Güne müzikle uyanmak yıllardır sürdürdüğüm ne güzel bir alışkanlığım. Kahvaltımı da müzikle yaparım. Okurlarıma tavsiye ederim

**********************

Plaklarla, CD’lerle, bantlarla dolu bir müzik kütüphanesiyle; müziğin harikulade evreninde beni büyüten ebeveynlerime; başta dedem, müzik öğretmeni ve harika bir klarnet ustası Hüsnü Ortaç olmak üzere minnettarım.

Zamanla müzik dinleyerek, konserler izleyerek, müzik kitapları okuyarak; bir ara Radyo S’te “Mavi Nota’’ adlı caz programı yaparak; müziği anlamaya, müzik beğenimi geliştirmeye büyük emek harcadım. Şu korona günlerinde moralimi sağlam tutabilmişsem o emeğin sayesindedir.

**********************

Caz, klasik müzik; tangolar, fadolar, şansonlar, napolitenler, aryalar, türküler, uzun havalar, sanat müziği yalnızlığımda bana yoldaş oldular.

Besteciler, virtüözler, sazende ve hanendeler, şefler, solistler, korolar, orkestralar omuz başımdaydılar. Hepsine minnettarım.

SHLOMO MİNTZ

Dün sabah bir yandan kahvaltı ederken; bir yanda da,keman virtüözü ve besteci Fritz Kreisler'in, kemanın içli tınısını ortaya çıkaran ve Kreisler'in dehasını gösteren iki harikulade aşk şarkısını; "Liebesleid’’ (aşk kederi) “Liebesfreud’’ (aşk sevinci)''ni yaşayan en iyi kemancılardan Shlomo Mintz’in yorumuyla dinledim.

**********************

Mintz geçtiğimiz yıl şehrimizde, Oğuzhan Balcı şefliğindeki Bursa Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde, bu yıl dünyada 250. doğum yıldönümü kutlanan Beethoven’in opus 61 numaralı Keman Konçertosu’nu (en sevdiğim keman konçertolarındandır) çalmıştı.

Konserin ikinci yarısında ise, Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası, Çaykovski’nin “Kader Senfonisi”’ni yorumlamıştı..

Hümanist kişiliğiyle de gönlümde yer eden bu büyük sanatçıyı dinlemek unutulmaz bir zevk ve onurdu.

Korona günlerinde kentimizin gururu Bursa Devlet Senfoni Orkestrası konserlerinden mahrum kalmak ne üzücü.

KAHVALTIDA

Kahvaltıda çayıma küçük bir limon dilimi koyarken aklıma Cemal Süreyya’nın “Kahvaltı’’ şiiri geldi:

“Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem/ Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı.’’

**********************

Annem, Müzeyyenim her sabah saksı çiçeklerini sular, kuşlar için pencere pervazına ekmek, peynir, zeytin dilimler; ardından erik ağacı manzaralı mutfağımızda kahvaltımızı hazırlarken bana şefkatle gülümser ve derdi ki: “Çiçekleri ve kuşları doyurduk sıra bizde.’’

Dünyayı, çiçeklerle ve kuşlarla paylaştığımızı ve aslında doğaya ait olduğumuzu böyle kavradım.

 

O ZOR SORU

Kahvaltıda, ABD’deki sokak hareketleri, yaşanan çatışmalar yansıyordu televizyondan.

Yağmur başlarken düşündüm…

Kelebeğe, papağana, tavus kuşuna; bir laleye, bir güle, bir gelincik çiçeğine bakarken; gün doğumlarının ve gün batımlarının gökyüzünde oluşturduğu renk cümbüşünü soluksuz seyrederken; yağmurlu toprak kokusunu içime çekerken ve bir bebeğin masumiyetle ışıldayan gülümsemesine dalınca; bütün bu harikuladelikler karşısında heyecandan tıkanırım sorarım kendime:

“Bütün bunların 15 milyar yıllık tarihi var. Dünya 4.5 milyar yıldır dönüyor güneşin çevresine ve hepsi atomlardan oluşmuş ve birbiriyle bir bağ içinde. Ama anlayamıyorum bunca güzelliğin yanı başında savaşlar, şiddet, tecavüz, işkence, Nazilerin insan yaktığı toplama kampları, kölecilik, ırkçılık, faşizmin zindanları; nükleer başlıklı roketler ve insanın insana bitmeyen bu zulmü bu kan neden, neden, neden var?’’

**********************

Bizi bu sorular ve onlara verebildiğimiz yanıtlar insan yapacak.