Hudeybiye anlaşmasının maddeleri zahirde Müslümanların aleyhine görünmektedir… Zaten ibadeti için yola çıkan ve anlaşma imzalanması sonucu ibadetlerini yapamadan gerisin geriye dönen Müslümanlardan bazıları üzüldüler, anlaşma şartlarını da görünce sanki yenilmişler gibi bir hisse kapılarak, üzüntülü bir şekilde geri dönerken, Cenab-ı Hak bu sessiz geri dönüşe moral olsun kabilinden bugün Kuran’ı Kerim’de Fetih Suresi olarak bildiğimiz ve okuduğumuz “İnnaFetahna leke Fethan mübiyna” biz sana apaçık bir fethi ihsan ettik” mealindeki sureyi indirdi. Fetih kelimesini biz çoğu zaman bir ülkeyi, kaleyi şahsi silahla ele geçirme olarak anlarız… Ancak lügat manası ise, açma, açış veya açılma ihtilafları halletme, kapalılığı giderme manalarına gelir. Peki bu ayeti kerime o gün Müslümanların başına gelen olaya uyuyor mu? Hayır… Zira Müslümanlar ibadetlerini yapmadan geri dönmek zorunda kalmışlar, Peygamberimizin imzaladığı, Hudeybiye anlaşmasının maddeleri de zahirde Müslümanların aleyhine görünüyordu. Üstelik bunca hazırlığa rağmen ortada fetih falan yoktu. Mekke’nin kapısından geri dönmüşlerdi… Bu itibarla fetih kelimesi aslında “gönüllerin fethi, açılması” manasına gelmektedir. Bizim zahirde şer gibi gördüklerimiz, gerçekte hayır olabilir. Bazen şer gibi görünen şeylerde hayır olabilir. Nitekim Hudeybiye olayında da böyle olmuştur… Öncelikle Müslümanlar Medine’ye döndüklerinde Mekke’yi fetih hususunda daha azimli olarak hazırlıklara başladılar… Bu olayla tekrar Mekke’ye dönüş arasında Arabistan’da yaşayan kabileler fevç fevç İslam’a girdiler. Hatta İslam toprakları ve Müslümanların sayısı o günkünden iki üç katı artış gösterdi. Bu da Allah’ın bir hikmeti ve lütfuydu.

Hudeybiye anlaşmasının üçüncü maddesi gereği Huzaa kabilesi Medineli Müslümanların himayesini kabul etmiş ve ittifak yapmıştı. Bekiroğulları kabilesi de Mekkelilerin himayesini kabul etmişti… Daha aradan bir sene bile geçmeden Bekiroğulları kabilesi, Huzaalılara hücum ederek 23 kişiyi katlettiler. Huzaa kabilesi de Peygamberimize bir heyet göndererek durumu bildirdiler. Zira bu kabile anlaşma gereği Müslümanların himayesini kabul etmişti. Bu olay üzerine peygamberimiz bir heyeti Mekke’ye göndererek Huzaalıların diyetlerinin ödenmesini istedi. Kibirden birer heykel kesilmiş, kendilerini hala dev aynasında gören müşriklerin ileri gelenleri, peygamberimizin bu iyi niyetini sezinleyemediler. Kendilerine güç vehmederek gelen elçilere savaşacaklarını söylediler. Böylece müşrikler anlaşmayı fiilen bozmuş oldular. Ancak elçiler geri döndükten sonra aklı selim hakim olunca meseleyi akıl planına getirdiklerinde yaptıkları hatayı anladılar. İçlerine bir korku ve telaş hakim olmaya başladı. Ya Müslümanlar toplanıp da Mekke’ye hücum ederse ne olacak diye korkmaya başladılar. Başlarına geleceklerin önüne geçmek amacıyla aralarından Ebu Süfyana Hudeybiye anlaşmasını uzatmak üzere yetki verdiler… Şurası da bir gerçektir ki, Peygamberimizi Medine’ye hicret etmesine rağmen, bıraktığı adamları vasıtası ile Mekke’deki bütün hadiselerden haberdar oluyordu... Ebu Süfyan’ın anlaşmayı uzatmak üzere Medine’ye geleceğini haber alınca da Ashabını toplayarak “Ebu Süfyan, Hudeybiye anlaşmasını takviye ve uzatmak için gelecektir. Fakat bu arzusuna nail olamadan geri dönecektir” buyurdu.

Ebu Süfyan akıllı bir adamdı. Medine’ye gelir gelmez daha peygamberimizin yanına varmadan, Peygamberimizle evli olan kız kardeşi Ümmü Habibe’nin yanına geldi. Bu konuda kendisinden yardım istedi. Ama istediği cevabı alamadığı gibi de terslendi. Kerimesi Ümmü Habibe’nin yanından ayrıldıktan sonra da Peygamberin yanına vardı. Öfkeli bir lisanla “Ey Muhammedi Hudeybiye muadesini yenile ve müddetini uzat” diyerek emir verir gibi hitap etti. Peygamberimiz ise tam bir diplomatik üslupla “ Ey E Süfyan sen bunun için mi geldin.” Ebu Süfyan “Evet bunun için geldim.” O zaman Allah Rasulü “Biz kendi aramızda o ahit üzerinde duruyoruz! Yoksa siz bir hadise çıkarıp onu bozdunuz mu? diye sordu. Allah’ın rasulü bu cevabı ile bu anlaşmanın Mekkeliler tarafından bozulduğunu ikrar ettirdi. Zira anlaşmayı Mekkeliler bozmuş, olacak ki, düzeltmek ve yeniden anlaşmayı uzatmak için Medine’ye gelmişsiniz gibi bozma ikrarını da ağızlarından almıştı. Buna rağmen Ebu Süfyan anlaşmasının yenilenmesi için ricada bulunmasına rağmen Peygamberimiz sustu cevap vermedi… Allah resulünden olumlu yanıt alamayan Ebu süfyan sonraları Hulefa-i Raşidin olarak anılacak Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Aliye tavassutta bulunmaları için başvurdu. Hiçbir olumlu cevap vermeyince manen bitik ve yenik bir vaziyette Mekke’ye geri döndü. Olup bitenleri Mekkelilere anlattı.

DEVAM EDECEK…