“Robert Koch Enstitüsü ve çok sayıda bilim kurulunun tam 8 yıl önce sunduğu rapor ortaya çıktı. Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Alman Meclisi’ne sunulan raporda, ‘Mutasyona uğramış, yeni SARS-Koronavirüs, Güneydoğu Asya’daki bir hayvan pazarından çıkacak. Tüm dünyayı saracak. Ülke olarak hazırlıklı olmalıyız. Üç yıl sürecek. İki kez mutasyona uğrayacak. Aşısı üç yılda ancak bulunacak. Bir kez hastalanan, iyileşmiş olsa bile mutasyona uğramış yeni virüsten yine etkilenebilecek." (Gazetelerden)

“Mısır'daki El-Ezher Büyük Alimler Heyeti, yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınından korunmak amacıyla cuma ve camilerde cemaatle namaz kılınmaması yönünde cevaz verdi.” (Gazetelerden)

 

Vay be!

 

Umberto Eco’nun, “Gülün Adı” romanında Kilise’nin, “gülmeyi yasaklayan” ve bunu “dine aykırı” gören tavrının üzerinden çok fazla zaman geçmedi aslında.

 

Gülmeyin, mizah yapmayın ki eleştirmeyin, hiciv çıkmasın ortalığa ve böylece kayıtsız şartsız inansın, biat etsin insanlar!

 

Bu ne büyük hız böyle!

 

“Mutasyon” ya da “değişinim” bir canlının genetik dizilimi içinde meydana gelen kalıcı değişimlere verilen addır.

 

Doğa farklı olanı, değişik olanı sever ve bu tür oluşumların yaşamasına destek çıktığı gibi, hep aynı kalanları da yok ederek hayattan siler.

 

En küçüğünden, en büyüğüne kadar tüm canlılar da birer organizmadır, toplumlar da…

 

Ve “mutasyon” onlar için de değişmez birer gerçekliktir aslında.

 

Musa’nın ve Museviliğin ortaya çıkışı, kendisi de bir Yahudi olan İsa’nın, bundan 2 bin küsur yıl önce Haham’larabaş kaldırışı, “kuluçka süresi” 130 yıl kadar sürse de Hristiyanlığın ortaya çıkışı…

 

Sonra, ortaya çıktığı yüzyıla göre çağın en devrimci dini olan Müslümanlığın dünya sahnesinde yerini alması, hep birer mutasyondur.

 

Ve yine tüm mutasyonlar beraberinde acıyı, ölümü getirirler!

 

Savaşlarda milyonlarca insan kafası kesilerek öldürülür, çarmıha gerilir, kazığa oturtulur!

 

Kutup ayıları mutasyonun dik alasıdır mesela!

 

Aynen Fatih’in hocası Akşemsettin ve Uğur Mumcu’nun ağabeyi Ceyhan Mumcu gibi, genetik dizilimlerindeki bir başkalaşım nedeniyle tüyleri “beyaz” çıkan bir mutantın neslinden gelir hepsi.

 

Beyaz oldukları için doğaya uyum sağlamışlar, kolayca saklanıp beslenerek de varlıklarını sürdüre gelmişlerdir.

 

Tabii boz ayıların kutuplarda yaşayamayıp yok oldukları da ayrı bir gerçektir.

 

Aşırı sıcaklık artışı, radyasyon, maruz kalınan kimyasal madde ve ilaçlar, ortamın asitlik ya da bazlık derecesi, alkol, sigara, uyuşturucu, hava ve su kirliliği ve ateşli hastalıklar, tüm bunlar bir canlıda mutasyon ortaya çıkmasına neden olabilir.

 

Bazen de bir “soru” neden olur buna!

 

Eğer Şems bir gün Konya’da, Cuma namazından dönen Mevlana’nın atının yularına yapışıp da; “Ey Mevlana, söyle bakalım… Allah indinde Hazreti Muhammet mi yoksa, Beyazıt-ı Bestami mi daha makbuldür” diye sormasaydı, bu gün “Mesnevi” diye bir kitap hiç yazılmayacak ve Afganistan’ın, Belh kasabasında doğan Jalāl ad-DīnMuhammadBalkhī diye bir şahıs tarih sahnesinde yerini almayacaktı.

 

Mevlana’nın mutasyon geçirmesini sağlayan kişidir Şems.

 

Bu arada O’na atfedilen “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” lafı Mevlana’nın değil, Beyazıt-ı Bestami’ye aittir gerçekte; bu da böyle biline!

 

Örneğin, PKK da bir mutasyondur.

 

Devletin geçmişte bir birimi tarafından özellikle doğudaki sol gruplarla mücadele etsin diye kurulup beslenen, sonra Türkiye’nin başına bela olan bir mutasyon!

 

FETÖ bir mutasyondur…

 

Salya sümük ağlayarak, “hizmet hareketiyiz” diye devletin en uç noktalarına kadar sokulan, sonra da Amerikan ajanlarının yar ve yardımcısı olduğu anlaşılan, ardından kendi insanına kurşun sıkan, beyni yıkanmışların doldurduğu hain ve henüz yok edilememiş bir mutasyon.

 

Bundan milyonlarca yıl önce dünyaya çarpan göktaşı da bir mutasyonun tetikleyicisidir aslında.

 

Dinozorlar yok olmasaydı, yer küredeki dev canlı ve bitkilerin yerini daha minimaller almasaydı, muhtemelen bu gün Kemal Demirel diye biri hiç yaşamamış olacaktı!

 

Hatta O’nu tam 2 kez Bursa Milletvekili yaparak bu kenti Çankırı düzeyinde gören Deniz Baykal, Akdeniz’de bir plankton, yine sekreter durumundan mebus listesine yazdığı Nesrin Baytok,
Kocasu Çayı’nda bir demet su teresi
, Demirel’in eniştesi Doktor Mahmut’sa, Emine Örnek Okulundaki havuzun kurucusu olabilirdi pekala.

 

Her ne kadar kimse okumasa da yazdığı şiirimsileri bir kitapta toplayarak, Emine Örnek Okulu’ndaki öğretmen ve hizmetlilere satıp köşeyi dönen Kemal Demirel de mutasyon geçiren hemşerilerimizden.

 

Sadece korona mı?

 

Mutasyonun bini bir para yurdumuzda!

 

“Eskiden bir lokma, bir hırka” diyenler, kendilerine ilişmesinler diye karılarının altına birer cip çekip, şimdi dünya nimetlerinden istifade ediyorlar!

 

Devlet Bahçeli “püskevitten” fındıklı gofrete yatay geçiş yaptı çoktan.

 

Numan Kurtulmuş, Ertuğrul Günay, Mehmet Bekaroğlu, Abdüllatif Şener gibi siyasetçiler “değişimin” en bariz örnekleri!

 

Ülkemizde “mutasyonun ideoloğuysa” merhum Süleyman Demirel:

 

“Dün dündür, bugün bugün!..”

 

Geçmişte yaşı küçük çocukları “Asmayalım da besleyelim mi” diyen Onbaşı Kenan Evren mezarında çoktan kırkayak, çiyan ve solucan gibi mahluklara dönüşmüş durumda, Ahmet Özhan’dan şarkılar dinliyor!

 

Ancak en acı mutasyonsa, geçmişte “iyi günde, kötü günde” diyerek göz boyayan, fotoğrafçıya el ele, fonda martıların eşliğinde mutluluk pozları veren, şimdi eşi akşam eve gelip de zili çalınca “Ananın evine git, köpeğe korona bulaştıracaksın” diye adama kapıyı açmayan hatunların yaşadığı ki, bulunan ve bilinen tek aşısı şöyle:

 

“Minareden at onu, in aşağıya tutma onu!..”