Peygamberimiz (SAV) ve muhacirler Medine’ye hicret ettiler ama her zaman Kâbe-i Muazzamaya hasret duydular. Ona kavuşma ve Kâbe’nin müşriklerin elinden kurtulması ve Mekke’nin yeniden “Beldetüntayyibetün” temiz belde hayallerini gerçekleştirmek arzusu ağır basıyordu. Zira hicret bir yerde aileleri de parçalamıştı. Muhacirlerden bir kısmının çocukları, anne ve babaları inanmadıkları için Mekke’de kalmış, hatta inanmayan eşlerden muannit olanları dahi hicret etmeyerek Mekke’de kalmışlardı. Tabii ki herkes bölünmüş ailesine olan hasreti dolayısı ile için için Mekke’yi de ele geçirmenin yollarını arıyorlardı.

 

Hicretten hadisesinden sonra Müslümanlardan hiç kimse Mekke’ye ziyaret amacıyla da olsa geri dönmedi. Bu geri dönmeyiş tam altı yıl sürdü. İşte hicretten altı yıl sonra Müslümanlar Peygamberimiz öncülüğünde umre yapmak istediler… Peygamber (SAV) umreye gidecekler için hazırlanmaları emrini verdi. Ancak rahmet Peygamberimizin amacı Salih’ti ve sadece umre yapmaktı. “Sulh da hayır vardı” gerçeği doğrultusunda, gideceklere sadece yolculukta başlarına gelebilecek vahşi hayvan saldırıları vs. gibi tabii hadiselere def etmekte kullanılan basit silahlarını almalarını, harpte kullanılan silah araç ve malzemelerini almamalarını tembihlemişti. Zira amacı savaş değil, sadece umre ibadetini yapmaktı.

Ancak Müslümanların barışçıl fikrini anlamayan Mekke’nin müşrikleri, Müslümanların yanlarında savaş alet ve edevatının olmadığını görünce, geldiklerinde tümünü yok ederiz düşüncesi hâkim oldu. Müşrikler sırf savaş çıksın amacıyla hareket ederek Müslümanları Mekke’ye sokmayacaklarını bildirdiler. Bu amaçla da her türlü savaş hazırlıklarını yaptılar. İslam kafilesi zülhüleyfe denilen mevkiiye gelmiş, umre için ihrama girme hazırlıklarını yaparken, Mekkeli müşriklerden bir grup gelerek, hangi amaçla olursa olsun Müslümanlar Mekke’ye girdikleri takdirde savaşacaklarını söylediler. Peygamberimiz bu mukaddes beldeye girerken kan dökmek istemiyordu. Zira o âlemlere rahmet için gönderilmiş merhamet timsali idi. Müslümanlar arasında karşı gelmeler ve çatlak sesler çıkmasına rağmen Hudeybiye Antlaşmasını kan dökülmesin diye imzaladı.

Hatta anlaşmanın tarafı, sözleşmeyi imzalayan olarak, bu sözleşmenin altına “Resulüllah Muammed” yazdığında müşrikler itiraz ederek “biz zaten senin Allah’ın resulü olduğunu kabul etmiş olsaydık senin dinine girerdik” diyerek Allah’ın resulü kelimesinin çıkarılmasını sadece Abdullah oğlu Muhammed ibaresinin kalmasını istediler. Bu sırada İslam’ın azamet timsali Hz. Ömer gibi Hz. Ali (RA) gibi sahabenin ileri gelenleri itiraz ederek kılıçlarına sarılmasına rağmen, Yüce Resul tarafından yatıştırıldı ve sözleşmenin altına sadece Abdullah oğlu Muhammed (SAV) yazıldı.

Hudeybiye Anlaşmasının tamamı 40 madde olup, bazı maddeleri şöyledir.

“Müslümanlar Kâbe’yi bu yıl ziyaret etmeyecek ve Mekke’ye giremeyeceklerdi. Sonraki yıl ancak üç gün Mekke’de kalabilecekler ve Kâbe’yi ziyaret edeceklerdi. Bu üç gün içinde Mekkelilerle görüşmeyeceklerdi.

“Kureyşli olanlardan biri Müslümanlığı kabul ederse ve Medine’ye sığınmak isterse, Medineliler bunları kabul etmeyecekler ancak, Mekke’ye sığınmak isteyen bir Müslüman geri iade edilmeyecektir.”

“İki taraf da istedikleri kabile ile ittifak yapabilecekti.”

“Bu anlaşmanın süresi 10 yıl kabul edilmiş, bu süre içerisinde Müslümanlar ve Kureyşliler birbirlerine saldırmayacaklardı.”

DEVAM EDECEK…