Loading...

Kıbrıs’ta büyük viraj

11 Mayıs 2019 21:32
A
a
Son haftalarda siz okurlarıma kitaplaşmış Kıbrıs yazılarımdan bazılarını yazmış, hiçbir saplantım olmadan, cihet-i askeriye mensuplarının bu büyük dava olan Kıbrıs davası hakkında yazmış olduklarından alıntılar ile aktarmaya çalışmıştım. 1980 sonrasında parlamento seçimlerine geçişte MDP’nin genel başkanlığını uhdesine alarak siyasi hayata atılan, Cemal Tural’ın Genelkurmay Başkanlığı döneminde, Genelkurmay 2. Başkanlığı esnasında 1963 senesinin 21 Aralık ayında Kıbrıs’ta cumhurbaşkanı olan eli kanlı Papaz Makariyos’un da içinde bulunduğu Yunan devletinin ise desteklediği soykırım teşebbüsünde, Tural Paşa’nın emriyle koalisyon hükümetinin başbakanlığını yapmakta olan eski Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün yanına gelen Korgeneral Turgut Sunalp Paşa, selam verdikten sonra Kıbrıs’ta yapılmakta olan katliama son vermek için Kıbrıs Adası’na çıkarma yapmak için kendilerinden yani İsmet Paşa’dan emir beklediklerini beyan eder. Başbakan bu değerli generale üç soru soracağım, sonra emir vereceğim. Cevabını verir. Okurlarımızın Yeni Marmara gazetemizde çıkan yazılarımızda geçtiğimiz günlerde o satırları okumaları mümkündür.
Yazımıza başlık yaptığımız yukarıdaki ifade, hemen ifade edelim ki; kitap okuma oranının pek düşük olduğu o devrin diplomat anıları değil yazılmak ancak kendi aralarında kendi duyacakları seslerle konuşulduğundan, vatandaşın şerait-i ahvalden habbe kadar bilgisi yok idi.
1948’te neşir hayatına giren Sedat Simavi’nin kurduğu Hürriyet gazetesi Kıbrıs meselesinde, çıktığı günden itibaren daima buna öncelik vermiştir. Günümüzde TRT1’de televizyon dizisi halinde verilen “Sevda Kuşun Kanadında” geçmişi hatırlatırken, göz bebeğimiz yüksek tahsil gençliğinin talebe cemiyeti olan MTBB yani Milli Türk Talebe Birliği en başta olmak üzere, Türk sendikacılık harekatı içinde yer alan, beş çocuklu bekâr Salih Bey lakaplı zatın Kunduracılar Sendikası, Kıbrıs adı ile bezenmiş dernekler, nihayet en büyük işçi kuruluşu olan Türk-İş'in, 30 milyonluk Türkiye’de üçyüz-beşyüz bin kişinin katıldığı mitingler bu günkü halimiz ile baktığımızda pek mühim addedilmeye bilinir ama, o günlerde vasıta ve haberleşme araçları göz önüne alındığında pek azim topluluklar meydana getirmiştir.
Bu arada "Ya Kıbrıs, Ya ölüm"sloganı, yerini "Ya taksim! Ya ölüm!" sözlerine bırakmıştı. Bu gün bazılarının: 'ver kurtul' anlayışına girdiğini gözlediğimizde o dönem insanının, Kıbrıs'ın hepsinden, taksime rıza göstermesi büyük bir psikolojik darbe olmuşsa da, Girit'i defalarca kazandığı zaferlere rağmen 1908'de Girit Adası meclisinin, meşrutiyet ilânı hasebiyle Avusturya'nın Saraybosna’yı ilhakını, Bulgaristan Prensliği’nin bağımsızlığını ilân etmesinden dem vurarak, Girit adasının Yunanistan'a ilhakını meclisten çıkardıkları, 1913'de İttihat Terakkicilerin iktidarı zamanında Girit'in Yunanistan’a ilhakını tanımalarını hatırlayan Türkiye ahali-i Müslimini; hükümet üzerinde Kıbrıs mitingleri sayesinde baskı kuruyor, iktidardaki DP'nin kadroları eski İttihatçılarla dolu olmasına rağmen, bu baskı hükümete refik/yani arkadaş oluyordu. Menderes hükümeti ve şahin Hariciye bakanı Fatin Rüşdü Zorlu Girit'in kaybına benzer bir hâle giriftar olmamak için çok yönlü çalışmalar yapmasını ahalinin baskısının tesirini ecnebi ülkeler ilgililerine pek güzel aksettiri yordu.
TSK ise; daha 1925'lerde, Harp Okulu talebeleri olan ağabeylerinin ve kumandanlarının Mustafa Kemâl Paşa tarafından Anadolu’nun ikmal anahtarı neresidir sorusunun cevabını yine M. Kemal Paşa’dan, "Kıbrıs"tır diye aldığından beri ve harb-i fennin de bu istikamette olduğunu bildiğinden Akdeniz ortasındaki bu adanın sahibi olmayı tabii hedef olarak seçmiş bulunduklarından aksamın bütününü meydana getiren yüzü, pay sahibi olmaktan ölmek var, dönmek yok! Merkezin de buluştular.
Kıbrıs'ın bağımsız devlet olma törenine, Menderes ve Zorlu 'Yassıada'da, devriklerden olduklarından törene gidememişler, bağımsız Kıbrıs devletinin ihdası yani kurulması, 27 Mayıs ihtilal hükümetine düşmüştü.
Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu 16 Ağustos 1960'da gece yarısı gerçekleşirken, Kıbrıs'ta yaşayan dindaş ve soydaşlarımız artık papaz bir cumhurbaşkanı idaresinde, cumhurbaşkanı yardımcısı olarak temsil edilen Kıbrıs cumhuriyeti vatandaşı durumuna geçmişlerdi. Artık 1878 öncesini yad edip, arzulayacak kimseler bu dünyadan geçip gitmişler o safhaları dilden dile anlatan yarı katıklı, yarı katıksız ikindi kahvaltısı gibi anlatan ve dinleyenler vardı. Ancak; bu devletin kurulması aslında işlerin bittiğine değil, bilhassa Rum tarafının pek büyük kısmının Yunanistan'a ilhakın adımı olarak, ilki saydığını söylersek hata etmiş olmayız, çünkü bu palikaryalar, daima milletimize düşman hislerle yetiştirilir ve megalo idealleri onların yetiştirme tarzında esas unsur olarak yer alır. Çok geçmemiştir ki; başta 3. Makarios olduğu halde her Rum bu hususta üzerlerine düşen görevi fazlası ile yerine getirmeye koyulmuşlardır.
Buna karşılık Kıbrıs’taki dindaş ve soydaşlarımız normal hayatlarını sürdürmeye koyulurken, ileride kendilerini bekleyen zorlukların ne kadarının farkında idi? Ama şunu söylemek kabildir ki; 1923’den, 1960'a kadar geçen zaman diliminde 37 yıl süren bazen pasif, bazen aktif çalışmalara bakıldığında, gelinen merhale, toplumun mücadele kabiliyetini ziyadeleştirdiği, teşkilatlanma şuurunun geliştiği, bütün bunların neticesinde tahsilli insanına devlet yönetiminde, beynelmilel arenada kabul edilmiş bir devletin yönetiminde söz sahibi olma gibi hususlara erişmesi, geçen o yılların müspet değerler ürettiğine karar verdirir. Bu hâl içinde hayat sürerken, Makariyos ve hempaları, Akritas denilen, manası Türk'ü yok et! Plânı yapıp yavaştan yavaştan uygulamaya giriştiklerinde, geçirdiği dönemle meselelere teşhis koymayı öğrenen Kıbrıslı soydaşlar ve dindaşlar Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) da organizasyonuyla durumları takibe başlamışlar, öte yandan garantör devletler olarak, İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ın, değiştirme birlikleri adada vazife alıyor ve Kıbrıs Türkü anavatan askerinin orada mevcut olmasının güvencesini hissediyor ve Kıbrıs’ta toprağa basışı dahi bir kat daha emin insan halinde görülmesine vesile oluyordu. Günümüzde, yani geçmişteki bu yazımla siz değerli okurlarıma Kıbrıs meselesinin bazı hususatını derhatır ettirmek düşüncesiyle arz ederken, Akdeniz havzalarında neredeyse dünyanın bütün ülkelerinin gemilerinin toplandıkları, bunların bazılarının bir kombinasyon vücuda getirdikleri kimilerinin de, daha da genişletmeye dönük diplomatik masadan ortak arama gayretleri geçtiğimiz günlerde çok değerli bir Emekli Deniz Kurmay Albayımız Cahit Bey 'Uçak Gemimize El Koyuyorlar!’ başlıklı yazısıyla mahalli seçimler girdabına kendini kaptırmış yönetim ve ahalisiyle seçimlerden seçim beğenilirken! Söz konusu yazı da, kimisinin bizim uçak gemimiz yok ki, el konulsun diyerek, yazıdaki ifadeyi manasız bulacakların yanında, Hamd olsun, Kıbrıs'ımızın batmayan, tabii bir uçak gemisi mesabesinde olduğunu bilenlerin de haylice olduğunu hatırlatalım. Derim. Fiemanillah.
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat