Loading...

Mevsim dışı üzerinde ideolojik safsatalar…

16 Şubat 2019 20:28
A
a
Yeni yetme çaylakların ne duymuşluğu vardır ne de görmüşlüğü. Eskilerde, kırk elli yıl öncesi günlerinde yaşlıca erkekler zembil kullanırken kadınlar da, sapı tahtadan bez torba ile sokağa çıkardılar…
              Evlerinde pişirip yiyeceklerini konu komşu duymasın görmesin diye. Küçükler özenir de evlerinde pişirilemediği için bir yerleri şişmesin, hamile ve emzikli kadınların da görüp yiyememelerinde, çeşitli  problemlere yol açar-açabilir düşüncesiyle, o devrin insanı kendi kendisini  gösterişten  frenlerdi…
               İçkili meyhanelerle içkisiz lokantaların da pencereleri perdeliydi. Kim içiyor, kim ne yapıyor, haklarında iyi kötü söylentiler çıkmasın-çıkarılmasın diye…
               O yılların insanı, bizzat yaşayarak görmüş, ya da bilvasıta duyarak işitmişti eski Osmanlı kültürününün hayat tarzı kalıntılarını. Sonra gelenler değişip yabancılaştı ve Allah’a ısmarlamayı bırakıp, boylu boyunca “bye bye” zikrinde, gavur milletlerini yaya bıraktılar…
                      Bu değişim tek dalda kalmadı tabii. Bunlar, üst yapı değişmeleriydi. Birinci Cumhuriyetin alt yapı iktisadi güçleriydi bunları gerçek hayata adapta eden. Birinci cumhuriyet döneminde milletimiz, iyi kötü, Peygamberimizin tavsiyelerine uyarken, İkinci cumhuriyet dönemine gelince, peygamberleşen hatta ilahlaşan alt yapı tanrılarının direktiflerine uymak zorunda bırakıldı. Millet, tasarruflu ve  tutumlu yaşama kalıbını kırıp, hür yaşayarak tüketmeye yöneldi…
                      Zenbillerle torbalar atıldı. Daha sonraları fileler de çöpe gidince insanlar, yiyip içtiklerini çevresine duyurabildiği ölçüde adamdan sayılıp itibar sahibi olma çağının da kapısını araladı. Bizler sanıyorduk ki, haram hayat gıda maddelerindeki GDO değişimiyle başladı. Meğer değilmiş. Daha evvelindeki seraların, yazlıkları kış aylarında pazara dökmesiyle bütün dünya ile birlikte ülkemizde de,
                   Hayat harama bulaştırıldı…
                   Kış ortasında taze patlıcanla imam bayıldı yemek ve bunun peşinde koşuşturmak,
                   Ne çirkin ve küstah bir yabancılaşma…
                                                                          Xxxxxxxxxx
                    Bendeniz efendim, tavuk horoz cinsinden kanatlı kümes hayvanına paso çektim, yemiyorum. Cemiyet hayatındaki değişim operasyonları ağır ağır işlediğinden, neticeleri zaman geçince ortaya çıkıyor. Bizim insanlar çarşı pazarın beyaz etini kesim ve soyum usullerinden, pek makbul saymaz. Oysa hayvancıkların, Allah vergisi doğal yapıları değiştiriliyor…
                Ufacık bir dolabın içine atıyorlar. Allah’ın kendisine layık görüp ihsan ettiği yiyeceklerini yasaklayıp hazırladıkları ilaçlandırılmış haram nesnelerle iki günde üç kez yumurtlamaya zorlanarak, hareketsiz yaşatarak esaret işkencesi uyguluyorlar…
                Şimdi, din, iman ve vicdandan nasipkar insana helal olur mu buncağızların eti kemiği ?...
                Az yiyeceksiniz. Öz yiyemeseniz dahi yine az yiyeceksiniz. Ani zamanda, çeşidi de az olacak
                                                                             Xxxxxxxxxxxxx
                Organize topluluklarda insanlar kabaca iki guruba ayrılır. Yönetenler ve yönetilenler. Yönetim şekli, seçimli olabileceği gibi babadan oğla miras yoluyla da mümkündür. Bu ikili ayırımdan başka bir ikili ayırım daha vardır. Çok paralılarla tamamen parasızlar. Bunların da arasında, isim babalığını Turgut Özal’ın yaptığı, ortadaki direkler
                İdare nasıl şekillendirilmiş olursa olsun, özellikle seçimli modelde, çok paralılar yönetim tarzında etkinlik sahibi olabiliyorlar ve gerçekte olmaktalar da…
                 İşte bu çok paralılara sağcı denilir. Sağcılığın dinle dindarlıkla bir ilişkisi yoktur…
                 Bu sağcılar bir sınıf teşkil ederler.  Pek çok hususta kendi aralarında anlaşmalar yaparlar.  yaparken de, yönetimi, kendi istekleri yönüne çekerler…
                 Bu etki ve çekim, kabaca şöyle ifade edilir…
                  Parası olana her şey. Olmayana hiç bir şey
                 Sermayenin, paranın ve servetin az kişinin elinde çok birikmesi, birikimlerin dağ gibi yığılması, dinler tarafından yasaklanmıştır. Çünkü bu para, bu servet ve bu zenginlik dağları, bu grubun adamlarına,  diğer guruplardaki az paralı insanların her tarafını sahiplenme gücü verir. Para ile istediğini alır istediğini yatırır, istediğine batırır…
                  İşte bu formasyondaki insanların, vicdan ve piyasa düşmanı sağcıların, kendi aralarında ve toplumu kazıklama amacına matufen yaptıkları anlaşmalara,
                 Karter anlaşması denilir…
                                                                            XXXXXXXXXX
                   Eskiden “bakkal” dediğimiz küçük esnafın bilahare azmış ve kudurmuşlarına şimdi “market” tesmiye ediliyor. Aralarında sözleşerek, sözden caymayı da müeyyideye bağlayarak üretim alanlarına yayılıyorlar. Ne türden olursa olsun mahsulü ağacında çiçekte iken kendilerine bağlıyorlar. Sonra da üçe aldıklarını az paralılarla hiç paralılara on üçe, yirmi üçe vicdansızcasına kakalıyorlar…
                    Kartel anlaşmalarını sınıf unsurları özel konular üzerinde kendi aralarında yaparlar. Bunların kimisi seccadelidir kimisi de seccadesiz. Sınıfların ortak menfaat alanlarında ise, seccadenin herhangi bir önemi ve kutsallığı da yoktur…     
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ

 
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat