On TV ekranlarında yayınlanan ve Gazeteci/Yazar Mehmet Çetinkaya’nın sunduğu On’da Gündem programına Limak Enerji Grubu Kurumsal İletişim Müdürü Yusuf Ziya Yüce konuk oldu. Programda iletişim hakkında ve iş dünyasında iletişime dair konuşuldu.

ÖZEL HABER: ELİF KUŞ BEŞİK

İletişim ve iletişimin önemi hakkında konuşan Yusuf Ziya Yüce ‘’Aslında iletişim her şey demektir günümüzde. Çünkü dünyadaki bütün kurgu iletişim üzerine kurulu. Aslında temel olarak bizim yapmaya çalıştığımız anlaşılabilmek. İnsanoğlunun var olduğu günden bugüne kadar sürekli iletişim vardı ve hep anlaşılabilme kaygısı vardı. İnsanlar anlaşılabilmek için iletişim kurarlar. İnsanoğlu ilk yaratıldığı zamanlarda daha çok sözsüz iletişim olduğu için, kelimeler ve diller henüz meydana gelmediği için o zamanlar o tarz anlaşmalar varken günümüzde kanalların çeşitlenmesiyle birçok tarzı bir arada tutabiliyorsunuz. Sosyal hayatınızla, iş hayatınızla, arkadaşlarınızla, ailenizle her zaman iletişim halindesiniz. Sosyal statünüz hep iletişim halinde. Anlayabilme ve anlatma sanatı da diyebiliriz iletişim için. Hem anlamak istiyoruz hem anlatmak istiyoruz. Fakat bunun birinci kuralı dinlemek. Biz millet olarak buna pek alışamadık hep konuşmak ve kendi söylemlerimizi kabul ettirmek istiyoruz fakat bundan daha önemli olan bir nokta dinlemek ve anlamaktır. İletişim günümüzde hayatın her yerindedir ve herkes için geçerlidir. İnsanın olduğu yerde iletişim var. Beden dili iletişimin büyük bir kısmını oluşturur. Bu da aslında neyi söylediğiniz değil, nasıl ve ne tonda söylediğinize göre şekillenen bir olay. O nedenle sessiz iletişimi doğru kullanmak da iletişimde anlaşılmayı sağlıyor. İnsanlar diller oluşana kadar resimlerle ve beden diliyle anlaşmış uzun bir süre. Temel kaygıları onların da anlaşılabilmekmiş. Diller oluştuktan sonra sözlü iletişim günümüzde yoğunlaşmaya başladı ama son dönemde hayatımıza giren ve büyük bölümünü kapsayan dijital iletişim var. İletişim değişen bir bilim dalı. Belki dünyadaki en eski bilim dalı. Teknolojinin gelişmesiyle iletişim kanalları çeşitlendi. İletişim sıklığı arttı. Onun için her gün onlarca mesaj alıyoruz. Fakat iletişimin sıklaşmasıyla bir bakıma iletişim kirliliği de oluşmaya başladı. Doğal olarak bu iletişim kirliliğinden sıyrılabilmek için doğru iletişim yapmak gerekiyor. Bu doğru zamanda doğru hedef kitleye doğru şeyi söylemek demek oluyor. İnsanoğlu ilk var olduğunda sözsüz iletişim ve resimler vardı. O şekilde iletişim yapıyorlardı. Şimdi ise iletişim kanalları çok geniş. Özellikle dijital iletişimin hayatımıza girmesiyle müthiş sıklıkta iletişim gerçekleştirmeye başlıyoruz artık. Geçmişte sadece gazete, televizyon, radyoyla oluşan bir iletişim sepeti varken sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle bunların etkisi geçmişe göre daha azaldı ve herkesin kendi iletişim mecraları oluştu. O nedenle insanlar artık çok daha fazla şeyi çok daha fazla kişiye duyurabiliyor. Örneğin bir tıkla Amerika’yı görebiliyorsunuz, bir tıkla Arap ülkelerine ulaşabiliyorsunuz. Bilgiye ulaşmak çok kolay. Fakat bunları doğru kullanmak, konumlandırmayı doğru yapmak lazım. Örneğin her kişiyi bir marka olarak düşünün. Sosyal ve dijital mecralarda konumlandırmayı yaptığınızda müthiş bir marka yaratabilirsiniz kendinizden ama yanlış konumlandırmada da müthiş zararlar görebilirsiniz. Çok kişiye ulaşmak bizim için avantajken kullanamamak da dezavantaj oluyor. İyi kullananlarla kullanamayanlar arasındaki fark günden güne artıyor. Geçmişte kitleleri etkilemek iletişim kanalları olarak daha zordu. Daha zor ulaşılıyordu insanlara. Şimdi daha kolay ulaşılabiliyor kitlelere. Fakat geçmişte kitlelere bu kadar mesaj verilmiyordu. Şimdiki zorluk da kitleleri düşüncelere ikna etmek. Bunun için mesajın içeriği ve doğruluğu çok önemli. Doğal olarak iletişim şekil değiştiriyor. İnsanlığın var olduğu şu ana kadar iletişim hep vardı. Bunu profesyonel olarak kullanan kişiler ve markalar farkı açıyor, kullanamayan kişiler ve markalar da geri kalıyor ve yoğunluğun içinde kayboluyorlar.  Çünkü onlarca mesaj, onlarca marka ve onlarca kişi var. Doğal olarak doğru yönetemeyen herkes süreç içerisinde bir şekilde kayboluyor.

‘’Markaların iletişim departmanı olmalı’’

İş Dünyasında İletişim hakkında konuşan Yusuf Ziya Yüce ’’Her marka, her şirket mutlaka bir iletişim stratejisi yapmak zorunda. Bir kere artık pazarlarda rekabet çok fazla. Çok yoğun markalar var. Müşteriler ve hedef kitleler çok seçici çünkü rahatlıkla herkese ulaşabiliyorlar. Doğal olarak müşterilerin tecrübelerinden faydalanmak, müşterilerin seçenekleri arasına girebilmek için iletişim yapmak durumundayız. Ne yapmalı markalar? Bir iletişim departmanı kurmalılar. Bunun büyüklüğü, küçüklüğü markanın durumuna göre değişir ama bir iletişim uzmanı, markaya çok fazla şey katar. Rakiplerinden sıyrılmasına fayda sağlar, basın ilişkilerinde fayda sağlar, dijital medyasını konumlandırmasında fayda sağlar, az parayla çok kişiye ulaşmasını. Baktığınız zaman iletişim departmanı, markaya her açıdan fayda sağlar. Neden olmalı? Daha iyi iletişim yapanların önüne geçmek için olmalı, hedef kitlenin bilinç altına girmek için olmalı, iyi marka olduğunu anlatmak için olmalı. Siz ne kadar anlatırsanız anlatın, onu karşıdaki ne kadar iyi anlıyor, buna iyi bakmak lazım. Ne kadar iyi iş yaparsanız yapın onu anlatamıyorsanız hiçbir anlamı yok aslında bunu yapmanın. Çünkü onu anlatabilecek birilerine ihtiyacınız var. Dünyanın en iyi işini yapıyor olabilirsiniz, sizden başka kimse bilmiyorsa aslında dünyanın en iyi işini yapmıyorsunuz demektir. Doğal olarak konumlandırma ve algı burada çok önemli. Müşteriler sizi nasıl algılıyorsa öylesiniz, gerçekte nasıl olduğunuzun çok bir önemi yok.  O nedenle iyi iş yapmanın yanı sıra iyi iletişim de yapmalı markalar.’’ ifadelerini kullandı.

Dijitalleşme ve kriz yönetimi

Pandemi döneminde iletişim ve markaların kriz yönetimi hakkında konuşan Yusuf Ziya Yüce ’’Pandemi bize iletişim olarak iki büyük olayı öğretti. Birincisi kriz iletişimi, ikincisi dijital iletişim. İletişim zaten dijitalleşiyordu zaman içerisinde fakat pandeminin hayatımıza girmeye başlamasıyla müthiş yoğunlukta artmaya başladı. Çünkü artık yüz yüze iletişim yapamaz olduk. Doğal olarak yoğun bir şekilde keskin bir virajdan dijital iletişime geçtik.  Her gün, herkes yayınlar yapmaya başladı, canlı yayınlar oldu, markalar ona geçti. Daha önceden hazırlıklı olanlar, dijital medyayı kullananlar, dijital medya uzmanı barındıranlar bu sürece hazırlıklı girdi ve çok az zarar gördüler. Ama daha önce hazırlıklı olmayanlar, dijital medyaya bu kadar yatırım yapmayanlar, departmanlar oluşturmayanlar bu süreçte çok bocaladılar. İkincisi kriz iletişimi yoğun bir şekilde kullanılmaya başlandı. Bu bir krizdi markalar için. Çünkü yaşam tarzımız değişti. Doğal olarak bu yaşam tarzı markalar için kriz olduğu için ayak uydurmak gerekiyordu. Kriz iletişim planı olan, iletişim departmanı olan markalar tekrar bu döneme hızlıca ayak uydurdular. Bu dönemin beraber atlatılabileceğine dair videolar yaptılar, postlar paylaştılar. Aslında bir bakıma müşterilerinden ve hedef kitlelerinden kopmadılar. Biz de bunlardan biriydik. Çünkü bu dönem müşterilerin markalardan çok uzaklaştığı bir dönemdi konvansiyonel olarak. Bunu bağlayabilecek tek mekan dijital medyaydı. Bunu iyi kullanan markalar yollarına devam ettiler, kullanamayan birçok marka maalesef çok gerilere düştü, hatta bir kısmı kapandı. Kriz, marka için her zaman kapıdadır, her zaman kapıyı çalabilir, kapıdan içeri girebilir. Onun için her markanın krize her zaman hazırlıklı olması lazım. İkincisi dijital medya hayatımızdan çıkmamak üzere zaten girmişti. Bu saatten sonra daha da çıkmamak üzere girdi. Her markanın ve her iletişim yapılan liderin dijital medya üzerinde çalışmalarını artırması ve orada yoğunlaşması lazım. Dijitali ve krizi iyi yönetmemiz gerektiğini pandemi bize bir kez daha göstermiş oldu. İnsanların uzaktan çalışması, online toplantılar, bağlanmalar, bunlar pandemiden önce çok mümkün değildi. Aslında gördük ki bu da olabiliyormuş. Biraz çalışana güven, biraz teknoloji, biraz da konjonktürü takip ettiğimiz de aslında işler aksamadan devam edebiliyormuş. Bunu test etmiş oldu markalar. Bence bunun bir kısmı kalıcı olacak. Geçenlerde bir istatistik okumuştum; iletişim alışkanlıklarının yüzde yirmisi kalıcı olacak diyordu. Yani yüzde yirmi artık daha fazla dijitale bağlı olacağız, yüzde yirmi daha online olacağız, yüzde yirmi uzaktan işlerimizi devam ettirmeye çalışacağız. Birçok arkadaşım artık bizim markalar tamamen uzaktan çalışmaya entegre olacak ve öyle devam edecek diyor. Çünkü markaların da giderleri düşüyor bir bakıma baktığınızda. Çalışanların da motivasyonu yükseliyor homeoffice çalışıldığında. Çünkü karşılıklı bir güven esası söz konusu. Dolayısıyla pandemi aslında, hayatımızda pandemi öncesi ve pandemi sonrası diye iletişimsel olarak ikiye ayırıyor bizi. Belki biz iletişimciler olarak en hazırlıklı mesleklerde biriydik. Çünkü zaten dijital iletişimi yoğun kullanıyorduk ama bizimki bile yetmedi. Daha da yoğun dijital iletişim kullanmaya devam edeceğiz bundan sonra. İç iletişimin müthiş faydaları var. Yani aslında ilk müşterilerimiz çalışanlarımız. Her marka için bu böyle. Eğer iç müşterilerimiz iç iletişimden memnun değilse, marka aidiyeti yoksa, bizi sevmiyorsa, dışarıya istediğiniz kadar yatırım yapın maalesef istediğiniz sonucu alamazsınız. O nedenle bizim markalar olarak birincil hedef kitlemiz aslında çalışanlarımız. Çalışanları memnun edebilirsek müşteriyi de memnun edebiliriz. Çünkü her çalışan bir marka elçisidir. Çalışanın senden memnun olursa, marka elçisi olarak dışarıda senden olumlu bahsedecek. Çalışanın senden memnun değilse çok daha fazla para harcaman gerekecek, çok daha fazla pazarlama yapman gerekecek dışarıdaki hedef kitlenin senden memnun olabilmesi için. Değişimin içeriden başlaması lazım. Bu değişim de personelin memnuniyeti ile başlar. O nedenle personele yapılan harcamanın asla ve asla boşa gittiğini düşünmemek, bunun bir yatırım olduğunu düşünmek gerekir.’’ şeklinde konuştu.