Loading...

Feride…

28 Mayıs 2019 21:49
A
a

         “Batı toplumları, 17. yüzyıldan itibaren buharı makineyle buluşturarak bilimsel devrimler yaparken, atalarımız medreselerde nakli ilimlerle zaman kaybediyor, ezber metinlerle fütuhat hayali kuruyordu.

         “Osmanlı nasıl ki sanayi devrimini ıskalamış ve bu yüzden çökmüştü, biz de aynı yolda yürümeye devam ediyoruz.”la başladığı yazısında Üsküdar’ı aşarak uçup gitmiş…

          Nerelere doğru mu ?...

          Körlemesine…

          Zira, şimdiye dek gidenlerden hiçbir haber yok, inanılan semt-i meçhulden…

                                                                     xxxxxxxxx

          Borç alarak Çamlıca'ya 60 bin kişilik yaptığımız cami ile övünüyormuşuz.

          Kamuya açık yerleşim alanı olmayanı Yassıada'ya bin 200 kişilik cami inşa ederek, tarihi değeri olan bu muhteşem adayı betona boğmuşuz...

          Yeryüzünün her yeri bizim için ibadethane” olmasına rağmen inadına, dağ başlarında bile gösterişli camiler yaparak, bu ülkenin insanının gözünün içine sokmuşuz…

          Yazı ve yazıya temel inanç böyle…

          Doğrusuyla, özel amaçlı yanlışıyla yazarının ideo-politik fikriyatı, ne almışsa böyle vermiş…

                                                                                       xxxxxxxxx

         Osmanlı’nın otağlı döneminde devlet varsıl ve cevval. Başkanları halkına benzer. Camilerinin  mimari üslubunda medrese, mektep,okul vs.misali, eğitim zihniyeti hakimdir…

          Saraylaşma dönemi, tabanla tavanın arısında boşluk yaratır. Camileri saraylaşır ve uygulamalı bilimlere hurafeler dadanır ve gerileme, gerilemeyle yoksullaşma ve bunların sonunda da eşyanın tabiatı, sömürgeleşme kaçınılmaz hale gelir…

           Bunlar gerçek ve realite olup, Sakarya Meydan Muharebesinin dinamik faktörüdür…

                                                                     Xxxxxxxxxx

           Saray hayatı tatlıdır…

           Sigara, esrar, eroin ve rakı, şarap ve her türden alkollü meşrubatın bağlaması gibi, sarayın düğümleri de çözümsüzdür…

           Baltalimanı anlaşmasından sonra akılları başlarına gelen saraylılar, düğümden kurtulmaya çalışırken bu kez de bürokrat paşalar saraycılığın ipini bırakamamış. Boğaziçi çift kıyısıyla birlikte aşağısından yukarıya saraylarla donatılmış…

          Suç, ne saray’dadır  ne cami’de…

         Uç vermeye başlayan Batıcılık akımında bir kısım, suçu dine, dinin yorumuna ve buradan da atlayarak camiye medreseye yüklerken, Tefvik Fikret takımı da, “Yiyin efendiler yiyin”leriyle saraylaşmaya bağlamış…

                                                                       Xxxxxxxxxxx

         Günümüzün Batıcıları, günahlarla günahkarları uzmanlık ve bağımlılık alanlarında ayırıma gitmiyorlarsa da, ağırlığı yine dine diyanete veriyorlar. Biraz objektifliğe meyletseler, biliyorlar ki,  Atatürk’ün, ilhamlarını göklerden almayışına dayanacak çevresinin, “karşı devrimcilik” ithamlarına maruz kalacaklar…

          Bundan ötürü, “Yeryüzünün bizim için her yerinin ibadethane” olduğunu (bilerek mi laf olsun diyerek mi) yazıp söylenmesine rağmen; halkın, ahalinin ve müslümanların Cuma namazı için Beyoğlu’nda seccadelerini sokaklara sermeleri,  Atatürk Düşmanlığı yaygarası eşliğinde bıyık altı tebessümüyle haz deryasında altlarına kaçıranlarca onaylanıyor…

           Şahsen öğrenmek isterdik,

           Beyoğlu Taksim’deki tamamlanmak üzere olan cami hakkında neler düşünür, Yüksel Baysal yoldaş..

          

           HAMİŞ :

           Başlıktaki Feride, Çalıkuşu’nun öğretmen Feride’sidir. Çanakkale’de komşudan aldığı sütün enfes reyihasını merak eder. Öğrenir ki, komşusu, ineğini armutla besliyor. Demek ki, mahlukatın ürünleri de, aldığı gıda ile benzeşiyor…

            Demir anemisi  ilaçları da, dışarıya atılan posanın rengini siyaha dönüştürüyor…

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ

 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat