Pencerem yeşil şeftali tarlaları olan bir manzaraya açılırdı. Klişe bir yağlı boya tablosundaki, çevresinde çam ağaçları olan derenin kenarına yapılan kulübe gibi, o elini uzatsan tutulabilecek kadar yakın gelen fakat ressamın o manzaraya bakarken tablosunu yaptığı yerden o kulübeye ulaşmak için yürüyerek hareket ettiğini varsaydığımızda onu yoracak bir mesafede olduğuna kanaat getireceğimizi tahmin ediyorum.

İşte penceremin açıldığı şeftali tarlalarının ötesinde, bahsettiğim klişe tablodaki bu kulübeyi andıran yan yana evler vardı. Elimi uzatsam tutulabilecek kadar yakın gibi gelen aynı zamanda oraya ulaşması güç evler. Ayrı bir dünya gibi gelirdi bana...

Seneler sonra önce tek tek kestiler şeftali ağaçlarını, çırılçıplak bıraktılar bölgeyi sonra o dümdüz verimli toprakta sapsarı otlar türedi. Toprağın kendine ait bir dili olduğunu duymuştum bir yerlerde içgüdüsel olarak bunun gerçek olduğuna inanırım. Bir Fransız filmi olan Amélie’nin başrol karakteri, enginarın bile bir kalbi olduğuna inanırdı fakat tanıdığı kötü bir adamın kalbi yoktu ona göre. Benim içinde öyleydi. Ve kimse umursamadı toprağın dilini. Mantar gibi tek tek bencilliklerle sıvalı ve boş yaşantılarla dolu olacağını tahmin ettiğim evler yapıldı. Tablodaki kulübeyi andıran elimi uzatsam tutabileceğim hissiyatı veren o evler başka evler tarafından kapandı, göremez oldum. Zamanın nabzını tutan kirli ellerin manzaramı katlettiği hikayesi…

 Çocukken aşina olduğum yerlere bakarken, o manzarayı aklımda ölümsüzleştirirdim. Resim yapmayı seven bir çocuk olmamdan kaynaklı bir durum diyebiliriz. Önce zihnime çizerdim güzel bulduğum ve aşina olduğum manzaraları...

Acemlere yakın olan Hürriyet Mahallesi'nde kalan Abdal Köprüsü'nün karşısındaki BP Benzin istasyonu yanında tek katlı geniş bir prefabriği andıran yapının üzerinde kocaman bir baca vardı. Leylekler bu bacanın üzerine yuva yapmışlardı ve yuvada bir leylek, yavrularını besliyordu. Benim için mükemmel sayılan bu anı önce hafızama sonra kağıda çizdiğimde hatırladığım kadarıyla henüz ilkokula yeni başlamıştım. Senelerce o leylek yuvası birçok leyleğin evi oldu. Geçtiğimiz iki üç sene öncesine kadar hala mevcuttu. Fakat daha sonra benim tabirimce “bilmemne evleri” onların ise “Aluçlar Zaralife” ismini verdikleri proje çatısı altında o tek katlı bina yıkıldı. Ve benim özellikle bahar aylarında, göz aşinası olduğum leylek şölenisona erdi. Yine de çok iyi insanlarmış ki leylek yuvasını bu binanın arkasındaki caminin üzerine bırakmışlar. ( Lütuf!) O bölgeden dümdüz Yunuseli Mahallesi’ne doğru istikamet ettiğinizde eski Hava Alanı'nı geçip Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı'na vardığınızda kavşağın ortasında bulvarın yapıldığı zamanla paralel hazırlanan, bir leylek heykeli dikkatinizi çekecek. Benim gözümden bakıldığında ne büyük ironi! Yuvasını boz, heykelini yap! Küçükken bulunduğum çevreye baktığımda dikkatimi çeken bazı unsurların neye dayanarak ve neyden esinlenerek yapıldığına dair hep bir fikir yürütmeye çalışırdım. Birçoğuna anlam yükleyemez, aklımın ermediğine kanaat getirirdim. Şimdi baktığımda ise kendime haksızlık ettiğimi daha iyi anlıyorum. Ortasında leylek heykeli olan bulvarın, bahsettiğim bölgeden esinlenerek yapıldığını tahmin edebiliyorum, lakin bulvarın adının neden Recep Tayyip Erdoğan Bulvarı olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Objektif olarak baktığımda bulvara bu ismin verilmesinin hiçbir anlam ya da estetik bir kavrama dayanmadığı apaçık ortadadır. Bahar aylarında leyleklerin teşrif ettiği bu bölgenin isminin “Leylek Bulvarı” olması gerekirdi bana göre…

Bir bölgenin bağrında bulundurduğu unsurlara göre isim alması gerektiğini hepimiz biliriz. Aynı minvalde Bursa’nın gözbebeği olan tarihi açıdan içimizi titretip bizi büyüleyecek kadar duru bir güzelliğe sahip Heykel Bölgesi’nde Atatürk Heykeli’nden başka bir heykelin olmaması beni şaşırtan başka bir unsurdur. Bu durum bana Osmanlı Devleti’nin günah sandığı için matbaayı kullanmamasını getirir aklıma. Heykelde hiçbir heykele yer verilmemesinin nedenlerindenbiri fikrimce aynı sebeptendir. İslam’dan önce geçmiş zamanlarda putlara tapan bir millet mevcuttu, heykel sanatına ülkemizde sempatik bakılmamasının bir sebebi de bu olabilir. Fakat heykel yapmak, tapınılmak için yapılan bir put yapmakla aynı şey değil, yalnızca sanatın ayrı ve çok değerli bir dalıdır. Bana göre yapılan bir eylemde önemli olan şey niyettir ve Bursa’mızın Heykeli’nde heykeller olması o bölgenin zenginliğine zenginlik kazandıracak ve şehri sanatsal anlamda parlatıp benim bakış açıma göre daha değerli bir konuma getirecek önsezidir.

Konuşulmaya sıra gelmeyen lakin yalnızca kendi zihnimde ve içimdeki ikinci bir benle tartıştığım konuları sizlere aktarmış bulunuyorum. “Ayrıntılar bütünü oluşturan yegane unsurlardır ve ayrıntılara ne kadar önem verilirse bütün o denli mükemmel olacaktır.” Böyle bir hayat felsefesi benimsemiş insan olarak kenarda kalan bu konuyu gücüm yettiğince ifade etmeye çalıştım. Teşekkürler.