Loading...

JÖN TÜRK DEVRİMİ

4 Ağustos 2019 21:36
A
a
1907’de Paris’te, II. Jön Türk Kongresi toplandı. Prens Sabahattinci ve Ahmet Rızacı kanatlar bir kere daha bir araya geldi. İlk kongredeki merkeziyetçilik özerklik tartışması yine sonuçsuz kaldı, Batılı büyük devletlerden dış destek alma konusu ise bu sefer gündeme getirilmedi. Ancak kesin sonuç almaya yönelik önemli kararlar alındı. Meşrutiyetin getirilebilmesi için Abdülhamit’in devrilmesinden başka çare kalmadığı; bunun için de silahlı direniş dahil olmak üzere topyekun mücadele verilmesi gerektiği üstünde uzlaşıldı. Topyekün mücadele kapsamında; halkın vergi ödemeyerek pasif direnişe geçmesi, gösteriler ve grevler düzenleyerek genel bir ayaklanma ortamı oluşturulması gibi eylemler belirlendi. Pozitivist görüşleri doğrultusunda aydınlanma ve rasyonel gelişimin ancak düzen ortamında sağlanabileceğini savunan ve bu sebeple o güne kadar silaha ve isyana karşı çıkan Ahmet Rıza bile artık başka çare olmadığını kabul ederek bu kararlara katılmıştı. Kararlar kısa sürede etki gösterdi. Tüm ülkede Müslüman/gayrimüslim, kadın/erkek bütün halk  çağrıya kulak vererek kitleler halinde mücadeleye katıldı. Yüzlerce yıldır uyuyan Anadolu bile uyanmıştı. Rumeli’de durum çok daha coşkulu ve öfke doluydu. Toplantı ve mitingler Rumeli’yi sarmış, kısa bir süre önce birbirini boğazlayan Müslüman ve gayrimüslim halk şimdi omuz omuza meşrutiyet için eylem düzenliyordu. Memurlar ve hatta ulemanın bir kısmı bile halkın tarafına geçmişti. Rumeli Genel Müfettişi Hilmi Paşa, Abdülhamit’e çektiği telgrafta durumu şöyle ifade edecekti: “Zatı Şahanelerine şunu arz ederim ki, bu taraflarda benden başka herkes ittihatçıdır.”Sadece altı öncü Jön Türk’ün başlattığı ve on yıllar boyunca bir avuç Jön Türk tarafından sürdürülen mücadele sonunda kitlelere mâl olmuş ve bir halk hareketi niteliği kazanmıştı. Bu debdebeli günlerde, silahlı mücadeleye dünden hazır olan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ile Ahmet Rıza’nın Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti birleşti. Artık koşullar sağlanmıştı, silahlar konuşacaktı, mücadelenin bayraktarlığı da fikir adamlarından eylem adamlarına geçecekti.


 
3 Temmuz 1908 günü Kolağası Resneli Niyazi Bey 200 asker ve onlara katılan 200 siville birlikte isyan bayrağını açarak Makedonya’da dağa çıktı. Üniformasını giymiş, üstünde “vatan fedaisi” yazan fesini takmış, karısına da fotoğraf çektirmeye gittiğini söyleyerek evden çıkmıştı. Niyazi Bey’i, taburuyla birlikte Eyüp Sabri Bey ve Enver Bey (Paşa) izledi. Saraya telgraf çekilip taleplerinin Kanun-i Esasî’nin ilanı ve Meclis’in açılması olduğu bildirildi. Manastır’da kentin sokaklarına bildiriler yapıştırılarak isyanın başladığı halka duyuruldu. İsyanı bastırması için büyük bir kuvvetle Makedonya’ya gönderilen Şemsi Paşa Manastır’a adım attığı gibi İttihatçı fedailer tarafından öldürüldü. Balkanlarda kendisine bağlı askeri güç bulamayan Abdülhamit Anadolu’dan topladığı 18.000 kişilik orduyu Makedonya’ya yola çıkardı. Ancak bu ordu da yapılan propaganda neticesinde Selanik’e gelene kadar meşrutiyetçi saflara geçti. Artık Abdülhamit Balkanlara gönderecek tek bir kişi bile bulamazken, dağdakilerin sayısı binlerle ifade ediliyordu. Gizli Makedonya Devrimci Örgütü’nün kurucusu olan Sandanski’nin amacı Makedonya’yı “Osmanlı’nın elinden kurtarmak”tı. Bölgede yaşayan ayrılıkçı Makedon, Bulgar, Yunan ve Sırplar gibi Rus Çarlığı’nın da desteği arkasındaydı. Kısa sürede güçlenip gerilla savaşına başladı. Makedonya’da birçok kurtarılmış bölge kurdu. Gerilla savaşından bihaber genç Osmanlı subayları bölgeye koşmuş ama tecrübesizlikle ilk başlarda neye uğradığını şaşırmışlardı. Osmanlı acizdi, Batılı devletler tarafından “Hıristiyan katliamı veya insan hakları ihlâli” gerekçesiyle engelleniyor, eli kolu bağlı bekliyordu. Meşrutiyetçi genç subaylar yıllarca o dağ senin bu dağ benim diyerek Sandanski ve benzeri çetelere karşı fedakarca mücadele ediyordu. Sonunda isyan bastırıldı ama Batılı devletler gerekli mazereti çoktan bulmuştu. Bölgedeki gayrimüslimleri korumak ve “insan hakları ihlâlleri”ni engellemek için Balkanların belli bölgelerinde Batılı devletlerin askerlerinin jandarmalık yapmasına karar verdiler. Sandanski’ye göre çözüm; tüm halkların kardeşlik temelinde bir arada yaşayacağı “Osmanlı Federasyonu” idi. Örgütteki sağcılar ise gerekirse dış destek de alınarak her koşulda Osmanlı’dan ayrılmayı savunuyorlardı. Bu ayrışma örgütün kendi içinde silahlı çatışmasını doğurdu. Emperyalist müdahale karşısında Osmanlılık çatısına sığınması Sandanski ile İttihatçıları yakınlaştırdı. Bu yakınlaşma birçok Makedon’un Sandanski’yi hain olarak görmesine sebep oldu ama o vazgeçmedi. Zamanında birbirlerine karşı savaştıkları İttihatçılarla birlikte dağa çıktı.
 
Devrim’in ardından Niyazi ve Enver Beyler ile birlikte Sandanski de halk tarafından hürriyet kahramanı ilan edilecek, üçünün de posterleri elden ele dolaşacaktı. Bulgar Krallığı’na bağlanmak isteyen Makedonlara karşı Osmanlı’ya bağlılığı savunacaktı. 23 Temmuz 1908 günü İttihat ve Terakki, 21 pare top atışıyla Manastır’da meşrutiyeti ilan etti. Akşama kadar bütün Rumeli şehirleri meşrutiyeti tanıdıklarını ilân edip durumu telgraf yağmuru ile Saray’a bildirdi. Aynı günün gecesinde, başka çaresi kalmayan Abdülhamit de meşrutiyeti kabul ederek, resmen ilan etti. 1878’de Abdülhamit tarafından kaldırılan meşrutiyet tam 30 yıllık mücadele sonunda bu sefer halk devrimi ile geri kazanılmıştı. Osmanlı, anayasaya ve meclise yeniden kavuşmuştu. Osmanlı halkı belki de tarihinde ilk defa tüm farklılıklarını bir tarafa bırakarak ortak bir amaç uğrunda beraberce mücadele vermiş böylelikle başka bir örneğine rastlanmayacak biçimde bir “ulus” özelliği göstermiştir. 1908 Devrimi, Türk siyasi hayatına geri dönüşü olmamak üzere meclis ve anayasa kurumlarını katmış, halkın kendisini siyasetin temel argümanı haline getirmiştir. Devrimin kurduğu siyasi düzen ve yarattığı duygu düşünce dünyası Cumhuriyet’in devrimci kadrolarını yetiştirmiştir.
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat