Loading...

Muradiye Hastanesi…

15 Nisan 2019 21:03
A
a
1933 yılı mayıs ayının yirmi altıncı günü Emirsultan Hazretleri’ne yakın bir mekanda dünyaya gözlerimi açmışım.
Sicil kaydımda böyle yazılı…
Babam Ankara’da Muhafız Alayı’nda fiyakalı bir asker imiş. Boy, bos, endam ve heybetli duruşu, Alay Komutanı İsmail Hakkı Tekçe’nin dikkatini çeker…
 “Gel bakalım” der, “Sen benim özel berberimsin”….
Teskeresini alana dek, Beyaz Tren ile Atatürk nereye bunlar da oraya, cümbür cemaat…
xxxxxxxx
Küçüklüğümde, bebekliğimden henüz sıyrılırken başlamışım haylazlığa. Anam da bıkmış benim anormal hiper aktifliğime ve bir gün yakalamış koltuk altlarımdan hızla vururcasına oturtmuş sert bir yere. Kasıklarım dışarı fırlamış…
Sol tarafımda fıtık!..
Xxxxxxxxxxx
1943, ilk okulu şimdi yıkılıp yeniden yapılan Demirtaş 17. İlkokulunda bitirip Tophane Devlet Hastanesi’nde cerrah masasına yatırıldık.
O günlerin hastanesi şimdiki hastanenin tam karşısındaki çay bahçelerinin bulunduğu yerde, çift katlı beyaz boyalı üç ahşap barakadan ibaretti…
Şimdiki hastanenin inşaatı da yenilerde başlıyordu. Daha sonraları hastane binasının gerekli hizmet birimlerinin tamamlamasına geçildiğinde, bir de baktılar ki, kalorifer ocaklarının baca yerleri, projede unutulduğu için, yapılmamış…
Hastaneye yatırıldım. Sekiz on kişilik bir koğuş. Hastalardan birisini Ali ağabey diye çağırıyoruz. Bir ayağını kesmişler. Sigaradan ötürü ayak damarları tıkanınca ayağını dizinden itibaren bedavadan vermek zorunda kalmış. Ne var ki hâlâ dumanını savunup duruyordu. Demek ki ayağını vermesine rağmen akıllanmamış…
Yıllar sonra Ali ağabeyi, mindere döndürülmüş bir eski araba lastiği üzerinde oturup kıç üstü yerlerde  sürüne sürtüne dolaşarak dilencilik yaptığını görmüşlüğüm vardır…
O ne namussuz şeydir o sigara, insanı vatana ihanete zorlar, hem de hiç zorlanmadan…
Xxxxxxxxxx
1950’de sanat okulunu bitirdik. Karnesi iyi olanlar sene boyunca öğle yemeklerini devlet kesesinden okulda bedava yerdi. Hiç unutmam, tadını. Lezzetine ve bereketine laf edecek yoktu…
Nohutlu pirinç pilavının yanında üzüm hoşafı. Allah be…   
O sıralarda Kore’den dönen gazilerimizin göğüslerinde madalya. Londra olimpiyatlarında şampiyon olanların üstü başı silme madalya. Özendik  ve gönüllü asker olduk. Bizi gönderdiler Kore’ye. Meğer yaşım da tutmuyormuş. On sekizi tamamlayamadığımdan, dört ay para almadan çalıştık. Derken bir fırsat açıldı Türkiye çapında bir imtihanı kazanarak üç arkadaş ver elini Texsas’a.
İlk seferinde bir seneyi aşkın bir süre hiç ara vermeksizin, sonrasında da yedi kez senede birer aylığına yine aynı yerde bilgi tazelemeye…
Türkiye’ye dönüşün ardından hiç aklımın kenarından dahi geçmeyen bir işin içinde buluverdik kendimizi…
Bir kalem buldum, yaz bakalım dedim…
Yazarım atarım. Kimin işine gelirse alsın kullansın derim…
Çocukluğumun o deli doluluğu, doksanımıza geldik hâlâ devam ediyor…
Yahu, aklın fikrin yerinde, işin gücün fena değil, nene gerek senin İstanbul gibi şeytanların cirit attığı bir yerde korsan dolmuşçuluk yapmak…
Şimdi isteyenin gazetesinde yazıyoruz ya, o da korsanca. Bizim bu alanda ne ruhsatımız var ne de ehliyetimiz…
Ha şunu da unutmadan tavsiye ederek belirtelim…
İnsanı hayatta diri tutan üç disiplin vardır. Askeri disiplin, dini disiplin ve tıbbi disiplin. Bunlar sona doğru birbirleriyle birleşirler. Bu disiplinlere riayet ettiğinizde, mezara dek dipdiri yaşarsınız.
Yiyip yatmayacaksın, az yiyip tok yaşayacaksın.Bol bol yürüyeceksin. Yemeğin üzerine çay, kahve ve tatlı hatta meyve bile almayacaksın. Sigaraya gelince, kimseye yanında sigara içirtmeyeceksin…
Haaa bir de bulaşıklarını deterjanla değil bildiğimiz, anamızın zeytinyağlı beyaz-yeşil, sabunuyla yıkayıp durulatacaksın…
Renkli renksiz gazoz türü içecekler mi, Aman Allah…
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat