Salçada milliyetçilik olur mu ?..

               Savaşta olur da, salçada ne demek, aptalca bir şey. Amma dur bakalım. Tiryakinin milliyetçisi oluyor da, sahi, neden olmasın ?..

                                                                                                                                   Xxx

               Kollektif milliyetçilik, veya    milliyetçilikte kolektivizm, ne dersin, hiç duyup işitmişliğiniz vaki mi ?

               Yahu arkadaşım, sen kafayı mı yedin de bizimle makara geçiyorsun. Haydi, birileri makara bakara diyerek idareyi gırgıra almıştı. Amma o büyük adamdı, başka. Senin boyun postun ne ?..

                                                                                                                                  Xxx

              Bak kardeşim. Kollektif milliyetçilik, dünyaya şamil olarak bütün işçilerin birleşmesidir. Bunu Marks demiş diye komünistlik falan diyorlar, yanlış. Şimdi Türkiye’de liberalizm yerine kollektif milliyetçilik olsa, bilhassa ramazan iftarlarında bir kaşıkçık olsun, hiç kimse salçalı domates çorbası içemez. Hele bir de, domatesi yerli ve milli olursa!

             Gerçi İspanyol domatesinin namusuna kimseler ellememiş. Salçası namuslu ithal çorbayı kemali afiyetle içilebilir. Gel velâkin paramız dışarıya gidecek, bu da milliyetsizlik olur, ayıp kaçar.

             Anlaşılan, yerli ve millisinin ayıbından ötürü, bulamasan da sigara içmede  olduğu gibi, salçalı köfte yuvarlamak da, ayni biçimde köylümüze düşmanlık..Çok karışık  bilmece..

             Kestirmeden toparlarsak deriz ki, salçalı köftenin yerli ve millisi köylü düşmanlığıdır, Fransa’dan ithal malı da, vatana ihanet.

                                                                                                                               Xxxxx

            “Ne yapalım ?” 

             Soracaksın, hiç şüphesiz..

             Yapılmaca olan şu. Hükümet politikası olarak, devlete salça fabrikası kurduracaksın. Eskiden devletin et ve süt hatta yem fabrikaları vardı. Köylü de geleceğinden emin rahat rahat yaşıyordu. Şimdi etinin yanında sütüyle domatesi KABZ MALI olup çıktı. Çıkaranlar da MAL KABZÇILARI..

            Sütçü ve peynircilerle, domatesli biberciler, bir sınıf olarak aralarında karter anlaşması yapmışlar. Ekici biçici ve üretici köylü daha mahsulünü üretmeden çiçeği burnunda iken satın alıyorlar, sonra da “hava açtı gün karardı” diyerek, kendilerine bağladıkları alivre malın alış fiyatını düşürüp, üreticinin kanını iliğini  KABZEDİYORLAR..

            Devlet odur ki,  milletin salçasını kendisi üretir..

            Salça dışarıdan gelsin, samanı da unutulmasın, yok öyle şakacıktan devlet millet!

                                                                                                      Xxx

            Süt ve domates, ele gelir gelmez hemen işlenmesi gerekir. İşlenmez ise çürüyerek kokuşur. Anlaşmışsın ve köylüyü kendine bağlamışsın. Sütünü almaz ve pararasını da keser isen, adam sütünü döker domatalarını ezer geçer. Sen bunun hakkını yemiş olursun, Hükümet de yedirmiş..

         Mağdur kişi, kanun yolundan hakkını arar. Öyle diyorlar. Amma, kanunları sen yapmış ve yollarını da usulü veçhile kapatmışsın. İneğin sahibi ne yesin?

            Buna, liberalizmin serbest ticaret ve hürriyeti diyorlar..

            Domates için de diyorsun ki, “Şurası yanmış burası da yamulmuş”. Olur, mu lan?  Sen “Kadın gibi kendi beyanını esas sayarak” parasını kesersen, ekiciyi yakarsın.

          Bana bak.. Yanmış adam cahildir, sen ise allame. Şeytan, senin yanında melek kalır. Kanunları sen yapmış idareyi sen kurmuşun. İşin kötüsü,  yollarını da sen kapatmışsın..

             Buna da serbest ticaretin liberalizmi  diyorlar..

                                                                          Xxxxxx

             Ne yapalım ?…

             Yapacak bir şey yok.

             Kimlerse onlar, Esnaf Odalarına ve ilave olarak Ticaret Odasına soralım. Bu iri göbekliler, “Bana ne diyerek” hiç bir şey yapmasalar da, hiç değilse, anlatırlar,  “Batı Medeniyetinde  usul böyledir” diyerek kıllarını kıpırdatmasalar da..

              Biz de öğrenmiş oluruz bizim memlekette ne edep kalmış ne haya !..

                Ve dahi, öğrenmiş oluruz edebsizliğin sadece uçkursuzluk olmadığını…

              Pazarda, mağazada etiketler niye iki lira doksan dokuz kuruş, veya sekiz yüz doksan dokuz lira ve ayni biçimde  kuruşları da çetrefilli.

              Utandırıcı ve yüz kızartıcı sebepler, teferruatlarında gizlenir…