Hayat mutlu sonla bitmemeye programlanmış, kötülüğün egemen olduğu, distopyaların gerçeğe döndüğü bir acı çekme platformu.

Hayatı boyunca iyilikten yana olan, kimsenin aleyhine fikir sahibi olmayanlar kitabın sonunda hep kaybeden karakterler oluyorlar.

Başkalarının iyiliğini düşünürken kendini dibe batırmak,

Çevrendekileri mutlu edebilmek adına, öz mutluluk kredini yok etmek,

Milletini ihya etmeye çabalarken sırtından bıçaklanıp; ‘’Sen de mi Brütüs’’? demektir işte hayat.

Peki sorgulayalım, acaba gerçek mutluluk tüm dış etkenlerden bağımsız mıdır? Para pul, iktidar, mal mülk, sağlık, ikili ilişkiler gelip geçici ve değişken durumlar mıdır? Yoksa gerçek mutluluk gelip geçici olmayan, değişken olan tüm dış etkenlerden bağımsız ve rastlantısal olmayan bir olgu mudur? Geçici mutluluğa herkes ulaşabilir. Söylenen bir söz, alınan ufak bir hediye, bir güler yüz mutlu edebilir insanı. Ancak gerçek mutluluk bir kez elde edilirse, bir daha asla yitirilmez.

Tüm bu düşünceler aslında Kinizm fikrinin temelleridir. Dünyadaki en ünlü kinik ise herkesin yakından tanıdığı Sinoplu Diogenes. Dimağımızda yıllardır yer alan ‘’Gölge etme başkan ihsan istemem’’ sözünü herhangi bir arzusu olup olmadığını sorgulayan Büyük İskender’e söylemiştir.

Kiniklerin temel felsefi konumları eleştirel yaklaşımları tarafından şekillenir ve kinizm düşüncesinin etik ilkesi erdemdir. İnsanlık her tür gereksinime olan bağımlığından kurtulmalı ve de özgür olmalıdır ve işte bu şekilde gerçek mutluluk elde edilebilir.

Kendine yetebilme, iç huzura sahip olma teoride çok kolay gibi gözükse bile, pratiğe dökmesi bir hayli güç olan bir felsefe. 21. yüzyılın materyalist insanları ile birlikte yaşarken, kinizm görüşünün yaygınlaşması, uygulanması ve kitlelerce benimsenmesi yakın gelecekte zor.

Kinik adı, Yunanca köpek manasına gelen ‘’kyon’’ kelimesinden türemiştir. İnsanlık; hazzın, güzelliğin, şöhretin, materyalin peşinde koşmamalıdır. Buna göre mutluluk köpekliktedir, köpek olabilmek mutlu olabilmektir.

Mutluluk para ile satın alabilen, sergilenebilen ve çoğaltılabilen bir olgu değildir. Mutluluk sıcak bir yaz gününde ağacın gölgesinde serinlemek, dondurucu kış aylarında içimizi ısıtabilecek bir fincan kahvededir.

Çevremiz mutlulukta doludur. İnsanı insan eden erdem yaşayanlara mutluluk verir. Erdem, yaşamakla mümkündür ve hayatın kendisi erdem içermektedir.

İçinde yaşadığımız yüzyıl; erdemi ayaklar altına alan, onuru çiğneyen, insanı insan yapan tüm olguları yok eden gaddar bir yüzyıl.

Bu evreni Can Yücel’in Shakespeare çevirisi gibi özetlemek de mümkün;

‘’Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,

Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,

Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,

Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene’’

 

Mutluluğu materyalizmde gören çağımızın insanlarının unuttuğu ve unutmaya devam edeceği gerçek ise mutluluğun kinizmde olduğu, mutluluğun köpeklikte olduğudur.