Mühendislikte geriyiz…

Tarih: 25 Nisan 2018 21:43
Mühendislikte geriyiz…
Mühendislik, imalat ustalığıdır. İmalat ya da üretimdeki çok çeşitlilik mühendisliği de, haliyle kendi ilgili alanlarına has kılarak, nitelik ve nicelikleri birbirlerinden farklı çok çeşitli dallara ayırmış…
Bunlardan biri olan kaldırım mühendisliğinde Türkiye, çağdaşlarına kıyasen çok geri…
Üretim hizmetleri siparişe göre yerine getirildiğinden, bu geriliği sadece mühendislerimize yüklemek haksızlık olur. Ola ki mühendislerimiz akıllıdır, işinin ehlidir ve vicdanlıdır ya da şudur budur. Bilemezsiniz, hizmeti sipariş edenlerdedir kaldırımlarımızı  kısa ömürlü yapan etki, değil mi? Belki de “yalapçap yapıver gitsin” diyenlerdedir bütün kabahatler, vicdansızlıklar ve puştluklar…
Türkiye şehir ve kasabalarındaki yeni yetme imal ya da restore edilmiş kaldırımlara, kaldırım kenarlarındaki bordür taşlarına falan bakıyorsunuz, inşaat tarihlerine göre, üç beş yıllıktan daha eskiye  gidenleri yok…
Niye?
Türkiye’nin taşı kayası boktan da, onlardan imbiklenen çimentonun da çürük olmasından mı?  Belki de, “İşte dünya dedikleri burasıdır.  Bundan ötesi, gidip geleceğin, görüp gezeceğin yer ve yiyip içeceğin nafakan da yok. Ne yaşarsan burada onu yaşayacaksın” inancından mı?..
Hukuk olsa, denetim olsa, Cennet ve Cehenneme inanılsa, insanlar da, Allahımız’ın belirttiği gibi  “kitap yüklenmiş eşekliği” benimsemeseler, belediyeler de üç-beş senede bir kaldırımları yenileştirmeye kalkışırlar mı?..
Xxxxxxxxxx
Neyse biz gelelim asıl mevzuumuza…
Bursa’nın bir “Cumalıkızık”ı var. Pek fazla pohpohlandı. Esasında ne köyün köylüğü ne de köylüsünün köylülüğü kalmış. Gerçi dünya da öyle. Hatta, ne Türkiye eski Türkiye, ne de Bursa eski güzelim Bursa… İnsanlar, ”Allah’ın Rezzak’lığını kafi görmeyip kendileri Rezzaklığa” kalkışınca, beşeri ahlak ile fiziki çevre de olanca değerleriyle birlikte mahvolup gitti, görüyorsunuz mal meydanda…
İstanbul’daki “altın boynuz” dedikleri Haliç de sanki gökten çamur yağdığı için mi bataklığa dönüşmüştü?
Şimdi kalkalım ve Cumalıkızık’a gidelim…
Ankara asfaltından bunun iki sapağı var. Birisi Otosansit’ten ayrılarak orman içinden geçiyor. Yolun darlığı pek önemli değil. Fakat banketleri yer yer düşük. Bazı ağaçlar yol kenarının beyaz boyalı sınır çizgilerinden on-onbeş santimlik mesafede ve banketlerin düşüklüğü de otlarla kaplanmış, fark edilemiyor…
Biz kendimiz himmete muhtaç bir dedeyiz, nerede kalmış başkasına himmet eylemek, geçelim. İlgililer öyle münasip görmüşler.
İkinci sapak Değirmenönü Mahallesi ağzında. Buradan giriyorsunuz. Orman İşletmeleri deposuna geldiğinizde, yol zemini üzerindeki irili ufaklı yamaları  başlıyorsunuz görmeye. Görmeden de anlıyorsunuz arabalarınızın langır lungur sarsılmasından…
Belediyeler geliyorlar kış donlarının zemin üzerinde hasıl ettiği fincan çapındaki çukurcuklarla su kamyonlarının bunları derinleştirip büyüttükleri yaraları kapatıyorlar. Kapatırken de kullandıkları asfalt harçlarını birer ikişer parmak yüksekte dondurduklarından, o yolda arabalı seyahat böbreklerdeki taşları düşürücü ilaca dönüşüyor…
İstanbul’un Kemerburgaz’ından şimdiki üçüncü hava limanının yapıldığı yerdeki Odayeri köyüne gidiş gelişlerin işlevi gibi. Kemerburgaz-Odayeri garnizonunda asker olsun sivil olsun bir senelik görevli personelin böbreğindeki taşlar, bu gidiş geliş sarsıntıları arasında düşmemiş olsun!..
Tarih yazmamıştır…
Demek istediğimiz, Yıldırım Belediyesi, Cumalıkızık Mahallesi’ni, yerli yabancı turistlere, eskinin tarihi Cumalıkızık köyü takdimiyle istismar etmesin. Çünkü ;
Asfalt onarımını bilen ehil erleri  yok…
 

https://www.yenimarmaragazetesi.com/makaleprint/muhendislikte-geriyiz-/