir bunu bildilerlakin dogmatik olmayan bir sevgi nasıl olur hiç görmediler.Bencil hevesleri sevgi sanacak kadar cahilce kördüler.Sevgi dedikleri kavrama kimi zaman hırslarını kattılar ve zorbalığı güç sandılar… Korkularını, zayıflıklarını, yetersizlik hissiyatlarını, öfke ve şiddet maskesiyle kapatmaya çalıştılar. O zavallı çocuklar kendinden güçsüz olana gösterdikleri şiddetle kendi bencilliklerinin kurbanı olarak asıl kendi vicdanlarını darp ettiler ve gözleri karardığında kendi insanlıklarını katlettiler. Kadına şiddetle uzanan eller demir parmaklıklarla son bulur. Belki bu zavallı insanlar için çok daha caydırıcı cezalar uygulanabilir. İnanın o insanların akıbetinin ne olması gerektiğini bilecek kadar yeterli bir donanıma sahip değilim. Ama bu yaşıma kadar örümcek ağı kaplamış beyinlerin karşısında bile Frida Kahlo’nun da dediği gibi “ Ben kadınım. Senin istediğin gibi değil, kendi istediğim gibi bir kadınım” sözlerindeki ideolojiyi benimseyerek durdum. Gelecekte bir oğlum olursa ona öğreteceğim şeylerin başında nezaket, saygı, sevgi, empati, anlayış gibi kavramlar olacak. Unutmayın ki bir anne yaşayan bir kitaplıktır. Kadın öğrenirse çocuğuna da öğretir. Psikologlara göre kişilik 0-6 yaş arasında oluşur. Bu yüzden her tahsilli olan,insani niteliklere sahip olan insan demek değildir. Ahlaksal değerlerin eğitimi ilk aile de işlenir. Kadının kadın erkeğin erkek ve erkek - kadının büyük bir uyumla yaşayabildiği huzurlu bir ülkenin yarınlarına uyanmak ümidiyle…

1000
icon
VATANDAŞ BEKİR 4 Kasım 2019 16:30

ata sözü : Gelin kaynana kavgası fakat damat kaynata kavgası diye bir atasözü neden yook. Kral, Kaan, HAN= HAN IM, Hakim, Savcı, KADI= KADI N, Kaymakam, VALİ = VALİDE Dan KEK, Pop KEK, ER KEK

0 0 Cevap Yaz
Neslihan 3 Kasım 2019 21:58

💐💐💐🌻🌻🌻

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ

 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat