Sadrazam Said Paşa'nın istifası üzerine anayasanın ilgili maddesince tarafı eşraf-ı cenâb-ı padişahîden meşrutiyetin ilk hükümetini kurmak üzere vazifelendirdiği gerek sadaret, gerek sehariciye gerekse de dahiliye işlerindeki büyük birikimi ve dehası münasebetiyle Kâmil Paşa’nın getirilmiş olmasına inzimamen Şeyhülislamlık da, onsekiz yıl aralıksız bu vâzifede şerefle hizmet etmiş bulunan Muhammed Cemaleddin Efendiye verilmişti.

Yine evvelce olduğu gibi alay-ı vâla ile babıâlî'ye gelinmiş dualar okunmuş, böylece de meşrutiyetin ilk kabinesi meşrutî hükümlere uygun olarak kurulmuş oluyordu.

Kâmil Paşa gibi dış dünyada olsun, içişlerimizde olsun
ehliyeti herkesçe kabul gören bu ihtiyar zâtın te'siri kabinede müsbet mânada işlerin yürümesine yol açtı. Ayrıca meşrutiyetin getirmiş olduğu ecnebi devletler mütebessim ilişkiler kurabilme şansını denemeye kalktıklarında müşfik ve açık görüşlü bir idâreyle muhatab oldular. Osmanlı Devleti, mülkünde bayındırlık işlerinde bir hayli yapılacak iş olduğunu görmüş bulunmalarından dolayı ve bu işleri yapmak ihâlelerini alabilmek için Avrupa para kasalarının idarecileri İstanbul’u cemm-i gafir halinde ve sık sık ziyaretlere başladılar...

Bütün bu olumlulukları gören İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin reisleri, menfaatperest kişilerin servet ve sermayenin kasalarını açıp devlete her türlü yardımı dâvet eden hâlin, hükümetin hâiz itimad ve emniyet olmasından doğmayıp, meşrutiyetin ilânının temin eylediği bir hâl olduğu ve kendileri dahi hükümet-i idâreyi ele alsalar, hem şahısları hem memleketin istifade edeceği zann-ı bâtıl-ı, kötü düşüncelerini bulandırmış olmalı ki, inkılabın başlangıç döneminde cemiyete dâhil olan bir takım kötü niyetli kişiler, meşhur eşkiyaları başlarına toplayarak kabinenin disiplin perverânesine taban tabana zıt, dini âdaba ve islâmiyyeye ve de kanuni mevzuata tamamen muhalif olan gasp, yağma gibi hallere cesaretle eski vekiller ve devlet memurları ile milletin zenginlerinin hanelerine hücum etmek, bazılarını çeşitli zulûm ve işkence ile sokaklarda sürüklemek ve mevcut nâkit paralarını zorla alma ve gasp eyleyerek memleketi anarşi ortamına oturttular. Türlü türlü bahanelerle de yardım almaya ve bunları toplayıp kendi keselerini doldurmaya başladılar. Böylece de, hükümeti müşkül bir duruma sokmuşlardır. Kâmil Paşa Hz.leri sadaret makamında bir hayli yorulmuştu. Çünkü bir taraftan saydıklarımızın irtikâb ettiği günahların önünü almak bir taraftan da devlet memuriyetine dahil olmayacaklarını beyan eden cemiyet-i ittihadiye reisleri ve âzalarının müsteşarlık ve vâlilik gibi vazifelere yerleştirilmesi için hükümete baskıya ve bunların kanunî vasıflara hâiz olmayan câhil ve değersiz bazı kişilerini de, âyan meclisine sokmak gibi biçimsiz müracaatlarına son vermek ve asayiş ve de disiplini memleket mihverinde devam ettirmek çâresini temine pek gayret göstermiştir.

İttihatçıların çeşitli suçlarına ve memuriyet tâlebi ile
babıâlîyi sıkıştırma teşebbüslerini iyice tetkik edersek, Kâmil Paşa Hz.lerinin sadaret makamında bulunması, birliği gerektiren gizli cemiyetlerin hastalığına uygun gelmediğinden Kâmil Paşa hakkında da, var olan iç ve dış âlemdeki itimadı izâle ettirerek Kâmil Paşa’nın infial ve iğbirarını celple makamını terke mecbur kılma çaresinin aranmasıydı. Bahse konu cemiyet bu hususta emir vermiş olup, hâl bundan başka bir şey değildi.

Selâmet-i vatan ve milletin saadetinden başka bir düşünce
taşımayan ve hiçbir kimseye karşı kin ve düşmanlık taşımayan siyaset tedbirlerinin bu pîr'i, Kıbrıslı Mehmed Kâmil Paşa ilk önceleri, ittihatçılarında aynı his ve fikri taşıdıklarını zannederek, meşrutiyetin gözcüsü ve koruyucusu demek olan meşrutiyeti nigehbân, zannetmesi, bu vasıflardan pek uzaklaşmış olan cemiyet âzaları yüzünden ülkenin göreceği zararı ve tehlikeleri defetmek için gereken nasihatleri yaparak düzelmelerinin çaresini aramaya teşebbüs etmişse de, bahse konu haşeratın, reva olmayan muamele ve müstebit tarzdaki
hareketlerinden vazgeçirilemeyeceğini, şahsi ve nefsi düşüncelerinden başka dünyada bir düşünceleri olmayan, memleket ve millete karşı en ufak bir hürmet hissi ve muhabbeti taşımayan ve her türlü faziletten
mahrum ve çeşitli cinayetler ile fenalıkları yapmaya hazır ve eğilim taşıyan vatan ve millete değil, insaniyet âlemi için varlıkları bir tehlike olan ve de vatanperverlik örtüsü altında ve kisvesi tahtında şahsi menfaatlerini elde etmeye çalışan bu rezil ve hâinlerin vatan ve millet ile katiyen bir alâkaları olmadığını anlamış bulunuyorlardı.

Muazzez vatanımızı bu gibi haydutların eline terk etmek
asırlardan beri bu hâl-i keşmekeşte yuvarlanan devletin ve ülkenin süratlenen bölünme ve izmihlâlinin sebebi olacağını düşünerek bunların başka bir güzellikle ayıklanıp ıslahları çaresini denemiş buyurduklarından haberdar olan İttihatçıların reis takımı, bu haberden fevkalade ürkmüşlerdi.

İstanbul'da bulunan Osmanlı askeri ile lâzım gelen tehditleri yapıp bunları yerine getireme yeceklerini anladıkları için ellerinde silahlı bir kuvvet bulundurmasını düşünerek bir bahane ile Rumeli’de bulunan "Nigehbân-ı Hürriyet" dedikleri Avcı Taburlarını Selânik'den getirip, bu tavırlarla sarayı ve babıâlî 'yi tazyik ve tehdit küstahlığına da cu'ret edip, Kâmil Paşa kabinesinin düşürülmesi çâresini aramaktan geri durmadılar.

İçlerinde en tanınmış olanı ve cemiyet-i ittihadi'yeyi kuran
reislerden ve kabinede adliye nâzırlığı görevinde olan ve cemiyetin tâkip ettiği tarzı tasvip etmeyen Manyasizâde Refik beyefendiyi bile tehdite kalkıştılar. Refik bey'in önce kalbini yordular az sonrada adamın ölümüne sebep oldular!

Kâmil Paşa kabinesinde dahiliye nâzırlığıyla görevli Hüseyin
Hilmi Paşa, bu hain serserilere boyun eğiyor ve onlara uymaktan kendisini bir türlü alamamaktaydı. Bunların kendisini (Hüseyin Hilmi Paşayı, M:H) makamı sadarete getireceklerini vaad edenlere makama kavuşmak hırsı ile gözleri adeta kör olmuştu. Geleceği, milleti ve devleti feramuş (unutmuş) ederek bu hezele ile birleşerek kabinenin düşmesi için bütün kuvvetini bazuya verip çalıştığından vatan ve milletimizin bu hâl-i felâketi ve bölünmeye maruz kalmasına H.Hilmi Paşa’nın böyle davranışı sebep olmuştur. Bu sebep yegânedir desek yeridir.

Fiemanillah.
Kaynak : 'Bildiklerim' Mehmed Selahaddin Ef.dinin Anıları / Hazırlayan: Metin Hasırcı